Prof. Dr. Hasan Fevzi Batırel’le geçtiğimiz günlerde yayımlanan deneme kitabı İki Nefes Arasında üzerine konuştuk.
Serkan Parlak: Hasan Hocam, geçtiğimiz günlerde Hayykitap etiketiyle İki Nefes Arasında adlı deneme-anı kitabınız yayımlandı. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz ve tabi ki bir hekim, cerrah olarak edebiyata olan ilginiz nasıl başladı, nasıl gelişti?
Hasan Fevzi Batırel: Çok teşekkürler. İstanbul’da doğup, büyüdüm. Cerrah ve öğretim üyesiyim. Bu kitap, hasta hafızamdan kaynaklandı. Hastaların, bizlerin başından geçen olayları çeşitli ortamlarda, asistanlarımızla olan konuşmalarda hatırladığımda, bunları kayda geçirmenin iyi olacağını düşündüm. Bu konuda meslektaşlarım tarafından motive edildim. Daha sonra farklı konularda yazma isteğim oluştu. Son beş altı senedir yazdıklarımın bazılarını bu kitapta topladım. Açıkçası edebiyata ilgim gün geçtikçe artıyor, iyi yazabilmenin çok keyifli, değerli bir vasıf olduğunu anlıyorum. İnsanoğlunun en eski sanatı, en kıymetlisi diyebiliriz.
SP: Kitabınızın adı olan “İki Nefes Arasında”nın anlamı hakkında neler söylersiniz?
HFB: Kitabın içinde aynı başlık altında bir makale var. Başlıktan anlaşılacağı üzere kitapta hayat içindeki iniş çıkışları, heyecanları, üzüntüleri, başarıları, hataları içeren çok sayıda yazı var. Ama özellikle “İki Nefes Arasında” adlı denememde çok sıradan gibi görünen nefes almanın ilk başlama anı ve bu anın mucizevi unsurları var. Kitaba özel bir anlam yükleyemem, bir doktor-cerrahın hayatının aynasına benzetmek doğru olur herhalde. Kitabı okuyan bir arkadaşım, mesleğinizi, yaşadıklarınızı anlamaya başladım, çok stresli ve zor bir yaşam diye tanımladı. Aslında heyecanlı bir yaşamdaki özellikli anların metne dökülmüş halleri var bu kitapta diyebiliriz.
SP: Kitabınızın birinci bölümü olan “Hastalık Yoktur Hasta Vardır”da hasta hikâyeleri var. Ek olarak hastaya vakit ayırarak konuşmanın, dinlemenin çok önemli bir ayrıntı olduğunu kavrıyoruz. Doktor-cerrah olarak hastayla olan iletişimin incelikleri ve önemi hakkında neler söylersiniz?
HFB: İnsanları anlamak iletişim kurmaktan geçiyor. İletişim kurmanın olmazsa olmazı ise karşımızdakini dinlemek. Bu konuda güncel teknoloji, hızlı yaşam bizleri dinlemeyi unutturacak kadar sabırsızlaştırdı. Oysa doğru soruları sorup dinlediğinizde karşınızdaki kişi size içini dökmeye başlıyor. Hasta hikâyelerinin bazılarında insanoğlunun doğal karakter özellikleri, ötekilerdeyse iletişim kurmakta zorlandığımızda yaşadıklarımız var. Dinlemeye vakit ayırmak, kendimizi karşımızdakinin yerine koymak birçok sorunun çözümün önünü açıyor. Tabii ki bu esnada ön yargılarımızı ortadan kaldırıp karşımızdaki kişiyi olduğu gibi kabullenip anlamaya çalışmak çok önemli. Sonuçta cerrahlar, hekimler insanların en sıkıntıda olduğu dönemlerde iletişim kurmaya çalıştıkları meslek insanları. Hastaların bazı iniş çıkışlarını olgunlukla karşılamak gerekiyor.
SP: Kitabınızın ikinci bölümü anılardan oluşuyor: “Teselli, Tedavinin Yarısıdır”. Meslektaşlarınızdan öğrendikleriniz, gözlemleriniz ve yazdığınız nadir olaylar ilgiyle okunuyor. Bu bölümü oluştururken seçimlerinizi nasıl yaptınız?
HFB: Özel bir seçim yapmadım ama bazen bir söz, raydan çıkmış bir meslektaş, zor durumlarla nasıl baş edilebileceğine ilişkin anekdotlar bu bölümdeki ilham kaynaklarım oldu. Teselli, anlamını çoğumuzun unuttuğu bir sözcük. Sözle ferahlandırma demek. Ne kadar güzel bir ifade. Hasta insan zaten yaralı, aciz, tedirgin. Bu kişiyi tedavi ile tamamen iyileştiremeyeceksek en azından sözle teselli etmemiz gerekmez mi? Aynı durumda biz olsak bu davranışı beklemez miyiz? Bunun dışında bazı denemelerde insanın doyurulmaz hırsı, yaşam beklentilerinin bazen işleri nasıl sarpa sardırdığını da okuyacaksınız.
SP: Üçüncü bölüm olan “Hayatımın Uğraşı Akciğerler”de ayrıntılı biçimde anlatıyorsunuz ancak sağlıklı akciğerlere nasıl sahip olabiliriz sorusunun yanıtı nedir sizce?
HFB: Sağlıklı akciğerlere nasıl sahip olacağımızı bu bölümdeki bazı makalelerde çok ayrıntılı yazdım. Ama en kısa ve öz ifadesiyle, temiz hava, sigarasız yaşam, egzersiz diye sıralayabiliriz. Nefes darlığı vücudun yükleneceği en dayanılmaz zorluklardan birisidir. Ancak çeken anlar. Covid-19 salgını nedeniyle çok ön plana çıkmış oldu. Haberlerde oksijensiz kalarak ölen insanlara şahit olduk aylarca. Umarım salgın bu bizlere akciğerlerimizi korumak için ciddiye alacağımız bir uyarı olur.
SP: Dördüncü bölüm “Bir Ömür Boyu Cerrahi”ye gelelim. Tıp okumayı, cerrah olmayı düşünenler için neler önerirsiniz?
HFB: Bu kadar zor ve stresli bir yaşamı seçmek için önce böyle bir işe karşı sempati, sevgi duymak gerekir. Sonra başarılı bir okul hayatı ve tabii ki sabır. Hayat boyu devam eden bir öğrenme sürecine giriyorsunuz. İniş çıkışları, zorlukları ama bir o kadar da mesleki ve insanî tatmini yüksek olan meslek grupları. Tercih etmeden önce muhakkak mesleği tanımak için hekim veya cerrahlarla vakit geçirmeyi öneririm.
SP: Hasan Hocam başucu yazarlarınız kimler ve başucu kitaplarınız hangileri?
HFB: Bazı kısa öyküler çok hoşuma gidiyor. Mesela Roald Dahl’ın öykülerini çok beğenmiştim. Yakın zamanda Orhan Pamuk’un Cevdet Bey ve Oğulları kitabını okudum. Rahat okunan bir aile hikâyesi. Son zamanlarda yazma tekniği üzerine bazı kitapları okuyorum.
SP: Masanızda neler var, önümüzdeki günlerde sizden neler okuyabiliriz?
HFB: İki roman projem var. Birisi aile büyüklerimizden birisinin hikâyesi. Birinci Dünya Savaşı öncesinden 1950’lere uzanan zaman diliminde geçiyor. Ötekisi bir cerrahın hayatıyla ilgili, kısa roman biçiminde, konu itibariyle insanın algı, hırs, amaç ve yapıp ettiklerinin sonuçlarıyla ilgili. Umarım ikisini de bitirebilirim.
.jpg&w=3840&q=75)





