Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Haziran 2020

Sanat

Heykeltıraş Mahmut Aydın ve Borges’in Örtüşen Zaman Algısı

Raşel Rakella Asal

Paylaş

1

0


Mahmut Aydın’a göre “zaman” da hiç durmaz, sanat da. Çünkü tıpkı hayat gibi sanat da hareket ve değişim içinde ve sürekli ivme halindedir.

Sanat çok özel bir alan. Her insanın mutlaka bir biçimde yer alması gerekmeyen ama – öyle olsa iyi olacağı – bir alan, bir uğraş vermesi gereken alan asla değil. Para kazanmak, her insanın uğraş vermesi gereken bir alan. Ne var ki sanat öyle değil. Ama herkes bir ucundan tutsa o kişinin sanatın taşıdığı büyük enerjiyi, o hayalperest ruhu, insana dair izleyene çok anlam yükleyen bir etkinlik. Etraftaki durağanlığa aldırmadan, kendi bireysel enerjilerinizi muhafaza etmek ve bunu dönüştürmek istiyorsanız, haydi o zaman hep birlikte genç heykeltıraş Mahmut Aydın’ı keşfetmeye yol alalım.

1989 Diyarbakır doğumlu Mahmut Aydın, Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi'nde eğitiminden sonra 2009 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nde sanat eğitimini aldı. 2008 Diyarbakır Liseler Arası Tiyatro Şenliği Afiş Yarışması birincilik ödülü, 2010 İstanbul Karikatür Yarışması birincilik ödülü, 2014 Yeni Arayışlar Yarışması birincilik ödülü, 2014 Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri ikincilik ödülü, 2015 İstanbul Rotary Sanat Yarışması özel ödülü gibi birçok ödüle sahip. Mahmut Aydın, sanatında tıpkı bir bilim insanı gibi araştırmacı bir ruh sergiliyor. Onun sanatına bakarken kaygısını, sancısını, sorularını, risk almasını ve yaratışındaki özgünlüğü yakalıyorsunuz. Çağdaş bir sanatçı sorumluluğuyla sanatını entelektüel bir zemine oturttuğunu anlıyorsunuz.

“Kaçak Gölge”, “Maddenin Halleri 4”, “Sanatın İyileştirici Gücü”, “Nesnelerin Gizli Yaşamı”, “O an’a adanmış”, “Kimlik: Barınılan Yer” gibi sergi adları ile dikkatimi çekmişti. Kendisiyle yaptığım telefon konuşmasında bu konuya şöyle bir açıklama getiriyor: “Heykellerimde daha çok bir an’a tanıklık eden ve o an’ı yaşayan bir duyguyu yakalamaya çalışıyorum. Tıpkı çevremizdeki nesnelerin geçmişten bir kesit sunması gibi. Heykellerimde, yaşadığımız an ile geçmiş an’ı anlamaya çalışan, geçmişin etkisinde kalmış ve şimdiki an’a iç bir şekilde müdahale etmeyen, izliyor-yaşıyor etkisini yakalamak istiyorum.”

Mahmut Aydın’ın bu söyledikleri bana Borges Usta’nın şu şiirini anımsattı.  “Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim: Beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim. Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim. Evren, ne yazık ki, gerçek; ben, ne yazık ki Borges’im.” Borges bir edebiyatçı olarak dünya edebiyatını kendi içinde karmakarışık, bizi de yutan, sürekli büyüyen bir tür orman olarak görür. Ona göre bir kitap okumak, âşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir. Onun için Berkeley’i, Shaw’u veya Emerson’u okumak, Londra’yı görmek kadar gerçek olaylardır.

Borges felsefe ve düşünceler evreninde yaşamış bir yazardır. Çağdaşımızdır o, bugünün ve geleceğin insanıdır. Çünkü o, bütün deneme yazıları boyunca bakışlarını kendi iç dünyasına çevirerek, aslında insan varlığının her şeye rağmen değişmeyen ve değişmeyecek olan yapısına ışık tutmuştur. Yani evrensel bir insan portresi çizmiş, bu insanı her yönüyle irdeleyerek onu, bütün tutkuları, yanlışları, doğruları, eğilimleri ve tükenemeyen zaaflarıyla sergilemiştir.

Borges’in zaman algısında “zaman” olan görünmez labirentler vardır. İnsanlar cılız varlıklarıyla, önceden belirlenmiş olarak ya da büsbütün rastgele, o “zaman” labirentlerde buluşurlar. Garip kaderlerini yaşarlar. Enerji, kütle ve ışık hızı evreninde Borges ana bilmecenin uzam değil zaman olduğunu düşünmüştür. Evrenin sonsuz kere büyüyen, birbirini yineleyen, birleşen, ayrışan, paralel giden baş döndürücü bir zaman ağı olduğuna inanır. Borges’e göre bu birbirine yaklaşan, birleşen, çatallanan, birbirinden kopan ya da asırlarca birbirinden habersiz olan ağ bütün zamanların olasılıklarını içinde barındırır. Zaman bir labirenttir ve bu labirentte her dönüş muhtemel değişik geleceklere açılır. Borges duran zaman içinde (düz çizgi) yaşamların döngüsel (çoklu labirentler) olarak birbirini izlediğini düşünür. 

“Alef” öyküsünde yazar, bir bodrum katında evrendeki bütün noktaları içeren tek bir nokta görür. Tüm evren bu tek noktanın içinde gizlidir. Yazar yaşadığı tecrübeyi şöyle dile getiriyor. “Ben bir tek dev saniye içinde, hem fevkalade, hem korkunç olan binlerce eylem gördüm, hiçbiri de beni, hepsi mekânda aynı noktayı kapladıkları halde, birbirlerini gölgelememeleri, örtmemeleri kadar etkilemedi. Gözlerimin yakaladığı şey eşzamanlıydı. Ama şimdi yazacaklarım zaman içinde sıralanacak çünkü dil sınırlayıcıdır.” 

Borges sınırsız, bitimsiz, mitik, duran bir zaman kavramı içinde her an her şeyin orada olup gittiği bir zaman/mekân kavramından söz etmektedir. “Alef “öyküsünde Borges “Alef’in çapı herhalde birkaç santimden fazla değildi ama tüm âlem gerçekten ve eksiksiz içindeydi. Alef’te dünyayı, dünyada Alef’i gördüm,” der. Bu bitimsiz, sınırlayıcı olmayan zaman kavramı içinde insanların farklı labirentlerde (labirenti de yaşamın metaforu olarak görebiliriz) farklı yaşamlar sürdüklerini, “Ölümsüzler” adlı ünlü öyküsünde dile getirir.

İşte bu noktada Mahmut Aydın ile Borges’in zaman algısı örtüşüyor. Mahmut Aydın’a göre “zaman” da hiç durmaz, sanat da. Çünkü tıpkı hayat gibi sanat da hareket ve değişim içinde ve sürekli ivme halindedir. Hayatı ve sanatı belirleyen de budur. Durmadan düşünür Mahmut Aydın: Sanat ne? Hayat ne? Sanatçı kim? Sanatçının kaç hayatı kaç kimliği var? Bunlardan hangisi kim? Hangisi sanatçı? Ben kimim? Kaç kişiyim? Bir çember. Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Durmadan dönüyorum. Her şey dönüyor. Aynı yerlerden mi geçiyorum? Aynı şeyleri mi yaşıyorum? Aynı yerlerden mi geçiyorum? Aynı şeyleri mi yaşıyorum? Ben bunu önceden yaşamamış mıydım? O zaman nereden hatırlıyorum? Geçmiş dediğimiz şeyi anlıyor değilim. Bugünü de anlıyor değilim. Yarın daha başka mı olacak? Geçmiş ne kadar geride ve şu anda nerede saklı? O buradaysa, görüyorsam, hissediyorsam, o zaman şu an nedir? Eski mi? Yeni mi? Bunun ölçüsü ne? Büyük bir kargaşa içindeyim. Ben hangi zamana aittim. Zamanın ölçütü? Rengi? Biçimi ne? Neye göre? Niçin?

Mahmut Aydın tüm bu soru bombardımanı altında sergilerinden birini  “Zamansallık ve Form” üzerine oluşturmuş. Yaptığı her şeyde biçimi önemsediği gibi, dünyayı, yaşamı, her kültürü, her dönemi önemser. Her kültür, her imaj, her dönem onu bir gerçeğe taşır.  Her bağlantı kurduğunuz nesne/kişi ile yeniden üretir. Kendi varlığının, varoluşunun ve bireyselliğinin altını çizmeye, tadını çıkaramaya çalışan bir tavır içindedir.

Mahmut Aydın’ın heykelleri cinsiyetsizdir, insanoğlunun suretini taşırlar bedenlerinde. Tanıdığını sanır kendini ama uzaktan yakından bilgisi yoktur. Kadın mıdır? Erkek mi içinde yaşayan suretler?  Bihaberdirler hallerinden. Kadındırlar. Erkektirler. İnsandırlar. Her biri birbirinden yakın, her biri birbirinden uzak.

Kaygı, yokluk, hüzün, baskı, tahakküm, rağmen. “Rağmen” lere rağmen yaşamak. Kaygıların bitmediği, baskıların bitmediği bir yaşam şekli olabilir mi? Ayna tutar geçmişe doğru. Bir de bakar ki içinde anlaşılmaz siyah bulutlar dolanıyor. Dünya değişiyor, insanlar değişiyordur. Savaş, barış, kadın, erkek. Her biri birbirinden yakın, her biri birbirinden uzak.

İnsanoğlunun içindeki o yüce derinliğin sınırlarını çizmekte zorlanıyoruz. Issız, kimsesiz ama bir yandan kalabalık bir aileyiz hepimiz. Kendi içinde özgür, renkli, dalgalı, engin, kıyısız kimliklerimiz. İnsanoğlunun tarifini yapmaya ne hacet!  Bir kova suyunu bile daha çekmiş değiliz denizden. Ne bırakabiliyoruz gönlümüzün kıyılarını, ne de büsbütün açılabiliyoruz denize.  Neresinden tutarsak tutalım hep yarı kalıyor hayatlar, insanlar…

Kanımca her özgün mekân, özgün zamanlara taşır içindekileri. Hele bu mekân bir sanatçının atölyesi olursa. Bir an kendimi onun atölyesinde düşledim. Beni heykelleri seyre en elverişli koltuğa oturttu, yontuları bir bir getirmeye, özenle ayarlanmış bir ışığın altına dizmeye başladı, uzun uzun incelememe zaman tanıyarak, yontuları ışıkta değişik yönlere çevirerek. Tek söz etmiyorduk, söz sırası yontulardaydı ve “o”, “siz”, “biz”lerdik. Belli bir sıralama düzeninde birkaç yontu, hepsi o küçücük, lif lif, parmakların ve spatülanın sabırla sıvadığı çamur ve alçıyla, uzaya, sonsuzluğa boy atmışlar, yontucunun ustalığı sayesinde sıvanmış yüzeyin altındaki gövdeler, başlar, kollar, eller. Mahmut Aydın’ın kendine özgü bir gizemi vardı, bazen iletmek istenen şiddetin niteliğini kavrayabilmek için uzun bir inceleme gerektiriyordu, ama neresinden baksanız ne bir dehşet duygusu görülüyordu ne de abartılmış bir duygusallık. 

Tanrı insanları farklı yaratıyor. Bazıları sanki donatılmış ve özel olarak geliyorlar dünyaya. Mahmut Aydın da o özellerden biri. Bir sanatçı olarak daha şimdiden birçok ödüle sahip ender sanatçılardan biri. Onur sanatında kendine özgün heykel dilini oluşturmuş, kendine ait bir dünya kurmuş bir sanatçıyı görüyorsunuz. Beni kim kez düş dünyasına götüren, kimi kez düşünmeye sevk eden, yaşamıma zenginlik katan sanatçılara kendimi borçlu hissederim. Bu borçlar yalnız kitaplarını okumak, resimlerini izlemek ya da müziklerini dinlemekle ödenemez. Onları bizler de yorumlayabilmeliyiz. O zaman sanatçı yalnız sanat çevresi tarafından değil, ulaşabildiği insanlar tarafından da değerlendirilmiş olmanın tadına varacaktır. Böylesi mutlulukları da yeterince hak ediyorlar sanırım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Otomatik Portakal’da Geçen 10 Rusça Sö..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

21 Ekim 2025

Robert Redford: Bir Büyük Sinema Efsan..

Robert Redford Hollywood stüdyo sistemi içinde büyük yıldız statüsüne ulaşmış bir oyuncu; Oscar ödülü ve adaylığı kazanmış bir yönetmendi.Birkaç sene önce en sevdiğim filmler üzerine bir yazı üzerine çalıştığım sırada en sevdiğim a..

Devamı..

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Elinor Evans

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024