Genç kadın koltuğun ucuna ilişmişti. Darmadağınık saçları yüzünün yarısını kapatmış, ürkek bakışlarla ve neredeyse kapanmış gözlerle saçlarının arasından etrafı inceliyordu. Karşısına oturmuş, ellilerinde gösteren komşusu ona acıyarak bakıyordu. Hem acıyor, hem de kızıyordu aslında. Hele patlamış dudağından sızan kanı görmek, onu çıldırtıyordu.
– Ah evladım, ah be evladım nasıl olur da bu muameleyi kendinize layık görürsünüz anlayamıyorum, dedi ve komisere döndü. Komiserim, Sedef benim karşı komşum. Biz buna her ay en az bir kere şahit oluyorduk ama evin içine müdahale edemiyorduk. Çarpan kapılar, bağrışmalar bizi de, alt kattaki komşularımızı da hep rahatsız ediyordu ama işin bu kadar kötü olduğunu bilmiyorduk. Bu sefer kapıma dayandı Sedef, Yardım edin, diye. Kapıyı açtığımda gördüğüm manzara, şu gördüğünüz. Kim bilir vücudunun görünmeyen yerlerinde ne yara bereler var. Zaten buradan doktora gideceğiz değil mi Komiser bey?
– Evet, ifadelerinizi alayım sonra sağlık raporu için doktora gideceksiniz memur arkadaşlarla.
– Sedef’in peşinden Burhan dayandı kapıma, zorla Sedefi almaya kalktı ama vermedim. Zaten kızıma o gelmeden sizi aramasını söylemiştim.
Kadın anlatmaya devam ederken Sedef’in gözleri sehpaya takılıp kalmış, hayatı film şeridi gibi zihninden geçmeye başlamıştı. Evet o da sayısını hatırlamıyordu bu dayakların ama bu kez farklıydı, Ölüyorum artık, diye düşündüğü için yarım saatlik kaçma kovalamaca ve dayağın ardından, sadece asansörde merhabalaştıkları ve adından başka bir şey bilmediği bu kadına sığınmıştı, hiç hatırlamadığı annesine sığınır gibi. Annesini dört yaşındayken kaybetmişti Sedef. Babası ertesi yıl evlenmiş üvey anne istememişti onu ve köye babaannesine göndermişler, o büyütmüştü Sedefi. Keşke çocuk kalsaydım o güzel köyde diye düşündü. Yine çocukluğundaki gibi köyün arkasındaki o dağdan süzülüp gelen küçük derenin kenarına oturup elleriyle hızlı akan suyun gücüne, kendi çocuk gücüyle karşı koysa bütün vücudu soğuyana kadar. Sonra ellerini güneşte sallayarak, bir yandan da delicesine koşarak sağa sola ve çığlıklar, kahkahalar atarak ısıtsaydı. Ona hem anne hem de baba olan babaannesini çok severdi. Ortaokulu bitirdikten dört yıl sonra otuz yaşındaki bilgisayar mühendisi, esmer, yakışıklı, sakin ve az konuşan o adamla nişanlanmıştı. Dışardan gören herkes ertesi yıl evlenip İzmir’e yerleştiği kocasını sakin diye nitelerdi. Zaten çok içmediği sürece sakin ve iyi bir adamdı kocası. Görücü usulü olsa da severek evlenmişti Burhan’la. İzmir’de körfeze bakan bir apartmanın en üst katında dubleks bir dairede oturuyorlardı. Köyden sonra buralar ilginç gelmişti Sedef’e. Evlendikten üç ay sonra da oğluna hamile kalmıştı. Çocuk doğup bir yaşına gelene kadar hiç eli kalkmamıştı Sedef’e kocasının. Rutin bir kontrol esnasında doktor fark etmişti çocuktaki hastalığı. Çocukları özel bakım isteyen bir çocuktu. Tehlike, korku gibi duyguları, muhakeme yetisi yoktu. Kısaca zihinsel engelli bir çocukları vardı ve sürekli izlenmesi, özel eğitim alması gerekecekti. İşte ilk o gün çok içmişti kocası. Zaten her gece bir kadeh şarap veya rakı ya da bir şişe bira içerdi, bazen Sedef de içerdi bir bira, sıcakta iyi gelirdi. Ama o gece bir başkaydı her şey. Birbiri ardına kadehleri boşaltmış, deli deli bakmaya başlamış ve anlaşılmaz cümlelerle söylenip durmuştu. Üzüntüsünden içiyor diye düşünmüştü Sedef. Sanki kendisi üzülmemiş miydi oğlunun böyle olmasına; elbette çok üzülmüş, oğlunu uyuturken içindeki acıyı dışarı çıkaran gözyaşları bir sel olup akmıştı bebeğinin kırmızı arabalarla süslü nevresimine. İlk o akşam dayak yemişti kocasından ama bu dayak iki tokatla kalmıştı, kendini odaya kilitlemeyi başardığı için. Kapıyı yumruklayıp tekmeleyen kocası bir süre sonra kapının önünde sızıp kalmıştı. Hatta onu yatağa sürükleyerek zar zor götürmüştü Sedef. Ertesi gün yüzündeki morlukları görünce de yaptığına inanamamış, özür dilemişti kocası. Evden bilgisayarıyla çalışıyordu Sedef’in kocası; bütün gün birlikteydiler, sadece müşteri ziyaretleri, toplantılar ve tanıtımlar sırasında evden ayrılıyordu. Sedef bütün gün çay, kahve ve yemek taşırdı kocasının home ofis olarak kullandığı üst kattaki odaya. Kalan vaktinde de oğlu ve ev işleriyle ilgilenirdi. Yine de hiç şikâyet etmezdi. Sonrasında her kötü olayın sebebi Sedef’miş gibi önce içmeler, arkasından dayaklar başladı. Bir keresinde eşi dışardayken alıp oğlunu babasına kaçtı Sedef. Anlattı durumu, vücudundaki yaraları gösterdi babasına. Üvey annesinin ve kardeşlerinin soğuk davranmalarına aldırmadan sığındı baba evine. Üç gün sonra kocası bir sürü hediyeyle gelip yeminler ederek bir daha yapmayacağına, bütün suçu da içkiye atarak ikna etti babasını. Babası da hafifletici sebep saymıştı içkiyi. Bir de boynunu bükerek, bakışlarını yerden kaldırmadan çocuğun özel eğitimini karşılayacak gücü olmadığını en iyisinin eve dönmesi olacağını söylemişti kızına. Babası arkasında durmayınca çaresiz eve dönmek zorunda kalmıştı Sedef. Oğlunun hatırı için, gereken eğitimden mahrum bırakmamak adına kaderine ve dayaklara razı olmuştu. Ama işte şimdi karakol kapılarındaydı. Bunu babası ve köydekiler duysa ne olurdu? Ya da kocası bu sefer de geri dönmek zorunda kalırsa kim bilir ne yapardı? Diyelim boşandı, nasıl geçinecekti? Belki de hâkim çocuğun özel eğitimini karşılayacak gücü olmadığı için çocuğunu ona vermeyecekti. En önemlisi çocuğu… Ya onun yerine çocuğu dayak yemek zorunda kalırsa. O yumruklardan sadece iki tanesi bile çocuğun ölümüne sebep olabilirdi. Çocuğunu babasının yanında bırakarak, ölümünde pay sahibi olmak fikri yüreğini sıkıştırdı. Kafasından geçen bu deli sorular ve cevapları paniğe kapılmasına sebep oldu ve bu odada olmaması gerektiğine karar verdi. Komşusunun ifadesi bitmiş imza atıyordu, hemen ayağa kalktı korkuyla âdeta bağırdı.
– Komiserim ben şikâyetçi değilim kocamdan, zaten sadece içkiyi çok içtiğinde oluyor bu. O bana söz verir, bir daha da içmez. Ben de içkiyi hafifletici sebep sayıyorum ve kocamı affediyorum. Ablacım ne olur eve gidelim! dedi ve kadınla komiserin şaşkın bakışlarına aldırmadan arkasını dönüp kendisini bekleyen, çaresizliklerle beslenen, acı, üzüntü ve gözyaşı dolu hayatına bir an önce dönmek istercesine hızla kapıya doğru ilerledi.






