Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Mart 2025

Hayat

Victoria Dönemi’nde Kedileri Beslemek

Kathryn Hughes

Paylaş

1

0


Kediler ateşli fare avcılarından Victoria Dönemi’nin sevilen ev arkadaşlarına dönüştüklerinde, üstünde “Kediler ve Köpekler İçin Et” yazan el arabaları ortaya çıktı ve böylece ilk evcil hayvan maması ekonomisi doğmuş oldu. 

Kraliçe Victoria’nın akla hayale gelmeyen bir şey yapıp ölmesinden on gün önce, yani 10 Ocak 1901 tarihinde, kediler için et satan iki yüz elli kişilik bir grup Londra’nın merkezinde bir araya geldi ve Holborn’daki bir lokantada mükellef bir akşam yemeği sofrasına oturdu. Bu satıcılar el arabalarıyla sokakları dolaşır, evde beslenen hayvanlar için at etinin yanı sıra ucuz sakatat satarlardı. Kimi zaman satıcılar evlerden birinin önünde durup önceden sipariş edilen, çoğunlukla şişe dizilmiş vaziyette paketlenen etleri kapıya teslim ederler, kimi zamansa onların sesini duyanlar sokağa iner ve istedikleri eti satın alırlardı. 

Bu, şu anlama geliyordu: Geçmişte kedilerden beklenen tek şey, mutfaktaki ya da tavan arasındaki türlü mahlukatı avlayıp kendi yemeğini bulmasıyken zamanla bu durum değişmiş ve insanlar bu sevimli dostları için kendi mutfak bütçelerinden pay ayırmaya başlamıştır.

Fakat satıcıların yolunu gözleyenler ev sahiplerinden ibaret değildi. Arabalarıyla sokaklarda turlamaya başlar başlamaz kediler etraflarını sarardı. Bu kedilerden kiminin evi vardı kimininse yoktu ama kesin olan tek şey, her birinin payına az da olsa bir parça et düştüğüydü. Her ne kadar satıcılar tarafından tedarik edilen etin, İngiltere’de bulunabilecek en sert et olduğu söylense de, satıcılar sattıkları ürünün katılığıyla değil, yumuşak kalpleriyle tanınırdı. Sık sık bacaklarına dolanan kedileri besler, dönüşte artan etleri sokakların kuytu köşelerine bırakır, hatta zaman zaman masalsı hikâyelere sebep olurlardı – mesela Bedford Düşesi, satıcılardan birinin kurtardığı kediyi evlat edinmişti. 

Satıcıların satıcıları – parlak siyah şapkaları, mavi önlükleri ve kadife pantolonlarıyla – araştırmacı gazetecilerin merakını celbetmeye başlamasıysa ancak Kraliçe Victoria’nın hükümranlığının ortalarında mümkün oldu. Kediler için et satan bu adamların gizemli dünyasını gözler önüne seren ilk isim, London Labour and the London Poor (1851) adlı kitabıyla Henry Mayhew’di. Mayhew’e göre Londra’da yaklaşık bin kişi bu işten para kazanıyor ve yaklaşık üç yüz bin kediye hizmet veriyordu. Üstelik sokakta beslenenlerde aynı hanede yaşayan birden fazla kedi bu sayıya dahil değildi. Kulağa kazançlı bir iş kolu gibi görünse de, Mayhew kendisi için bilgi toplayanları doğru sorular sormaya yönelttiğinde işin arka planında çok yoğun bir emek olduğunu keşfetti. En basitinden bir satıcının gün içinde yürüyerek kat ettiği mesafe otuz, kırk mile yakındı. 

En iyi satış yapılan yerlerse genelde tüccarların, tamircilerin ve işçilerin yaşadığı semtlerdi. Özellikle de meydanların arka taraflarına denk düşen ara sokaklar, arabalı satıcılar için bire birdi.  Mayhew’in kaynağına göre “Orada işler çok daha yoğundu.” En kötü müşterilerse yaşlı hizmetçilerdi çünkü hem çok sıkı pazarlık ediyor hem de fiyatı iyice düşürdükten sonra yarım peniyi o an ödüyor, kalan yarım peniyi sonraya bıraktıkları içinde çoğunlukla ödeme yapmayı unutuyorlardı. Yani kedi besleyen yaşlı kadınlar, şu an olduğu gibi o zaman da kapitalizmi ve kapitalizmden kâr elde eden erkekleri tehlike atmakla suçlanmıştı. 

Sonraki yirmi yıl boyunca dergilerde kediler için et satan bu adamlarla ilgili pek çok yazı yayımlandı ve yavaş yavaş detaylar ortaya çıkmaya başladı.  Hemen hemen hepsi sosyal statü anlamında alt sıralarda yer alan saygıdeğer insanlardı. Kimileri hayatı boyunca bu işten başka bir iş yapmamış, kimileriyse çalışma hayatlarının sonlarına doğru bu işi meslek edinmişlerdi. İşinde başarısız olup dükkânını kaybeden kasaplar ve yıllarca zehirli boyaları soluduktan sonra başka bir işle geçinmek zorunda kalan boyacılar bu ikinci grup içinde en sık rastlananlardı. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde kadınlar da bu işi yapmaya başladı. Üstelik etleri satmak için eski bebek arabalarını kullanıyorlardı. 

Satıcılar, olur da barlardan biraz uzak durabilirlerse, istikrarlı bir yaşam sürmelerine imkân sağlayacak ufak bir birikim yapabiliyorlardı. Hatta içlerinde kilise okulunda öğretmenlik yapanlar bile vardı. Topluluk çeşitli kurallarla birbirine bağlıydı. Mesela satış sırasının kimlerde olduğuyla ilgili katı kurallar konmuştu ve ihlal edenler ciddi cezalara maruz kalırdı. Çok kâr getiren rotalarsa yerel gazeteye verilen ilanlar vasıtasıyla satılığa çıkarılırdı. Fakat bu mesleğin de tehlikeleri yok değildi. Aç sokak köpekleri tarafından pusuya düşürülebilirdiniz ya da ezkaza devirdiğiniz el arabanız kediler tarafından yağmalanabilirdi. 

Evcil kedilerin bir anda yırtıcı aslanlara dönüştüğü bu son senaryo, ürkütücü hikâyelerin ve çağrışımların da başlangıcı oldu. İçlerinde en çarpıcı olansa şuydu: Bu adamlar kediler için et mi satıyordu yoksa kedi eti mi? Hızla yayılan dedikodular ve peşi sıra baş gösteren karmaşa, Victoria Dönemi’nde çocukları geceleri uykusuz bırakmaya yetti. Çoğu çocuk endişe içindeydi. Akşam yemeğinde önlerine konan Lancashire güveci sokaktaki bir kedi olmasındı? Duyarlı ebeveyn ve bakıcılar elbette çocuklar arasında salgın misali yayılan bu korkuyu ellerinden geldiğince yatıştırmaya çalıştılar ama nihayetinde yetişkin bile olsalar, kedilerin insan gıdası olarak tüketildiğine dair gazete haberleri akıllarının bir kıyısında duruyordu. 

Herkesin asılsız olmasını dilediği bu olayların en meşhuruysa Britanya’nın en şımarık kedilerinin, düzenlenen ilk Crystal Palace gösterisinde arz-ı endam ettiği 1871 yılında yaşandı. Fransa ve Prusya arasındaki savaşın son aylarıydı ve kuşatma altındaki Paris’in gıda stokları tükenmek üzereydi. Yeni protein kaynaklarına ihtiyaç duyan Parisli şefler sorunu, sokaktaki kedi, köpek ve fareleri yakalayıp pişirerek çözdüler. Fransa’daki ABD Büyükelçiliğinden Mr. Washbourne, kentin teslim olmasından hemen önceki gece şık bir restorana gitmiş ve önüne konan yemeğin, gayet lezzetli bir “kedi yahnisi” olduğunu söylemişti. 

Bu, aklı başında Britanyalılar için korkunç bir hikâyeydi ama Fransızların iğrenç damak tadıyla kurbağalara ve atlara olan düşkünlükleri dikkate alındığında çok da gerçek dışı değildi. Yapılacak tek şey vardı; bir şekilde Kanal’ın öteki kıyısına kaçabilen ve Britanya toprağına pati basan kedileri mümkün mertebe rahat ettirmek. Öyle ki, yalnızca iki yıl sonra gazeteler, Birmingham’daki popüler kedi yarışmasına katılan tekir kedinin haberleriyle doluydu. Bu umut dolu yarışmacının göz yaşartıcı bir geçmişi vardı: Annesi Paris kuşatması esnasında kesilip yenmişti. Fakat ne yazık ki, sahiplerinin kendilerine sempati oyu kazandıracağını düşündüğü bu ifşaat jürinin katı kalbini yumuşatmaya yetmedi ve yetim kedicik yarışmada herhangi bir ödül alamadı. 

Ancak Londra’nın Doğu Yakası’ndaki Whitechapel’da korkunç bir olay yaşandı. 8 Eylül 1888 tarihinde, geçimini ufak tefek tığ işleri, çiçek satıcılığı ve fuhuşla sağlayan orta yaşlı alkolik Annie Chapman, Hanbury Sokağı’ndaki teraslı bir binanın arka kapısına çıkan merdivenlerinde öldürülmüş ve karnı deşilmiş olarak bulundu. Zemin kattaki 29 numaraysa kediler için et satan Harriet Hardiman’ın dükkânıydı. Et satıcılığı Hardiman’ın aile mesleğiydi ve o sıralar 16 yaşında olan kendi oğlunu da bu iş için yetiştiriyordu. Annesiyle aynı odayı paylaşan genç Hardiman, her sabah el arabalarından birini alıyor ve satış için sokaklarda dolaşmaya başlıyordu.

Genel kabul, Annie Chapman’ın Karındeşen Jack’in ikinci kurbanı olduğu yönündedir. Soruşturmada, Chapman’ın karnından alınan et parçasının sol omuzuna, tamamen dışarı çıkarılan ince bağırsaklarının sağ omuzunun üstüne yerleştirildiği, karnınsa tamamen deşilip boşaltıldığı ortaya çıktı. Cinayet şekliyle ilgili incelemelerde bulunan doktor, söz konusu yaraların ancak otopside kullanılan türde keskin bıçaklarla açılabileceğini yazarken raporunda bu bıçakların, pekâlâ bir kasap tarafından da kullanılmış olabileceğini belirtmeyi unutmadı. Annie Chapman’ın açıkta kalan iç organlarıyla kediler için et satan bir dükkânın yan yan gelmesiyse çocuklar ne kelime, Victoria Dönemi yetişkinlerini bile uykusuz bırakmaya yetmişti.

10 Ocak 1901’deki yemekse kedi severler arasındaki dayanışmayı ve işbirliği ruhunu temsilen düzenlendi. Yemeğin sponsorluğunu kedilere adanmış haftalık bir dergi olan Our Cats üstlenirken H. G. Wells’in deyimiyle “kedi ruhunu ve kedi tarzını, kedilerin dünyasını yeniden icat eden” ticari illüstratör Louis Wain kadar olmasa da, onun kadar saygıdeğer bir isim, Ulusal Kedi Kulübü (NCC) komitesi başkanı olarak konuşma yapmayı kabul etti. Lux Morning Post gazetesinde verilen bir ilanda “kedi ve köpekler için et satan belli bir satıcıyı tavsiye etmek isteyenlerin 2 şilin bağışla birlikte reklamlardan sorumlu sekretere isim ve adres iletebileceği, bunun karşılığında kendisine söz konusu etkinlik için bilet verileceği” yazılıydı. 

Etkinlik beklenenin üstünde ilgi gördü, hatta yemeğe bağışta bulunmak istediğini belirten 400 kişi, 250 biletlik kontenjan için birbiriyle yarışmak zorunda kaldı. The Morning Post’a göre atmosfer oldukça coşkuluydu. Kendileri adına alınan biletler sayesinde bir araya gelen 250 satıcı uzun masalara oturdular ve önlerine konan yemeği – çorba, rosto biftek, haşlanmış koyun bacağı – sokaklarda bağırırken kullandıkları aynı tonla karşıladılar: Kediler için eeeet, Etçiiiii! Bedford Düşesi yemeğe teşrif edenlerden biriydi ve çok değerli yardımlarını esirgemezken aynı zamanda bir konuşma yaparak erkekleri, kapalı kapılar ardında kötü muamele gördüğünden şüphelendikleri kediler için ihbarda bulunmaya ve onları kurtarmaya çağırdı.

Elbette Louis Wain de oradaydı. Yemekten sonra masaya vurdu ve konuşmaya başladı. Bu toplantı hayır amacı taşımıyordu. Konuklar, kedi sever dostlar olarak bir araya gelmişlerdi.  Wain, konuşmasının bir noktasında bilhassa sokaklarda açlıktan ölmek üzere olan kedilere yardım eli uzatan ve onlara gizli gizli de olsa yemek yediren satıcılara bu alışkanlıkları dolayısıyla teşekkür etti. Daha sonra Galler Prensesi Alexandra’nın göndermiş olduğu mektup yüksek sesle okundu. Toplantıya katılamamaktan ötürü ne denli üzgün olduğunu söylüyordu. Ve dürüst olmak gerekirse, Prenses Alexandra’nın aklında muhtemelen daha acil meseleler vardı çünkü İki hafta içerisinde Birleşik Krallık ve Britanya Dominyonlarının Kraliçesi ve Hindistan İmparatoriçesi olacaktı.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Çocuk Kitaplarındaki İnsanlar Ahlaki G..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gökhan Güvener

18 Haziran 2025

Demans

Sosyal etkileşimin bilişsel olarak koruyucu olduğuna dair teorilerden biri, esnek düşünmeyi teşvik ediyor oluşudur.Demansı önlemeye ve olabildiğince geciktirmeye dair bir kısmı kanıta, bir kısmı ise varsayımlara dayalı öneriler var. Beslenme, egzersiz, sosyal anlamda aktif olmak dışında bütün ..

Devamı..

Yusuf ile Züleyhâ

S. E. Breitegger

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024