Okuduğu bölümle ilgili meslek sahibi olması ve üretmeye başlaması gereken gerçek yetenekler, ailesi zengin ve etkili tanıdığı olanlar tarafından sessizce manipüle ediliyor.
İnsan toplumu, ailelerle, ailelerse çocuklarla sürekliliğini korur.
Toplumun tüm sınıfsal yapıları arasındaki çelişkiler, bir ailenin fertleri tarafından dönemsel olarak yaşanır. Ailelerin çocuklarının eğitimleri hakkında karar verme safhası ailenin ait olduğu toplumsal sınıf seviyesine göre değişir.
Gelir düzeyi orta seviyede seyreden bir ailenin çocuğu, ailenin sınırlarını zorlamasını vicdani olarak istemiyor olabilir. Diğer seçenekler de mevcutken geleceğinden feda edebileceği kadarını ailesi için gözden çıkarabilir. Bu sebeple devlet okullarında zamanın gerektirdiği gerekli eğitimi almaya hazırlar kendini. İlk ve ortaokul eğitiminden sonra geleceğini şekillendirmeye fiziki olarak başlayacağı lise eğitimine gelir sıra. Lisede de aynı derecede başarılı olan öğrenci, ailesinin kendi isteklerine olan hevessiz tavrı karşısında hem ekonomik hem de sosyolojik olarak uygun görülen bir üniversite ve bölüm tercih edebilir. Bütün orta halli diyebileceğimiz ailelerde olaylar bu seyirde gelişmemiş olabilir, fakat bir genelleme için bu böyledir. Ailemizin bu genci üniversite eğitimini başarılı bir seviyede tamamladıktan sonra, biraz da kendi içinde “Ben ne yapmak istiyorum?” sorusuyla mücadele ederken, elinden gelenin sadece maddi özgürlüğe kavuşmak olduğuna inanır.
Buna istinaden de her başarılı mezun öğrenci gibi bitirdiği bölümle ilgili iş ilanları arasında zamanını harcamaya başlar. Mezunu olduğu bölümün gerektirdiği bütün eğitimleri ve sertifikaları tamamladıktan sonra kendisi için uygun gördüğü iş ilanlarına başvurusunu gerçekleştirir.
İster öğretmenlik, ister televizyon sinema, ister mühendislik, ister teknisyenlik, ister konservatuar olsun mezun olunan bölüm. Konu iş bulmaya geldiğinde hiçbirinin özel sektör çerçevesinde yaşadığı zorluğun bir diğerinden farkı yok.
Bugün topluma bakıldığında genç beyinler, üretmeye, üretimini sürdürmeye, öğrenmeye, öğretmeye, araştırmaya hazır eğitimli bireyler özel sektör denilen kanalda çürüyüp gidiyor. Bu kanalda kendini göstermeye, yeteneklerini kullanmaya, eğitimini geliştirmeye fırsat dahi bulamadan kendini maddi zorluklarla boğuşurken buluyor. Genç mezunların yeterli ve etkili alanları yok ediliyor bu mücadele içinde. Özel sektörde, genelleme yapmak bu açıdan kolaydır ki, torpil ve paradan başka sözü geçen bir unsur daha yok.
Parası ve hakikatli tanıdığı olmayan bu genç beyinlerin, kendi maddi özgürlüğünü kazanmaya zorlayan şey, mesleki yeteneklerini geliştirmelerine de engel oluyor. Hal böyleyken genç yetenekli bireylerin içlerindeki çalışma şevki de, geleceklerine olan inancı da azalıyor.

İllüstrasyon: CHNG CHOON HIONG
Banka müdürü, "Mevduat getir, yarın işe başla," derken bu yöntemle işe giren insanlar karşısında ve buna müsaade eden özel sektör karşısında gittikçe çekimser bir ruh hali sarıyor genç yetenekleri.
Çalışma hayatı içindeki bu tür haksızlıklar, adaletten, vicdandan ve etikten yoksun tavırlar karşısında genç yetenek toplumun kendisi gibi arada kalmışlara uyguladığı acımasızlığa karşı sürdürdüğü dürüst duruşu sayesinde kendi vicdanını rahat kılabiliyor belki.
Okuduğu bölümle ilgili meslek sahibi olması ve üretmeye başlaması gereken gerçek yetenekler, ailesi zengin ve etkili tanıdığı olanlar tarafından sessizce manipüle ediliyor.
Bir yandan da sadece maddi olanakları el gerdiği için kendisini buna bağlı olarak başarılı sayabilenler var ki bu türden insanlar ise, görünüşleri ve tavırlarıyla, toplumun içindeki bu çürümüşlüğe örnek teşkil ederler.
Maddi gücüne güvenen teneke beyinlerse üniversitelerde yer kaplamaya devam ediyor. Belli bir akademik başarı gözetmeksizin, üniversite yollarını ve daha ilerisini kendilerine paraları ile açıyorlar.
Başarı kanıtı olmaksızın ticarethaneye dönüşen özel eğitim kurumlarında olduğu gibi bu türden akademik eğitim veren üniversitelere, etikten, tecrübeden ve insani değerlerden yoksun sürüyle akademik eğitim almış ama içi boş, olmuş olmak için ortaya çıkmış maddi gücünden başka gerçek bir dayanağı olmayan akademisyenler yetiştiren kurumlara, sorulması gereken bazı noktalar vardır:
- Başarı, zorlama ve itekleme ile elde edilmeye çalışılıyorsa ortaya çıkan sonuç endişe verici olacaktır. Bunun önüne nasıl geçilebilir?
- Başarının temeli insani değerlerle ters düşüyorsa ve göstermelik bir süreç hâline gelmişse, orada salt bir başarıdan söz edilebilir mi?
- Bu ahlaki ve hakiki değerlere ters düşen yöntemle eğitim camiasına salınan teneke beyinlerle eğitime nasıl katkı sağlanacağı düşünülebilir?
Söz ettiğim bu soruların cevapları var mıdır, açıkça beyan edilebilir mi, bilemiyorum!
Gelelim ki gerçek fayda ortaya koyabilecek bilgi ve birikime ve eğitimin olmazsa olmazı meraka, öğrenmeye tüm algısıyla açık temiz beyinler bu çöplükte yok olmaktansa merkakın yoluna hiç girmemeyi tercih ediyorlar. Bunun sonucu olarak da hem sosyolojik birtakım çöküşler meydana geliyor hem de paranın yeni güç olmasının yolu sonsuza kadar açılıyor.
"Benim param varsa ben her şeye sahip olabilirim, ben her şey olabilirim" algı dönüşümüyle ülke ekonomisine katkı sağlayan bütün sektörler ve bunlara sağlam zemin hazırlayarak başarı vaadi veren eğitime katkı sağlayanlar nasıl bir çıkmaza doğru sürüklüyor geleceğin asıl sahibi gençlerimizi?
Cevapsız kalırsa sorular, çok daha büyük sorunlara yol açarlar.
Eğitimin gerçek sahiplerine, öğretmenlerimize, sağlığımızı her daim borçlu olduğumuz sağlık çalışanlarımıza, işini iyi yapmaktan onur duyan tüm emekçilerimize sevgilerimle…






