Onu filmlerinden tanımış ve aklımda bir tip çizmiştim, hiç ama hiç yanılmadığımı gördüm.
Bir muhabirin en sevdiği iş, yakalamış olduğu haberi ilk olarak gazetesine yetiştirip herkesten önce yayımlanmasını sağlamaktır. Haber atlatmak gazete muhabirliğinin şanındandır.
Tabii bir de "özel haber” yapma işi var. Asparagas haber yapmaktan uzak duran gerçek muhabirler, ilginç bir konu ya da olayı ortaya çıkarabilmek için çaba harcarlar ve bu onların en önde gelen işleri arasındadır.
Covid-19 virüsünün insanları eve kapattığı şu dönemde, özel haberin peşinde koşmak muhabir için çok zor, çünkü hayat yavaşlamış, insanlar ilginç çabalardan uzak evlerine kapanmış yaşıyorlar. Bu en azından Paris’te böyle.
Köşe yazılarımda bile “habercilikten” ödün vermemeyi denediğim gazetecilik yaşamımda, korona günlerimi nasıl geçireceğimi düşündüğümde, önümde Türk televizyon dizilerini buldum.

Erkenci Kuş televizyon dizisini izlerken birinci kadın oyuncu Demet Özdemir ilgimi çekti, ancak onun gerçekten ilginç ve iyi olup olmadığını anlayabilmek için başka kadın oyuncuların oynadığı dizileri de izledim. Aynı tadı alamayınca, bu sefer Sen Kiminle Dans Ediyorsun filimini ve Çilek Kokusu, No: 309, Doğduğun Ev Kaderindir dizilerini de izledim ve internetten yaklaşık 2000 Demet Özdemir fotoğrafına baktım. “İşte özel haberi yakaladım” diye geçti içimden.
Demet Özdemir bana kalırsa dünya starı olabilecek nitelikte bir oyuncu…
Şimdi sıra haberin peşine düşmeye kalmıştı.
Türkiye’de gölgesinden korkarak yaşayan insanlarla uğraşmak gerçekten zor!
Rönesans kültürü olmayan, mesenlikten habersiz, yardımlaşma duygusu hemen hemen yok olmuş bir korku ve endişe toplumunda, “ben bu sanatçıya arka çıkmak istiyorum, el vereceğim, yardımcı olacağım ve bunun için de para pul istemiyorum” dediğiniz zaman size “delirmiş” gözüyle bakıyorlar.
Dünya Gazetesi için çalıştığım yıllarda (1997-2004), yedi yıl süreyle Uluslararası Cannes Filim Festivali’ni izlemiştim, o nedenle sinema dünyasının batıda nasıl işlediği konusunda bilgi sahibi oldum. Şimdi bu bilgimi Demet Özdemir’in uluslararası arenaya çıkması için kullanabilirim diye düşündüm ve tanıdığım insanlarla, “Türkiye’de böyle bir sanatçı var” diye konuşmaya başladım.
Ne var ki sanatçının yöneticilerine ulaşmak, bir muhabirin başbakanlara ulaşmasından daha zordu. Ama bir muhabir için “zor” sözcüğü ille de aşılması gereken bir sözcüktü.
Uzun sözün kısası bir anlamda başardım!
21 Temmuz günü Türkiye’nin yeni starı, belki de çok yakında dünyanın yeni Penelope Cruz’u olabilecek Demet Özdemir ile uzun sayılabilecek bir telefon görüşmesi yaptım.
Onu filmlerinden tanımış ve aklımda bir tip çizmiştim, hiç ama hiç yanılmadığımı gördüm. Sıcak, kendinden emin, çok çalışkan, sanatını çok seven, saygılı, doğal güzelliğini iyi kullanan, kendisi gibi bir sanatçıyla konuştum ve onun yolunun açılması için elimden geleni yapacağımı anlattım, saygıyla, sevgiyle karşıladı.
Şimdi Türkiye’nin önde gelen fotograf sanatçısı Adil Gültekin ile çalışacak ve fotografları çekilecek, hemen bugünlerde. Ardından birlikte yapmış olduğumuz program çerçevesinde çabalarımızı sürdürmeye başlayacağız.
Elbette bu işimizi yaparken, onu yönetmekte olan genç yönetici çevresi bizi zorlamazsa işimizi daha kolay yürüteceğiz, dediğim gibi Türkiye son yıllardaki siyasi yönetimin tatsız katkısıyla rönesans kültüründen çok uzaklaşmış ve gölgesinden korkan insanlar yığını haline gelmiş. Herkes herkese kazık atacak diye bakıyor. Bunu da aşacağımı umuyorum.
Böylelikle muhabir işinin başında.
Madem ki özel haber yok şu aralar, o zaman kendi özel haberimi kendim yaratırım diye düşündüm.
İşte size çok yakında gazetelerde göreceğinizi umduğum özel haberin manşeti:






