Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Mart 2025

Edebiyat

Kurmacada Bakış Açısı: Birinci Tekil Şahıs ve Üçüncü Tekil Şahıs Arasında Seçim Yapmak

Simon Laroche

Paylaş

2

0


Ufak bir hikâye

Bir zamanlar okuldaki bir sınıfta…

Oldukça sakin, sessiz bir sınıftı. Fakat aniden bir ses yükseldi herkes başını çevirip sessizliği bölen hararetli fikirleri dinlemeye koyuldu: 

Öğrencilerden biri, “Anlamıyorum,” diye söze başlamış ve oturduğu yerden kalkmıştı. “Anlamadığım şu, ikinci tekil şahısla bakış yazmanın ve aynı zamanda böyle bir öykü ya da romanı yayımlatmanın gerçekten çok zor olduğunu biliyorum ama ya öteki ikisi? Birinci tekil şahsın bakış açısıyla mı yoksa üçüncü şahsın bakış açısıyla mı yazacağımızı nasıl bileceğiz? Bu ikilem beni tedirgin ediyor.”

Onaylayan mırıltılar duyuldu. Şüphesiz orada bulunan çoğu öğrenci aynı soru yüzünden endişeliydi. 

Hakikaten de romanda hangi bakış açısının kullanılması gerektiğine karar vermek çoğu yazarda ciddi bir kaygı yaratabilir – özellikle de kahramanını ve/veya anlatıcısını okura sunmak için en iyi yöntemin hangisi olduğunu henüz bilmiyorsa. Öyleyse bakış açısı nasıl seçilir? Zira aşağıda da izah edeceğim gibi, her birinin kendine özgü avantajları ve sakıncaları var. 

Yayıncılık açısından en yaygın olan üçüncü tekil şahsın bakış açısıyla yazılmış romanlardır ve genellikle editörlerin itirazına uğramaz. Nerdeyse hiçbir editör ya da yazar ajanı, üçüncü tekil şahsın bakış açısıyla yazılmış bir romanın birinci tekil şahsa dönüştürülmesini talep etmez; tam aksinin istenmesiyse oldukça yüksek olasılıktır. Nitekim çok satan romanlara baktığınızda büyük bir kısmının üçüncü tekil şahsın bakış açısıyla yazıldığını görürsünüz. Demek ki, öncelikli tercih her zaman üçüncü tekil şahsın bakış açısıdır. Bununla birlikte bazı romanların yapısı birinci tekil şahıs anlatıcıya daha uygundur ve bu tarz romanların, ilki kadar değilse de, iyi satış rakamları yakaladığı olur. Mesela Margaret Atwood’un ünlü romanı Damızlık Kızın Öyküsü ya da Andy Weir’in ilk romanı Marslı

İçgüdülerinize güvenin

Bu iki bakış açısından herhangi birini kullanarak yazmaya meyilliyseniz buna bağlı kalmanızı öneririm. Mesela benim açımdan tercih her zaman üçüncü tekil şahıs anlatıcı olacaktır – gerçi beşinci romanımda birinci tekil şahsı da deneyebilirim. 

Kendi yaratıcı içgüdülerinize güvenin. Birinci tekil şahıs anlatıcı size daha doğal geliyor ve akıp gidiyorsa o zaman bir yazar olarak sesinizi bulmuşsunuz demektir. Öte yandan eğer bu bakış açılarından biri ya da ötekinin size hitap etmediğini düşünüyorsanız ve uzun vadede kullanmaya devam edemeyecekseniz en popüler seçenek o olsa bile değiştirmelisiniz. Seçiminizi yaparken bir diğer yöntem de, okur olarak en çok hangi bakış açısından hoşlandığınızı dikkate almak olabilir çünkü okumaktan hoşlandığınız bir anlatıcının gözüyle yazmak sizde daha sezgisel ilerleyecektir. 

Bazı türlerde birinci tekil şahıs anlatıcı kullanmak gerekir çünkü öteki türlü kendisinden bekleneni veremez. Örneğin mektup tarzında kurgular. Bunlarda hikâye kısmen ya da tamamen mektuplarla, günlük alıntılarıyla yahut başkaca yazışma biçimleriyle anlatılır. Bir diğer örnekse ana karakterin kendi otobiyografisini birinci tekil şahsın bakış açısıyla anlattığı otobiyografik kurmaca türüdür. Adı üstünde, otobiyografik olan bir metnin illa ki, birinci tekil anlatıcı tarafından aktarılması gerekir ve burada üçüncü tekil şahıs anlatıcı kullanmak seçenek dahi değildir. Mektup tarzında yazılan romanlara örnek vermek gerekirse belki de en bilinenlerinden biri, David Mitchell’in Bulut Atlası’dır. 

Dolaysızlık ve her şeyi bilmek

Dolaysızlık yaratarak okuru anlatıcının öznel deneyiminin içine çekmek istiyorsak tercih etmemiz gereken daha ziyade birinci tekil şahıs anlatıcıdır. Bununla birlikte, anlatıcı karakterin aklından geçenler haricinde diğer karakterlerin iç dünyaları, atmosfer ve olay örgüsüne ilişkin belli bir perspektif yaratmada çok etkili değildir. Üçüncü tekil şahıs anlatıcıysa –her ne kadar daha dolaylı ve dışarıdan olsa da– karakterler hakkında, öteki karakterlerin haberdar olmadığı şeyler aktarmanıza izin verir. 

Üçüncü tekil şahıs anlatıcının kişisel olmayan bakış açısı, yalnızca tek bir karakterin zihninde sıkışıp kalmaz. Bunun yerine olay örgüsündeki her bir karakterin zihnine girip çıkabilir ve dolayısıyla da anlatının okurda bırakacağı gerçeklik hissini artırır. Ayrıca üçüncü tekil şahıs anlatıcı yazara, hikâyedeki kimi karakterlerin bilgisi dahilinde olmayan gerçekleri aktarma şansı sunar. Örneğin okura, ana karakterinizin göremeyeceği ya da algılayamayacağı izler bırakmak zorunda olduğunuz bir gizem romanı yazıyorsunuz. O zaman mecburen bu karakterin bakış açısı dışında kalacak kimi tasavvurlar yaratacaksınız ve böyle bir durumda tercihinizi üçüncü tekil şahıs anlatıcıdan yana kullanmanız gerekir. Bu tarz bir kurguyu birinci tekil şahıs anlatıcının bakış açısından anlatamazsınız çünkü anlatıcınız aynı zamanda hikâyenizdeki karakterlerden biri ve onun farkına varamayacağı hiçbir şey hikâyede yer alamaz. 

Fakat eğer ki, gerçekleri okurdan gizlemek istediğiniz gerilim türünde bir gizem romanı yazıyorsanız o zaman birinci tekil şahıs anlatıcının sınırlı bakış açısı ve öznelliği amacınıza daha fazla hizmet eder. Onun sayesinde hikâye sona erene kadar açık etmek istemediğiniz, hem okurdan hem de öteki karakterlerden saklı tutmaya çalıştığınız entrikaların üstünü kolaylıkla örtebilirsiniz. 

Aynı zamanda anlatıcınızla ana karakterinizi birbirinden ayırarak her iki bakış açısının da en iyi yanlarını kullanmayı deneyebileceğiniz, birinci tekil şahısla üçüncü tekil şahıs arasında kalan bir orta alan var. Şöyle ki, ana karakteriniz üçüncü tekil şahıs olarak hareket edip olan biteni deneyimlerken bedensiz anlatıcını hikâyenin bazı kısımlarını birinci tekil şahsın bakış açısıyla aktarabilir ya da gerekli olduğu takdirde spontane yorumlarda bulunabilir. Üçüncü tekil şahıs anlatıcının avantajı her zaman ana karakterden fazlasını bilmesidir. Dolayısıyla yazarın sözcüsü olabileceği gibi başlı başına bir karakter de olabilir, hatta kimi zaman ana karakterin adlandırdığı, tanımladığı ve okura tanıttığı başka bir karakter de olabilir. 

Bu sizin birinci tekil şahısla üçüncü tekil şahsın bakış açısını birbirine bağlamanıza imkân verdiği gibi aynı zamanda romana derinlik, ironi ve mizah katmak için de kullanılabilir. Bununla birlikte çok yaygın kullanılan bir teknik değildir ve uygulamaya karar verdiğiniz takdirde bunu çok iyi bir biçimde yapmanız gerekir. Bilinen en iyi örneklerinden biriyse Orlando’dur. Virginia Woolf, anlatıcının ironik yorumlarıyla ana karakterin üçüncü şahıs bakış açısı arasında hassas bir denge kurar. Romanda anlatıcı, Orlando’nun biyografisini yazan kişidir ve çoğunlukla doğrudan okura hitap ederek kahramanın bilmediği pek çok şey hakkında okura bilgi verir. 

En yaygın trend

Nihayetinde yazmakta olduğunuz tür bakımından en yaygın trendin hangisi olduğunu öğrenmek isteyebilirsiniz. Belli bir türde yazıyorsanız o türde en çok okunan bazı kitapları incelemenizi öneririm, kütüphanenizde muhakkak birkaç tane vardır. Şayet söz konusu kitaplar birörnekse ve birinci tekil şahıs anlatıcıya bariz bir eğilim varsa tercihiniz o yönde olabilir. Fakat söz konusu türdeki çoğu kitap üçüncü tekil şahsın bakış açısıyla yazılmışsa, işte o zaman tercihiniz bu olmalı – yalnızca popülerlik yüzünde değil, bunca başarılı yazar üçüncü tekil şahsı tercih ettiyse bunun illa iyi bir nedeni olduğundan. Elbette yaratıcı olmayı, yalnızca aklınızdaki neyse onu yapmayı, kalabalıkların arasından sıyrılmayı ve hatta yazdığınız türde bir devrime isminizi yazdırmayı tercih edebilirsiniz… Kısacası şu: Doğru ya da yanlış olarak niteleyebileceğimiz bir çözüm yok, özgürsünüz. 

Sonuç

Seçtiğiniz anlatıcının bakış açısına karar vermeden evvel kendinize sormanız gereken bazı sorular şunlar olabilir:

Yazarken kendinizi en rahat ifade ettiğiniz bakış açısı hangisi? 

Peki ya okurken tercihiniz hangisi? Birinci tekil şahısla mı yoksa üçüncü tekil şahısla mı yazılan romanları daha çok okuyorsunuz?

Romanınızın bütününe ya da ana karakterinize hangisi daha uygun?

Okurun, yarattığınız ana karakterin deneyimini bire bir yaşamasını mı istiyorsunuz (birinci tekil şahıs) yoksa ona olay örgüsünün farklı yanlarını görebileceği farklı bakış sunmak ve biraz hareket alanı bırakmak mı (üçüncü tekil şahıs)?

Yazdığınız türde en sık başvurulan hangisi? 

Bu sorulara çoğunlukla “birinci tekil şahıs” olarak yanıt verdiyseniz o zaman bunu tercih etmelisiniz. Ama eğer yanıtlarınız “üçüncü tekil şahıssa” tercihiniz de bu olmalı. Yine de karar veremediyseniz naçizane önerim, denemeniz. Romanınızdaki bütün bir bölümü bile değil, bir ya da birkaç sahneyi her iki bakış açısıyla da yazın ve hangisinin daha rahat okunduğunu düşünüyorsanız onunla devam eden. Bu konuda ailenize, arkadaşlarınıza ve varsa yazı grubunuzun üyelerine danışabilir, onlara en rahat hangisinin okunduğunu sorabilirsiniz. 

Nihayetinde roman yazmanın en güzel yanlarından biri de bakış açısı konusunda fikrinizi her zaman değiştirebilmenizdir – tabii böylesi meşakkatli bir değişime ayıracak yeterli vaktiniz varsa. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Yıllar Sonra Açıklanan SırK. S. Selçuk
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

J. D. Bernal

14 Ekim 2025

Psikanaliz ve Marksizm

Geçmişteki yükselen dalgalarla günümüzdekileri karşılaştırdığımızdaysa kapitalizmin istikrarsızlığı konusunda daha geniş bir farkındalığın oluştuğunu görüyoruz.İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki on yıl boyunca İngiliz entelektüel çevreleri Freud’un kuramlarına teslim oldu. Bir yö..

Devamı..

Nasıl Modern Diktatör Olunur

Livia Gershon

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024