Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Ekim 2026

Söyleşi

Günay Gafur’un Kaleminden Kuantum Adası

Ada Demir

Paylaş

0

0


Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına armağan ettiği Gizemli Maceralar koleksiyonunun dizilerinden “Kaos Oyunları”, ikinci kitabı Kuantum Adası ile okurlarını bu kez kuantum fiziğinin şaşırtıcı dünyasına davet ediyor. Günay Gafur, bilimsel kavramları gizem, bilmeceler ve macerayla harmanladığı romanında, İsimsiz Hayaletler Kulübü üyelerinin yeni serüvenini anlatırken okurlarına alışılmışın dışında bir öğrenme deneyimi sunuyor.

Bilim ve gizem, yazarın yetişkinler için kaleme aldığı polisiye romanlarında da önemli bir yer tutuyor. Gafur’la kuantum fiziğini çocukların dünyasına taşımanın yollarını, hikâye anlatıcılığının öğrenmedeki rolünü ve çocukların sınırsız merak duygusunu konuştuk. Ayrıca Kuantum Adası’nda rekabetten dayanışmaya uzanan ilişkileri ve “Kaos Oyunları” dizisinin geleceğinde okurları bekleyen yeni maceraları ele aldık.

Ada Demir: Günışığı Kitaplığı’nın Gizemli Maceralar koleksiyonunun dizilerinden Kaos Oyunları’nın ikinci kitabı Kuantum Adası, anlaması yetişkinler için bile güç olan kuantum fiziğini konu alıyor. Sizin fiziğe ve bilime ilginiz nasıl başladı? Kitabı yazmaya karar verdiğiniz noktadan itibaren nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

Günay Gafur: Okumayı söktüğüm yaşlardan itibaren evimizdeki bilim dergilerini, kalın kalın ansiklopedileri karıştırmak, rastgele bir sayfasını açıp merakla okumak en büyük zevklerimden biriydi. O yaşlarda başlayan merakım üniversite yıllarında da artarak devam etti. Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okuduğum yıllarda astronomi, biyoloji ve fizik bölümünden arkadaşlarla bir araya gelir, evrene, insana ve bilime dair sohbetler eder, güncel teoriler hakkında konuşur, derin tartışmalara girerdik. Bilim, vazgeçilmez konularımızdan biriydi. Mezun olduktan sonra da kopmadık, buluşmalarımız uzun seneler devam etti.

2012 yılına geldiğimde ilk romanım Kuklacı’yı yazarken de aklım bilimdeydi. Hafızanın biyokimyasal süreçlerini suç ve gizemle harmanladım. Ardından ikinci kitabım Kâhin geldi. O da kuantum fiziğinin gizemli topraklarında ilerleyen bir hikâye. 2024’te yılın en iyi polisiye romanı seçilen ve Kristal Kelepçe Ödülü kazanan Baba ise yine kuantum fiziği, paralel evrenler ve bilinç temalarıyla bezeli.

Anlayacağınız bilim, benim hayatımda ve yazdığım romanlarda her zaman önemli bir konu başlığı oldu ve öyle olmaya da devam edecek.

Bir çocuk kitabı yazmaya karar verdiğimde bunun da bilimsel bir temaya dayanması kaçınılmazdı tabii. Evreni, insanı, var oluşumuzun ardındaki sırları açıklamaya yeltenen bilimsel teorilerden çocuklar da haberdar olmalı, dedim kendime. Henüz onlu yaşlarında böylesine devasa teorilerle tanışmak, bir çocuğun zihin dünyasında ve ileriki yıllarında büyük fark yaratabilir. Bilimi ve edebiyatı bir potada eriterek sunabilirsem onların zihninde hiç sönmeyecek bir ışık yakabilirim. Bu ayrıcalığı yaşamalarını istedim çünkü çocuklarımız bunu hak ediyor.

Dizinin ilk kitabı Kelebek Etkisi, Kaos Teorisi ile ilgili. Adından anlaşılacağı üzere konu biraz karmaşık ancak çocuklara yönelik maceralı bir kurguyla birleştiğinde ortaya oldukça keyifli ve anlaşılır bir hikâye çıktı. İkinci kitap için ise aklımda çok daha zor ve karışık olan Kuantum Teorisi vardı. 

Az önce bahsettiğim yetişkin romanlarım sayesinde konuya aşina olsam da bilgilerimi tazeleyerek, güncel araştırmaları ve literatürü tarayarak başladım işe. En zorlandığım kısım kuantum fiziğini çocukların seviyesine indirgemek oldu. Gizemli bir kurgu ve İsimsiz Hayaletler Kulübü’nün sevimli üyeleri sayesinde bu zorluğu da aştığımı düşünüyorum. Çocukların merakla okuyacakları, kuantumun büyülü dünyasında heyecan dolu dakikalar geçirecekleri gizemli ve eğlenceli bir macera romanı oldu Kuantum Adası.

AD: Çocuk edebiyatında didaktik bir anlatıma dönüştürmeden süperpozisyon, kuantum dolanıklık ve kuantum tünelleme gibi kavramları çocukların dünyasına taşırken “bilgiyi öğretmek” ile “hikâye anlatmak” arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?

GG: Biraz önce de değindiğim gibi romanı yazarken en zorlandığım kısım bu oldu. Büyüklerin bile hiç duymadıkları, duyduklarında ise anlamakta zorlandıkları konuları çocukların düzeyine indirgeyerek anlatabilmek. Bunu nasıl başaracaktım? Cevap, aslında sorunuzda gizli. Bunun tek bir yolu var: Hikâye anlatmak.

Evrimsel biyolojiden nörobilime kadar yapılan çalışmalar, hikâye anlatıcılığının sadece bir eğlence aracı değil beynin en etkili öğrenme mekanizmalarından biri olduğunu gösteriyor. Yazının icadından çok önce insan, hayatta kalmak için gerekli bilgileri kuşaktan kuşağa anlattığı hikâyelerle aktardı. Mağara duvarlarına çizilen resimler, taşlara kazınan semboller, uygulanan ritüeller bu hikâyelerin bir parçasıydı. Yazının icadından sonra hikâyelerimiz zenginleşti, yeryüzüne yayıldı ve bizi yapay zekâ çağını yaşadığımız bugünlere kadar getirdi.

Kısacası hikâye anlatmak insanlık kadar eski ve kadim bir öğretme metodu.

Ben de Kuantum Adası’nda bunu yaptım. Açıklanması zor kavramları, hikâyenin bir parçası haline getirdim. Teoriyi bir ders gibi anlatmak yerine kuantum dünyasının tuhaflıklarını kurguya yedirdim. Gizemli bir macera kitabı yazdığım için işim sandığımdan da kolay oldu. Çünkü gerçekten tuhaf ve gizemli bir teoriden bahsediyoruz. Düşünsenize… Aynı anda birçok yerde bulunan parçacıklar, birbiriyle telepati kurabilen elektronlar, sonsuz olasılıkların aynı anda yaşandığı tuhaf bir dünya… Bir gizem yazarı için bundan daha iyi kaynak olabilir mi?

Karakterlerin ıssız bir adada yaşadıkları hayatta kalma mücadelesini, çözmeye çalıştıkları bir gizemi veya o anki hislerini anlatarak aslında (okura da fark ettirmeden) kuantumu anlattım. Böylece kuantum evreni sıkıcı bir ders olmaktan çıkıp yaşayan, nefes alan, gelişen bir hikâyenin parçası haline geldi.

AD: Kuantum fiziğinin olasılık fikri ile çocukluk arasında da ilginç bir bağ var. Çocuklar dünyayı yetişkinler kadar kesin sınırlarla algılamıyor; pek çok ihtimali aynı anda düşünebiliyorlar. Sizce çocuk okurun bu açıdan kuantum dünyasına yetişkinlerden farklı bir yakınlığı var mı?

GG: Kesinlikle var. Hem sınırları yetişkinler kadar kesin ve keskin değil hem de hayal güçleri çok daha zengin. Bir olay karşısında yetişkinlerin aldığı tutumla çocuklarınkini kıyasladığımızda cevap daha da netleşir sanırım. Yarın hava yağmurlu, bu yüzden dışarı çıkmıyoruz diyen bir yetişkinin haklı gerekçeleri olsa da aklından geçen sınırlı ihtimalleri bir bir nasıl eleyip bu sonuca vardığı aşikâr. Oysa bir çocuk aynı durumda onlarca farklı şey düşünebilir. Yaşasın yarın gökkuşağını izleyebilirim, yaşasın yarın topraktan çıkan salyangozları inceleyebilirim, yaşasın yarın ıslanabilirim, yaşasın yarın nihayet turuncu yağmurluğumu giyebileceğim, yaşasın yağmur kokusu en sevdiğim koku, yaşasın yarın dünya yıkanacak, yaşasın yarın bütün kedilerin susuzluğu dinecek… Bunlara bir de çocukların sınırsız hayal gücünü ekleyelim mi? Her yağmur damlası bir minik periyi dünyaya taşıyor olabilir mi? Sakın yağmur suyu koca bir devin gözyaşları olmasın! Yağmur bulutları bize hangi ülkelerden haberler getiriyor acaba? Yağmurun bir tarafta yağdığı diğer tarafta yağmadığı sınır çizgisini bulabilir miyim? Yağmur bulutları onca suyu taşırken yorulmuyor mu? Gökkuşağının doğduğu ülkede her şey rengârenk mi? Yağmurları bir yerde biriktirip neden Afrika’daki çocuklara götürmüyoruz? 

Gördüğünüz gibi konu olasılık olunca çocuklarla yarışmamız mümkün değil. Bu nedenle kuantumun sonsuz olasılıklarla dolu dünyası çocukların daha kolay kabulleneceği bir kavram gibi görünüyor.

AD: İlk kitapta her biriyle yakınlık kurduğumuz İsimsiz Hayaletler Kulübü üyeleri, ikinci kitapta bu kez Kara Panterler’le karşı karşıya geliyor. İnsanların giderek daha fazla yalnızlaştığı, bireyselliğin ve birbirinden kopuk yaşamanın arttığı günümüzde, çocukların birbirlerini tanımaya, farklılıklarına rağmen birlikte hareket etmeye ve dayanışmaya dair bir hikâyeyle karşılaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

GG: İnsan sosyal bir varlık. Çocuk daha da sosyal bir varlık. Yani öyle olması gerek. Ama günümüz dünyasında özellikle pandemiden sonra insan ilişkileri zayıfladı, yalnızlaştık, kendi kabuğumuza çekildik. Bırakın evden çıkmayı odasından bile çıkmayan, yağmurda ıslanmayan, ağaçtan meyve koparmayan, sokağı tozuna toprağına bulanmayan, insanı tanımayan ve dolayısıyla akranlarını zorbalayan ya da zorbalarla baş edemeyen bir nesil…

İnsanı insandan, çocuğu çocuktan ayrı düşüren bir dünyaya hapsolmak zorunda değiliz. Hepimizin biricik olduğu ancak yine de beraber yaşadığımız, farlılıklarımızla zenginleştiğimiz, birlikte çok daha güçlü olduğumuzu bildiğimiz, kalabalıklar içinde yalnızlık çekmediğimiz, neşeyi birlikte büyüttüğümüz, kederi beraberce azalttığımız bir dünyanın hayalini kurmalıyız. Kaos Oyunları’nda bu dünyayı da anlatmaya gayret ettim. İlk kitap Kelebek Etkisi’nde altı çocukla başlayan macera ikinci kitap Kuantum Adası’nda daha da zenginleşiyor. Rakip takım Kara Panterler’le karşılaşan kahramanlarımız bir anlamda hayatın zorluklarıyla da tanışmış oluyor. Önce bocalasalar da bununla baş etmeyi, farklı karakterdeki insanlarla birlikte hareket etmeyi öğreniyor. Çünkü ıssız bir adada hayatta kalmak zorundalar. Ayrıca bir noktadan sonra bu işin keyifli olabileceğini de görüyorlar. Hayatın gerçekleriyle yüzleşip bu olumsuz durumu kendi lehlerine çevirmeyi başarıyorlar. Üstelik kendi karakterlerinden ödün vermeden, her biri biricik kalmaya devam ederek bunu yapıyor.

Sanırım yetişkinlerin çocuklardan ve çocuk kitaplarından öğreneceği çok şey var. Bu nedenle her yetişkin, anayurdu olan çocukluğuna sık sık dönmeli ve iyi yazılmış çocuk kitapları okumalı.

AD: Acısos, Ejderha, Siren, Profesör, Baykuş… Her biri kendine özgü karakterleriyle artık okurun da yakından tanıdığı İsimsiz Hayaletler Kulübü üyeleri. Peki Kaos Oyunları’nın devamında bu ekip nasıl maceralara atılacak? Dizinin geleceğine dair yeni çalışmalarınız, şimdiden şekillenen fikirleriniz var mı? 

GG: Kelebek Etkisi’nde de Kuantum Adası’nda da hiçbir karakteri diğerinden daha üst ya da alt bir seviyeye konumlandırmadım. Her biri kendi karakteriyle hikâyede önemli bir yer edindi. Yani hikâyenin tek bir başkahramanı yok. Hepsi başrol. Zaten bu sebeple her bölümü ayrı bir karakterin ağzından dile getirdim. Her karakter benim için (ve sanırım artık okur için) pek kıymetli ve özel.

Bundan sonraki maceralarda da durum değişmeyecek. Profesör yine bilgisini ve zekasını konuşturacak, Ejderha yine ortamın neşe kaynağı olacak, Zehir yine sert ve cesur adımlar atacak. Acısos yine Acısos’luğunu yapmaya devam edecek. Tabii, Siren ve Baykuş da öyle.

Macera, Kuantum Adası ile biraz daha gelişip zenginleşti. Ortaya yeni karakterler çıktı, hikâyemiz çok uzaklarda bir adaya taşındı. Bay Oyunbaz’ın ne kadar güçlü bir oyun kurucu olduğu sanırım daha iyi anlaşıldı. Yeni kitapta da bu gücün sınırlarına doğru yaklaşacağız.

Issız bir adayı oyun parkuruna çevirebilen, kuantum teorisi gibi hayli zor bir temayı oyunlara uyarlayabilen Bay Oyunbaz’ın gücünün daha ne kadar ileri gidebileceğini öğreneceğiz.

Teorinin adını vermeyeyim, sürpriz olsun ancak yeni kitapta okurları zihin ve bilinç kavramları üzerine epey bir düşündüreceğim. İsimsiz Hayaletler Kulübü’nün işi bu defa gerçekten zor. Çünkü kendilerini dahiyane akıl oyunlarının, en zorlu bulmacaların ve çözülmesi neredeyse imkânsız bir gizemin ortasında bulacaklar.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Distopik Anlatılar Ne İşe Yarar?Celia Paris
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Hamilton Nolan

26 Ocak 2026

Davos Balonu ve Gerçek Dünyada Uyandır..

Asıl problemimiz, Davos Matrix’inin doğrudan ana bilgisayara, yani bizim gerçekliğimize bağlı olması. Bu insanların kendi küçük halüsinatif dünyalarında aldıkları kararlar zaman içinde gerçek dünyaya sızıyor ve on yıllar geçtikçe servet giderek daha yük..

Devamı..

Diyarbakır’da Mutlaka Görülmesi Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024