Güvercinlerin Kısa Tarihi
17 Aralık 2019 Öykü

Güvercinlerin Kısa Tarihi


Twitter'da Paylaş
0

Sekiz katlı, yan yana iki bina... İçinde birçok oda. Biz o odalara kovuk derdik. Ben buraya geleli yedi yıl oluyor. Arif Bey üçüncü oda arkadaşım. Uzun boylu yakışıklı birisi. Bir zamanlar yapılı olduğunu belli eden bir vücudu var. Neşeli sayılırdı. Bir çocuğu varmış. Hiç gelmedi. Sadece ara sıra harçlık gönderirdi. Hayatının acılarla geçtiğini susuşlarından anlardım. Benimle hastalıklardan, yalnızlıktan, vefasızlıktan değil hayatın güzelliklerinden konuşurdu. Sanırım bu yüzden onu seviyorum. Huzurevi şehri yukarıdan gören bir tepenin üzerindeydi. Buraya gelmek yorucuydu ama manzara çok güzel.

O sabah bahçedeki banka oturmuş ayağımın altındaki körfez ile oynuyordum. Geçmişteki sorunlar aşağıdaki beton binalar gibi küçük ve uzaktı. Dün yetmiş dokuz yaşımı kutlarken artık dünya ile paylaşacak bir şeyimin kalmadığını düşünüyordum. Yaş günü eğlencesinde Mükerrem Hanım'la siyatik hastalığının çıkış nedenlerini ve korunma yöntemlerini konuştum. Sıkılıp odama yöneldiğimde televizyonun kapanmasına daha vardı. Annemin söylediği gibi ekmeğimi yedim, suyumu içtim ve göreceğimi gördüm. Körfezdeki giden geminin bana anlattığı... O gemiyi susturamıyordum. Aklımdaki düşünceleri dağıtmak için yanıma aldığım Güvercinlerin Kısa Tarihi adlı kitabı okumaya başladım. "Güvercinler yüksek tepelerde ulaşılması zor yerlere yuva kurarlar." Bahar ayları gelmişti. Cuma günleri sabah saat onda bizi bir otobüse bindirirler, aşağıda, deniz kenarındaki çay bahçesine götürürlerdi. Masalara dağılırdık. Kitaptan rastgele bir sayfa daha açtım. "Güvercinler dünyanın dört bir yanındaki şehirlere dağıldılar ve hemen uyum sağladılar."

Saat kaçta nereye gidileceği kimin hangi masaya oturacağı önceden belirlenirdi. Her şey planlıydı. Ne zaman kimi uğurlamak için camiye gideceğimiz belli değildi ama yine de yönetimdekiler planlar kurardı. Önceden belirlediğimiz bir şey daha vardı. Arif Bey ile beraber planlamıştık. Hasta bakıcı Süleyman efendiyi de bu işe ortak etmemiz gerekti. Kitabın bir sayfasını daha açtım. "Gördüğünüz güvercinlerin hepsi aynı formdadır. Yavrularını ve yaşlılarını görmezsiniz."

Süleyman Efendinin, "Araç geldi... Hadi..." sözüyle kendime geldim. Kitabı kapatıp ayracı yere attım. Kitabın neresinde kaldığım önemli değil. Vakit geçsin diye okuyorum. Kitabı yanıma aldım. Ön koltuğa beyaz giysisi ile hemşiranım oturdu. Yirmi yaşlarındaydı. Bir çocuk güzelliği vardı. Küçücük elleri, ince bacakları ile yardım etmeğe hazırdı. Yanına her zamanki gibi bizim hasta bakıcı Süleyman efendi yerleşti. Ben özellikle Arif Bey'in yanına oturdum. Dün bankaya çocuklarımızdan gelen harçlıklarımız yatmış. Son üç aydır bu harçlıkları biriktiriyoruz. Paramızın bir kısmı hasta bakıcı Süleyman Efendi'ye gitti. Hanım efendinin telefonunu internetten o buldu. Telefon numarasını bize verdi.

Hanımefendi çay bahçesinde bekleyecekmiş. Hareketlerinde tatlı bir telaş vardı. İnsan seksen yaşında da olsa bir kadına başka bir gözle bakmak istiyor. Çay bahçesine geldiğimizde her zamanki gibi ben Arif Bey ile aynı masaya oturdum. Süleyman Efendi hepimizin oturduğuna emin olunca hemşirenin masasına gitti. Bir yandan hemşire ile konuşuyor bir yandan da bizi göz hapsinde tutuyordu. Uzaktan gelen bir kadını gördüğümde gözlerimi kıstım. Göğüslerini ortalığa yaymış kadının bizim beklediğimiz kadın olduğunu anladım. İleride ağaçların arkasındaki masanın boş olduğunu söyledim. Kalkarak o masaya gitti. Kadın da adımlarını o masaya çevirdi. Süleyman efendi de aldığı parayı hak etmek için bağırarak bir şeyler anlatıyor, hemşirenin ilgisini kendisinde tutmaya çalışıyordu. Bense güya önümdeki kitabı okuyordum. Aklım ne konuştuklarındaydı. Üstelik ağaçların arasından bir şey de göremiyordum. Güneş yönünü değiştirdikçe kalkıp masanın değişik yerlerine oturdum. Görebildiğim sadece masanın üzerinde birleşmiş iki eldi. Onların orada ne konuştuğunu hiç bilemeyeceğim. Geri dönüş için otobüs geldi. Koltuklara yerleştik. Ben yanına oturdum. Gülümsüyordu. Bakışlarındaki o doluluğu unutamam. Israrla bakmama rağmen konuşmadı. Geldiğimizde, sessizce, "Kovuğuma çekileceğim," dedi. Ben televizyon salonuna oturup elimdeki kitabın sayfalarını çevirdim. Kitabın son cümlesinde durdum. "Güvercinler öleceklerini anlayınca bir ağaç kovuğuna çekilirler."


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR