Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Aralık 2020

Öykü

Hikâye Ayaktan Başlar

Tuğba Korkmaz

Paylaş

6

2


Ayakları iyi tanırım. Sanılan gibi düşmanca değil. Her gün binlercesi önümden geçiyor. Nereye gittiyse oranın bulaşığını taşıyor ayaklar.  

Tezgâhımı hastanenin yanına kurdum. İrice bir adam yaklaşıyor. Ayakkabılarının arkasına basmış. Yanaşınca tanıdım. O beni tanımadı. Kaç para? dedi. On beş lira, dedim. Oturdu tabureye, iyice yaydı kendini. Ayakkabılarını çıkardı. Terlikleri uzattım. Giydi. Bunun farkı ne de diğerlerinden pahalı? dedi, tespihiyle boya tezgâhını gösterdi. Sadece ayakkabı boyamıyorum ben, bir de hayat hikâyesi dinliyorum, dedim.  Boş konuşma çabuk ol işim var benim, dedi. Bak şimdi sen de başlarsın hem, hikâye ayaktan başlar, dedim. Somurttu.

Bin dokuz yüz doksan iki yılı eylülün yirmisiydi. Yağmurlu. Okulun ikinci günüydü. Müstahdem sınıfa girdi. Öğretmenden izin alıp benimle birlikte beş kişiyi öğretmenler odasına götürdü. Kiremit rengi bir örnek botlardan ayağıma uyanı kutudan alıp bana uzattı.  Yere oturup ıslak çoraplarımı göstermeden denedim. Oldu. Sıramı savdım.   İlkokula başlayalı üç yıl olmuştu ve her yıl aynı şeyi tekrarlıyorlardı. Neden bizi gizlice çağırıp bunları verdiklerine anlam veremiyordum. Diğerlerine aynı botlardan verilmediğinden olsa gerek içten içe nefret ediyordum öğretmenlerimden. Onların da hakkı değil miydi bu botlardan almak? Gerçi ayakkabıları bizim kiremit rengi botlardan daha güzeldi ama yine de kızıyordum. Bir burulma oluyordu ruhumda. Bu hissin başkalarına üzülmek değil de, bir mahcubiyet, kalp kırıklığı ya da farklı olmanın rahatsızlığı olduğunu çok sonraları anladım.

Öğlen çıkıp evin kapısına geldiğimde kızgınlığım devam ediyordu. Anneme bir daha o botlardan almak istemediğimi söyleyecektim. Kararlıydım. Ya diğerleri de aynısından giyecek ya da ben onları bir daha giymeyecektim. Zili uzun uzun çaldım ama kapıyı açan olmadı.  Çantamdan annemin akciğer filmini çıkardım. Bir gün önce filmi çantama koyarken insanın moralini bozmaktan hariç bu işe de yarıyor deyip gülmüştü annem. Eğer kapıda kalırsam kapıyı bununla açabileceğimi söylemişti.

Filmi kapı dilinden iki kez yukarı aşağı çektim. Açıldı. Annem tam karşımda, mutfak kapısında hediyelik eşya gibi duruyordu. Başının tam yanında dualı nazar boncuğu hafif  hafif sallanıyordu. Çıplak ayaklarına sarıldım. Ayak parmakları bacaklarıma değiyordu. Havada nasıl durabildiğini sordum. Cevap vermedi. Aşağı çektim. İnmedi. Güldüm, güldüm. Sonra karnım aç diye ağladım, altıma kaçırdım dedim, babam seni böyle görürse döver diye ağladım. Susuyordu. Babamın ayakları da salon kapısından dışarı uzanmıştı. Rengi kaçmıştı, kımıltısızdı. Sonra hangi sese geldiler bilmiyorum,  kalabalıklar karınca gibi çoktu eve.  

İkisini birden ağıtlarla çıkardılar evden. Yemekler dağıttılar. Sonraki günler annemin kıyafetlerini üzerlerine ölçüp ne zevkli kadın olduğundan bahsettiler. Keşke kendine kıymasaydı da adamın leşini Gürül Deresine atsaydı, dediler. Gülecek bir şey varmış gibi güldüler sonra, şeytan işte deyip ağızlarını düzelttiler. Kendileri için almadıklarını söyleyip komşusuna, arkadaşına, kapıcının çocuğuna birer ikişer aldılar kıyafetlerinden. Kapının dışında duran kırmızı ayakkabılarını evin yakınındaki hastanenin yanına bırakmamı söylediler. Aldığında hevesle giyip göstermişti bana annem, sadece bir kez giymişti. Götürüp söyledikleri yere bıraktım. Bir daha eve dönmedim. Hiçbir odaya ait olamadım. Mutfaksız, salonsuz ev olur mu? Olsun istedim işte. Sonrasını uzun uzun anlatırım belki. Ya da içe kapanmazsam yazarım, bilmiyorum.

Hikâyenin ayaktan başladığını söylediğimde somurtan yüzü, yanımızdan geçen kadının kalçalarını görünce değişti.  Önce ağzının içinden püskürdü gülmesi, başını geriye atarak kahkaha attı sonra, alaycı. Kadın uzaklaşana kadar gözleriyle soydu. Dilini kürdan yapıp ağzını yokladı, vantuzlayıp çıkardı diş boşluğundan ne kırıntısıysa. Çiğnemeden yuttu. Leş. Neden güldüğünü sordum. Ayaklar insanı nerelere götürmez, dedi. Doğru, dedim, seni hangi pisliğe götürdü? Gülüşü seyreldi, bir şey mi dedin koçum? dedi. Özür diledim. Ben sokakta yaşıyorum ya laf alışkanlığı işte, anlatırsan dinlerim, dedim. Gülüşünün berbat olduğunu söyleyip, olsa olsa milletin karısına götürmüştür seni ayakların deseydim. Ayakkabısının birini boyamak üzereydim ki diğerini kafasına indirip hadi yollan diye kovalasaydım. Tertemizdi beyaz çorapları, pantolonu jilet gibiydi, hiçbir yeri kokmuyordu. Yayvan ağızlı adamın marifeti olamazdı bu düzen. Derleyip toplayan bir kadının işiydi.

İçimin sesini anlamış gibi bir kahkaha daha attı. Ne kadınlar geçti benim ayarımdan, dedi, evli misin sen? Hayır, dedim. Evlensen de hep diri tutacaksın belini, dedi. Karına konuşma fırsatı vermeyeceksin. Bak şimdi pazara gitti benim ırgat. Oradan eve gidip yemek yapacak, çocuk bakacak, sutyen dikecek.  Hem para kazanacak, yemeyip yedirecek, giymeyip giydirecek. Sen evde mi kaldın? Yakışıklı da adamsın.

Evde kalmadım. Sığabiliyor musun evlere diye sorsana. Diyemedim. Kısmet değilmiş, dedim.

Ayakların hikâyesi olduğunu bilmiyor, hafızası olduğunu da. Ben gitmedim ayaklarım beni oraya götürdü cümlesinin karşılığı. Düşündüm de bir adım yol ilerletmemiş bana hayat. Yürümeye başladığın günden hesap et bakalım. Ettim. Ne çok yolu geriye gitmişim. Çıkabildim mi annemin dediklerinden? Hayır. Merhametliyim, her şeye hazırlıklıyım ve yaşama tutunmak için B planım hep hazırda durur. Bir erkek yaşadığı sürece annesine aittir. Bütün kıyaslamaları onunladır. Hep bildiği yere gidip döner, gidip döner.

Kısmetle olmaz bu işler, akşama bizim eve gel de şenlendireyim seni, bizimki güzel masa kurar eğleniriz, dedi. Şenlendirirmiş! Sende evde kalsan da sokaklara çıkamasan deseydim. Kadının suçu ne?

Diğer ayakkabısını boyamaya başladım. Bir kadın belirdi yanımızda. Ya da vardı da kendini gösterdi. Öyle sessiz. Bir göz baktım. Başörtüsü boynunun altından bağlı, perçemi kaşının üzerine düşmüş, yüzü soluk, avurdu avurduna geçmiş. Zor nefeslendi. Elindeki poşetleri yere bıraktı. Adama çok yaklaşmadı. Sanki bütün suçları işlemiş de gelmiş gibi aşağı bakıyor, başı yana eğik. Yaptın mı pazarı? dedi adam. Yaptım. Muz da aldın mı? Aldım. Şu aşağıdaki büfeden de sigara al gel. Ciğerim kesildi dedi kadın, az nefesleneyim. Git de al, dedi, kör müsün daha ayakkabının boyası bitmedi. Bana bakmıştır kadın. Utanmıştır. Başımı kaldırmadım adamın ayakkabısından. Abi şimdi biter, dedim. Adamın bir şey daha söylemesini beklemeden yokuş aşağı ilerledi kadın. Seyrettim.

Bak aslanım, dedi. Şimdi yoruldu diye göndermesem hep böyle gider. İzin vermeyeceksin. Ciğerleri de kötüledi zaten. İlacına para yetmiyor. Ölmek de ölmüyor. Ne kadar kullansam kârdır. Kadının canı yok mu be şerefsiz. Diyemedim. Sustum.  Yirmi yıl önce hastalandı bu ciğerlerinden, iyileşemedi. Başıma bela oldu anlayacağın, dedi. Kan beynime yürüdü. Gözlerim karardı. Adam bir önce ne söylediyse beynimde yankısı sürdü.

 Ayakkabısını zorla boyayabildim. Kadın yine geldi adamın yanına. Elime para almamışım, dedi. Aklın neredeydi, diye azarladı adam. Kadın başını yerden kaldırmadı yine, sessiz. Bu ayakkabıları nerden aldın, dedi. Çok oldu, dedi kadın ağzının içinden. Ulan çok oldu da daha önce neden giymedin, nereden aldın çabuk söyle, dedi. Vallahi para verip almadım, Nezihe’nindi dedi, iyice ufaldı. Nezihe öleli kaç yıl oldu aptal kadın, ölünün ayakkabısını mı sakladın bunca zaman? Eve gidince çıkar at onları dedi, beni de sen mi zehirleyeceksin? Daha önce bir müşterimin fukaraya verilsin diye bıraktığı ayakkabıyı kadına uzattım. Sen bunları al da onları bana ver, dedim. Adam ayakkabılarını giyip kalktı tezgâhtan, sen bu merhametle evlenemezsin dedi bana. Kadını itekledi. Sülüklü mahallesine doğru ilerlediler. Sarı yapraklar da sürüklenerek gitti peşlerinden. Kırmızı ayakkabıları kiremit rengi botlarımın yanına bıraktım. Bir daha ayırmam onları. Her şeyi unutmak için deli olmak gerekiyordu sanırım. Radyoyu açtım. Sokaklara da sığamıyordum. Sırtında okul çantasıyla bir çocuk yaprakları tekmeleyerek geçti önümden.

 

YORUMLAR

Tuğba Eren

Çok teşekkür ederim değerlendirmeniz için İbrahim bey, sevgiler

24 Mayıs 2021

İbrahim Nazım ÜLKER

Bir tevaffukta görüp buralara getiren enerji, okuyunca boşa gitmediğini anladım... Çok başarılı buldum, yargılar biraz subjektif gibi dursa da, yaşanmışlıklar belki de ruh dünyasında fakat illaki yaşanmışlığı hissettim ☺️ Tebrik ediyorum kaleminize, yüreğinize sağlık, daim olunuz👏🏼

19 Nisan 2021

Öne Çıkanlar

Ezgi Polat: "Susarak anlaşabilmek ilet..Semih Gümüş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Arvanitis

29 Ağustos 2025

Çalışma Ortamında Yaşanan Tükenmişlik ..

Bireylerin zihinsel olarak aşırı yorgun olduğu durumlarda toplumsal planda yaşanan adaletsizlikler kişileri aşırı uçlara sürükleyebiliyor.26 Yaşındaki Ivy League mezunu Luigi Mangione, United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ı öldürmek..

Devamı..

Sipariş Yazı

Mehveş Bingöllü

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024