Ağzını kapattığım bir konserve şişesinin içine kapatmıştım onu. Dans ediyordu durmadan. Dansın içindeki kötü duyguları dışarı attığına inanıyordu. Belki de yağmurun yağacağını da tahmin etmişti. Sonra bir konservatuar salonunda görmüştüm onu, siyah takımlı adamın sol yakasında oturuyordu. Beni fark etmemişti. Telefonumu çıkararak kameranın zoom özelliğiyle yakından baktım. Evet oydu. Ama nasıl çıkmıştı oradan? Onu cam şişeye hapsetmiştim. Beş gündür uyuyamıyordum. Kafam bulanmıştı. Kafam karışmıştı. Kafam allak bullaktı. Gözlerime bir uyku hali geldi. Gözlerim kapanmaya zorluyordu kendini. Bilgisayarın power tuşuna takılı kalmış gibi hissettim kendimi.
Uyumuşum. Uyandığımda, kendimi bir ormanda bulmuştum. Yüksek seslerin hâkim olduğu bir ortamın biraz uzağında hissediyordum kendimi. Ayağa kalktım, sesin geldiği yana doğru yaklaştım. Yaklaştıkça sesler artıyordu. Elimde bir can simidi vardı. Üstüme baktım, kiremit rengi bir tişort. Atımda bir kapri. Ayaklarım çıplaktı. Aldırmadım ve yürümeye devam ettim. Sesler çoğalıyordu. Çoğaldıkça sesin içine giriyor, ses içime girmeye başlıyordu. Önümdeki birkaç ağacı aşınca bir toplulukla karşılaştım. Herkes birbirinden bağımsız dans ediyordu. Bir deniz gördüm, dalgaları müziğin ritmine ayak uyduruyor gibiydi. Bir dj kabini ve etrafında insanlar. Müzik hiçbir şey anlatmıyor gibiydi. Soldan bir ses işttim. “Almaz mısınız?” Yeşilimtırak renkle dolu bir bardak uzattı. Hemen elimi uzattım. Fakat bu eylem bana ait değildi. Bu ben değildim. Ben bu bardağı almaya niyetli değildim. Bardağı fondip ile tamamen içime doldurdum. Bir şeyler içimi içiyor gibiydi. Bir şeyler içimde dans ediyor gibiydi. Vücudumu hissetmemeye başladım. Müzik bir şeyler anlatmaya başlar gibi oldu.
Sonra onu gördüm. Bana fötr şapkalı bir adamın arkasından gel diye işaret yapıyordu. Bir anda kendimi orada buldum. Oraya nasıl gittiğimi bilmiyorum. “Duyuyor musun?” dedi. “Neyi,” dedim. “Dinle,” dedi. Gözlerimi havaya kaldırdım. Bulutlar rengârenkti. Bulutlar bana el sallıyordu. Sonra ona baktım. “Ne duruyorsun,” dedi. Kendimi bir anda o topluluğun içinde buldum. Kontrolün mihengine saplanmıştım. Kontrol algoritmalarım sesin ritmine göre hareket ediyordu. Kontrol, kontrole gelmez bir hal almıştı. Müzik, duygularımın tenine yapışmış gibiydi. Ait olmadığım bir âlemin içinden sesleniyordum kendime. Sesimi işitemiyordum. Kendime sağır olmuşluğu yaşıyordum. Kendimin kendiliğine şaşıyordum. Eylemlerimin bana ait olmadığı bu âlem de, kendimi eleştiriyordum. Benim ait olmadığım bu yerde, nereye ait olduğumu çıkarmaya çalışıyordum. Müzik hızlanmıştı. Adrenalin, hormonlarımı tetikliyordu. Ben akrobatik hareketlerle havada geziniyordum. Bir şeylerin esiri altında olduğumu farkedemiyor olsam da, bu renkler, bu tükenmemezlik duygusu, bu hiyerarşik topluluk, bu hareketlilik, bu yorulmamazlık hoşuma gidiyordu..






