Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

18 Nisan 2022

Söyleşi

Haden Öz: "Hem şiir hem öykü az sözcük veya cümleyle çok şey söylemek üzerine kurulu."

Kadir Işık

Paylaş

2

0


Yazdıklarımla bir tek okurun zihninde veya duygu dünyasında bir dönüşüme vesile oluyorsam ne mutlu bana.

Çeşitli dergilerde öykülerini, kitap üzerine, müzik üzerine yazılarını, gazetelerde makalelerini, röportajlarını okuduğumuz Haden Öz’ün geçtiğimiz aylarda bir şiir bir de öykü kitabı yayınladı. Şiir kitabı, Bir Dilim Portakaldı Annem ve Bisiklet adlı öykü kitabı KDY tarafından basıldı. Öyküleri de şiirleri de merkezine insanı, felsefeyi ve özellikle varoluşçuluğu yerleştiriyor. Haden’le okuma serüveni, yazı dünyası ve henüz raflarda yerini alan kitapları üzerine söyleştik.

Kadir Işık: Okurlarına, seni tanımak isteyenlere kısaca kendinden ve yazı dünyandan söz eder misin Haden?

Haden Öz: İstanbul’da kızlarımla yaşıyorum. Geçinmek için yedi gün çalışıyorum. Yazarak geçinmiyorum elbette, günümüz edebiyatçılarının çoğu gibi başka bir mesleğim var, öğretmenlik yapıyorum. Serviste, ders aralarında, kızlar uyuduktan sonra, ev işlerinden arta kalan vakitlerde edebiyata sığınıyorum, ya da sığışıyorum diyeyim. Okuyorum, yazıyorum, arada estiğinde bir şeyler çeviriyorum. Şehrin gürültüsünden kaçıp denize ve ormana sığınıyorum, fotoğraf çekiyorum, sevdiklerimle buluşuyorum. Her ne kadar yazdıklarımı çeşitli mecralarda yayımlamaya otuzlu yaşlarda başlasam da on üç – on dört yaşlarımdayken kaleme sarıldım. Yazmak hayatımın önemli ve vazgeçemeyeceğim bir parçası.

KI: "Bisiklet" öyküsü bana, Decartes’in “Cogito ergo sum” üzerine kurulu felsefesini hatırlattı. Felsefe mezunu olan ve felsefeyle hayatını çoğu yerde kesiştiren biri olarak öykünün ana karakteri Tahir Duran’ın derdinden söz eder misin?

HÖ: Hemen hepimizin hayatı sorguladığımız, varoluşsal bunalımlar yaşadığımız dönemler olmuştur. Bu hem insan oluşumuzla hem de içinde yaşadığımız çağ ve sistemle ilgili bir şey sanırım. Tahir Duran da bir felsefe öğrencisi olarak bunu bulunduğu yerden, felsefi bir sorgulamayla yapıyor. Zihni berrak değil, belki bir şeyleri yanlış kuruyor ama bunun da ayırdında değil. Öyküyü kurarken içinde bulunduğum ruh hali, mekan, olay ve esin kaynağıma dair çok da ayrıntılı konuşup öykünün büyüsünü bozmak istemem doğrusu. Şunu söyleyip bitireyim. Şayet öykü okurun zihninde kapılar, pencereler açıyorsa, Tahir’le yokuştan aşağı inerken çeşitli duygulara kapılıyorsa ne âlâ.

KI: Son dönem öykülerde, romanlarda ve şiirlerde konular benzer. Sanki herkes içine kapanmış. Toplumun kanayan yaraları bir yerde görmezden geliniyor ya da kanayan yaralar bunlar olsa gerek. Senin öykülerinde hem bireylerin kendi dünyalarında boğuştuğu sorunlar var, hem de toplumsal sorunların bireylerin hayatında bıraktığı izler ve o izlerin sancılarını görüyoruz. Bu seçimleri sana yaptıran nedir?

HÖ: Coğrafya sanatçının hem kaderidir, hem kederidir, ruhunu kemirir, yakasını bırakmaz. İçinde bulunduğu toplumdan kendini soyutlayıp eserler üreten sanatçılar elbette var ama bu eserlerin dahi o toplumdan, coğrafyadan ve sanatçının hayatından bağımsız olduğunu söyleyebilir miyiz? Yaşadığımız dünyada sanatçılar olarak angaje olmaya mahkûmuz bence, hele yaşadığımız coğrafyada bu durum kendini belirgin bir şekilde hissettiriyor. Benim öykülerimdeki karakterler ne bu coğrafyanın ne de bu dünyanın dışındaki bireyler. Hem varoluşsal sorunlar yaşıyorlar hem de kimlik bunalımı. Sanatçı içinde yaşadığı toplumu eserleriyle, karakterleriyle, kurduğu dünyayla, oluşturduğu dille sarsabilmeli, toplumun bireylerine sorgulatabilmeli, toplumu yıkıp yeniden kurabilmeli diye düşünüyorum. Bütün bunları yapabiliyor muyum? Şimdilik hayır ama çabam o yönde en azından. Yazdıklarımla bir tek okurun zihninde veya duygu dünyasında bir dönüşüme vesile oluyorsam ne mutlu bana.

KI: Öykü, şiire en yakın edebi tür olarak bilinir ve ben de böyle düşünüyorum. Şiirden öyküye geçişte ya da öyküden şiire geçişte zorlandığın oluyor mu?  

HÖ: Dediğine katılıyorum. Hem şiir hem öykü az sözcük veya cümleyle çok şey söylemek üzerine kurulu. Elbette bugün novella olarak adlandırılan uzun öyküler var. Ama her ikisinin özünde bir olayı, durumu, duyguyu, düşünceyi az sözle sarsıcı bir şekilde dile getirmek var, diye düşünüyorum. İlk edebi metin denemelerim şiir formundaydı, sonra mektup formunda metinler yazdım bir süre, üniversitedeyken öykü formuna büründü metinler. Yaklaşık on beş-yirmi yıldır birkaç formda edebi uğraşım sürüyor. Okurla metinlerimin buluşması otuz üç, otuz dört yaşlarıma denk geliyor. Açıkçası sadece bir türe kendimi kaptırıp onunla sınırlamıyorum. Anlatacağım şeye göre forma giriyor. Bu yüzden zorlanmaktan ziyade bana alan açtığını söyleyebilirim. 

KI: Öykülerinin genel anlamda merkezinde dönen ana tema çocuk ve tanrı. İşin felsefi boyutunu göz önünde bulundurduğumuzda bir çocuğun tanrıyla ilişkisini bu derece düşünmesini sağlayan nedir?

HÖ: Çocukken ölüm ve Allah bende hep merak, korku, sevgi ve adlandıramadığım hisler uyandırmıştı. İlk kez ölüm diye bir şeyin olduğunu duyduğumda ("Tarla" ve "Tanrı Öldüğünde Ağlamadım" öykülerimde bunun izleri var.) ürpermiştim. Büyüyüp çocukları gözlemledikçe benzer şeyleri onların da yaşadığını fark ettim. Bazen bunu sorularla irdeledim, bazen sadece dinledim onları ("Çocuklarla Felsefe" öyküsünde olduğu gibi). Bir çocuğun tanrı ile ilişkisi elbette içine doğduğu aile, toplum ve coğrafyadan bağımsız değildir. Etrafında dua eden, Allah, Tanrı, peygamber, cennet ve cehennem gibi kavramları duymayan bir çocuğun benim öykülerimdeki soruları sormasını bekleyemeyiz sanırım. Tabii Platoncuysanız bu dediğime katılmazsınız.  

KI: Ortak adları Deniz olan iki tatlı kızın olduğunu biliyorum. Bazen öykülerini sanki çocuklara anlatıyorsun, bazen de çocukların dilinden anlatıyor gibisin. Bunu özellikle mi seçtin yoksa yazı dilin mi bu yönde ilerliyor?

HÖ: Eğer derdimiz yazdığımız metinlerin okunması ve anlaşılması ise yalın bir dil kullanmamız gerek. Kesinlikle basitlikten bahsetmiyorum. Bugün Küçük Prens’i, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’yı bir çocuk da keyifle okuyor, bir yetişkin de. Ama her ikisinin aldığı tat farklı elbette. Hem şiirde, hem öyküde kullandığım dile özen gösteriyorum. Mutlaka sözlük kullanırım, bildiğim kelimelerin farklı anlamları var mı diye kontrol ederim. Bir dizeye veya cümleye çok anlam yüklemek istiyorsam onun olabilirliğine bakarım. Böylece içime sinen bir dil çıkıyor ortaya. Birkaç öykümü kızlara okudum, keyifle dinlediler, yorum yaptılar, güldüler. Bu da beni mutlu etti açıkçası. 

KI: Yazı serüvenin öyküyle mi, şiirle mi yoksa başka türlerle mi devam edecek?

HÖ: Şimdilik ikinci şiir ve öykü dosyalarıma metinler eklemeye başladım. Seninki gibi zulamda binlerce sayfalık metinler olmasa da birikmiş metinlerim var. Elbette yeni şeylerle tamamlanacak. Artık bir yıl mı sürer, daha mı uzun, bilemiyorum. Bir roman taslağı var elimde ama ciddi anlamda vakit ayırmam gerek, biliyorsun o da şimdilik bende yok. Kızlarla ortak bir çocuk kitabı da yazabiliriz, belli mi olur.

KI: Hem şiir hem de öykü kitapları arasında dönüp dönüp hep yeni baştan okuduğun yazarlar ya da kitaplar var mı?

HÖ: Olmaz mı? Yazar ve şairler de var, kitaplar da var, sadece şiirler ve öyküler de var. Burada sadece aklıma öyle bir şiiri veya öyküsüyle hemencecik geliveren şair ve yazarları anayım. Gülten Akın, Didem Madak, Sennur Sezer, Furuğ Ferruhzad, Birhan Keskin, Aslı Serin, Filiz Zibek, Asuman Susam, Gonca Özmen, Umay Umay, Zeynep Tuğçe Karadağ, Meryem Coşkunca, Edip Cansever, Turgut Uyar, Behçet Aysan, Metin Altıok, Ahmed Arif, Cemal Süreya, Özgün E. Bulut, Selim Temo, Şükrü Erbaş, Yılmaz Odabaşı, Ahmet Telli, Veysi Erdoğan, Serkan Türk, Ahmet Erhan, Nâzım Hikmet, Yannis Ritsos, Anton Çehov, William Saroyan, Sait Faik, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal, Tomris Uyar, Kadir Işık, Pelin Buzluk, Ayşen Işık, Eylem Ata Güleç, Elif Erdoğan, Semra Bülgin, Figen Şakacı, Çağatay Yılmaz.

Böyle uzar gider liste işte. Kısacası hem benden önce yaşamış , hem şu an yaşadığım dönemde yaşayan şair ve yazarları imkanlarım ve zamanım elverdiğince okuyorum.

 

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Bunlar 3,5 yıl boyunca günde 10 saat ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ayzer Bilgiç

20 Şubat 2026

Bir Ölümsüzlük Meselesi

Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.Georgi Gospodinov’u başucu yazarım ilan ettim. Şu aralar onun yazdıkları bana çok iyi geliyor. İlk olarak yaklaşık üç yıl önce Zama..

Devamı..

Minimal Takı Sevenlere Özel Hediye Fik..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024