Demek asıl olan yeni demokrasinin temel direklerinin tasarlanması. Dolayısıyla her şeyden önce: Devleti yeniden nasıl örgütlemek istiyoruz?
Yüzümüz adeta her an iki yöne çevrili olmak zorunda ama bu bir ikilem değil. Hem –hele bu acayip ülkede daha çok– yaşadığımız günlere hem geleceğe. Yaşadığımız günlerin içindeki mücadelemiz hiç bitmiyor, çeşitli biçimlerde içinde olduğum son elli yılda yerimizde rahat oturmamıza hiç mi hiç izin vermeyen bir mücadele bu. Ve bunu gelecek için yapıyoruz. İçinde yaşadığımız koşulların sorunlarını saptamak, o sorunların çözümlerini üretmek, böylece çözümler için düpedüz savaşmak zorundayız. Öyleyse nasıl bir gelecek istediğimizi ortaya koymamız gerekiyor.
Yaşadığımız ânı çözümlemekte beceriksiz değiliz, geçmişte de böyleydi, bugün de. Bunu iyi yapabildiğimiz için Türkiye İşçi Partisi’nin ürettiği politikalar ve onlara uygun pratiği belki de hepimizin beklediğinden daha büyük bir ilgiyle karşılanıyor. Bu ilginin nesnel karşılıkları var. O karşılıkları göstererek, yaparak sınanıyoruz. Peki gelecek tasarımıyla ilgili de tastamammıyız? Bunu da söyleyemeyiz.
Sosyalist bir partinin elbette sağlam bir gelecek tasarımı, dolayısıyla bir kuruculuk programı olmalı.
Bir gelecek tasarımı için geçmişi bilmek gerekiyorsa onun için de endişe etmeye gerek yok. “Zor olan yeni fikirler değil, eski fikirlerden kaçınmaktır” demiş Keynes amcamız. Neyse ki onu hallettiğimizi düşünüyorum. Demek bizim asıl sorunumuz yeni fikirler ortaya koymak, sonra da onların bütün ayrıntılarıyla tasarlanması. Bu ülkenin, toplumun, yaşadığımız kültürün geçmişini iyi biliyoruz. Sosyalist ve devrimci hareketler olarak yapmamız gereken özeleştiriyi eksik bırakmış olsak da, geçmişi doğru anlamakla ilgili sorunumuz yok. Dolayısıyla gelecek tasarımımız o geçmiş değerlendirmesinin içinden çıkabilir. Tarihsel maddeciliği de böyle alıyorum. Yaşayan bir düşünme biçimi olarak. Bir bütün olarak Marksizmi de böyle anlamamız gerekmiyor mu? Onu zaman zaman bir dogma olarak aldığımız koca bir gençlik dönemini yaşadık. Oysa o bir düşünme biçimi ve yöntemi.

Sosyalist bir partinin elbette sağlam bir gelecek tasarımı, dolayısıyla bir kuruculuk programı olmalı. Biliyoruz, parti programlarımız ayrıntılandırılmamış genel ve temel ilkeler ve sözler içerir. İçinde ya da yöresinde yaşadığımız sosyalist ve devrimci partilerin hangisinin o programları aşacak sağlamlıkta bir gelecek tasarımı var? Biz nasıl bir gelecek tahayyül ediyoruz ve onu nasıl gerçekleştireceğiz? Bunu henüz ortaya koyamadığımızı sanırım görebiliyoruz.
Bir gelecek tasavvurunda niçin ısrarlıyız? Sosyalizm idealimizin gerçekliğini yaşayabilmek için. Bizim asıl amacımız bu. Aynı zamanda içinde yaşadığımız dönemin her şeyiyle geçici olduğunu bildiğimiz için. Determinist değiliz ama değişim bizim elimizde olmadan da yaşanacaktır. Antik dönemlerde değişim kaplumbağa hızındaydı, şimdi içinde yaşadığımız değişimin hızına arap atları yetişemez. Ayrıca bu değişimin ileriye gittiğini de öngörebiliriz, buna engel yok. Muazzam bir bilgi yükünü sırtlıyoruz, onları öğrenmek hayatı hızlandırıyor, yeni uygulamalar, sürekli öncekini eskiten seçenekler... Hayatın ileriye doğru büküldüğünü biz göremeyebiliriz ama şunu biliyoruz: İleriye doğru gidişi otoriter yönetimler, yeni kapitalist güç odakları da önleyemez. Ama asıl sorunumuz bununla oyalanmak değil. Biz önümüzde görebileceğimiz bir uzaklıktaki geleceği tasarlamak ve onu gerçekleştirmek için çalışmak zorundayız.
Önce içinde yaşadığımız sahte demokrasinin yerine nasıl bir demokrasi geçirmek istediğimizi ortaya koymalıyız. Bu ödev hemen önümüzde. Bir yanıyla gelecek praksisi içinde yaşamak demek bu. Devrimci ve reformcu bütün eylemlerimiz kendilerini bu praksisin içinde dışavuruyor. Dışavurmanın gücü oranında etkili oluyorlar.
Çiğnenip ezilmiş haliyle değil, ayakta kaldığı haliyle de savunulamayacak bir çöküş içinde, çürümüş, işe yaramaz bir demokrasi o.
Bunun kuramsal bir yanı var. Politik olanın temeli: burada kuramdan kastettiğim bu. Sonra da o temelin üstünde yükselen bir program. Sözgelimi bir yeni demokrasi programı. Sosyalizm tasavvurundan önce. Bu ülkede 1961’den bugüne sahip olmaya çalıştığımız, amaçladığımız, savunup koruduğumuz bir demokrasi vardı. Bir anlayış ve gerçeklik olarak görüp savunduğumuz haliyle üstelik özgürlüklerini doğru dürüst bir gün bile yaşayamadığımız demokrasi. Ona ne oldu? Çiğnenip ezilmiş haliyle değil, ayakta kaldığı haliyle de savunulamayacak bir çöküş içinde, çürümüş, işe yaramaz bir demokrasi o. Belki geç anladık ama öyleymiş.

Demek demokrasi dediğimiz zaman, bize verilmiş olandan söz etmiyoruz, onu artık her şeyiyle aşmak zorundayız. Kısaca, başka bir demokrasi istiyoruz biz, adı ne olursa olsun. Ben ona yeni demokrasi diyorum. Bir de şöyle belirtelim: Yeni Demokrasi. Demek önemli.
Peki yeni demokrasinin ne olduğunu ve nasıl olması gerektiğini biliyor muyuz?
Sosyalistler bambaşka bir demokrasinin bazı ayaklarını, ayrıntılarını programatik belgeler halinde çalışıp ortaya koydular. Örnekse, Türkiye İşçi Partisi’nin hemen önümüzdeki sorunlar (konut sorunu, üniversite reformu, sendikal örgütlenme, tarım sorunu) için yaptığı bazı sınırlı çalışmalar yeni demokrasinin ayrıntılarına ışık tutabilir. Öteki sol ve sosyalist partilerin yaptığı çalışmalar da var. Ama bu kadar. Bu arada dijital demokrasi kavramını atıyoruz ortaya. Henüz kimselerin üstünde durmadığı bir kavram ve kavram olmaktan çıkması için onu bir program olarak da ortaya koymak gerekiyor. (Peki daha uzak gelecek için bir dijital sosyalizm de var mı önümüzde?)
Bu bir sosyalizm programı değil ama nitelikli bir gelecek tasarımı. Bunu yapmadan uzun yolda yürüyebilir miyiz?
Demek asıl olan yeni demokrasinin temel direklerinin tasarlanması. Dolayısıyla her şeyden önce: Devleti yeniden nasıl örgütlemek istiyoruz? Tepeden tırnağa: yürütmenin ve yasamanın, yargının, güvenlik örgütlerinin, bürokrasinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir çalışma koymalıyız önümüze. Sonra da devletin egemen olduğu toplumsal alanlar: sanayi ve tarım, bankacılık sistemi, bilim ve teknoloji, ekolojik sorunlar, sivil toplum, okul eğitimi, özel olarak üniversite, şehirler, köyler… gibi bir dizi alan nasıl düzenlenmeli.
Bu tasarılar hayatın hemen bütün alanlarını kapsayan derin bir programa dönüştürülmeli ki, nasıl bambaşka bir demokrasi istiyoruz, sol ve sosyalist hareketin bütününün önüne bir program konabilsin, hem programı önüne koyduğumuz bütün halk kesimleri onu anlasın hem de onu savunacak olan sosyalistler, parti üyeleri.
Bu bir sosyalizm programı değil ama nitelikli bir gelecek tasarımı. Bunu yapmadan uzun yolda yürüyebilir miyiz?
Hem ideal bir gelecek tasarımı istiyoruz hem de o ona inanmak. Sonra da onu adım adım gerçekleştirmek için mücadele. İçinde hem devrimci atılımlar var hem reformcu dönüşümler. Böyle bir alacakakanlık içinde bütün reformcu dönüşümlerin özünde devrimci olduğundan kuşku da duymadan.






