Neredeyse beş yıldır sol elinin sadece klavyeye vuran pamuk yumuşaklığında bakımlı parmakları arasında ömrü geçen emektar cep telefonunu değiştirme vaktinin geldiğini iyiden iyiye hissetmeye başlamıştı. Telefon olmadan asla sürdürülemez bir hayat yaşadığından sol avucundaki en yakın dostu bu hızlı akışta haliyle çok yıpranmıştı ve nefesi tükenmeden yenisiyle değiştirmeliydi. Ne zamandan beri aklını kurcalayan bu telefon işini bugün yılbaşı öncesi hazır piyasalar durgunken halletse iyi olacaktı. Tabii ki bu durgunluğu alt üst eden çok acayip bir olay olmadığı taktirde. Pardösüsünün yakalarını hafifçe kaldırmış. bir eli cebinde bir eli telefonunda, aklında devamlı olarak inip çıkan hisse senedi trendleri, kâr payları, BİST, lot, ayı piyasası, risk hesapyları, spekt, indeksler vs. vs. ile İstiklal Caddesi’nde hızlıca yürürken sürekli akan bu insan selinin arasından çeviklikle sıyrılarak ilk gördüğü telefon bayisine daldı. Kasada ayakta duran kırmızı kısa etekli kızın yüzüne bile bakmadan aceleyle bir merhaba dedikten sonra telefonunu göstererek aynı markanın en yeni modelini almak istediğini söyledi. Bu işi çabucak halletmeliydi çünkü piyasadaki durgunluğa rağmen kaçırmaması gereken hisse senedi değişiklikleri, müşteri telefonları veya piyasaları alt üst edecek yeni bir olay olabilirdi. Kırmızı etekli kız, tecrübeli bir satıcı kararlılığıyla evet bu size göre diye birbirine neredeyse aynısı kadar benzeyen çeşit çeşit cep telefonu modellerinin içinden birini aceleyle cam vitrinden çıkarıp getirdi. Peşin alacağım, dedi adam. Kızın şaşırması ile karışık memnuniyeti yüzünde âni çıkan bir rüzgâr gibi esiverdi. Adam memnun, satıcı kız memnun, para peşin. Manavdan portakal alır gibi. Her şey yolunda.
“Lütfen biraz oturun fatura ve garanti belgelerini hazırlayayım,” dedi kız. En pahalı modellerden birini peşin sattığı için alacağı primi düşündüğünden olsa gerek biraz öncekinden daha hareketli ve hızlı adımlarla deskin arkasına geçip bilgisayar ekranında işlemlere başladı. Adam da oturup etrafına bakınmaya. Kırmızı balonlar, kırmızı koltuklar, duvardaki büyük ekranda dünya etrafında dönen gezegenler ve galaksiler... Cam vitrin içine sıralanmış parıltılı cep telefonları. Adam kendini birden en eski hissetti. Eskimiş, yıpranmış ve yalnız. Cep telefonlarıyla geçen neredeyse otuz yıl. Sabahtan akşama hisse senedi trendleri, kâr payları, BİST, lot, ayı Piyasası, risk hesapları, spekt, indeksler. vs. vs…Bir de Poldi vardı hayatında. En yakın dostu.. Baygın bakışlı kaniş cinsi köpeği Poldi.
“Kızım, dün gösterdiğin o telefonu alayım ben.”
“Teyze, sen dün taksit sayısına okey demediğin için biz onu bir başkasına verdik. Ama yarın getirtebilirim.”
“Deme be kızım! Ben onun müşterisini bulmuştum. Öğleden sonra gelip alamaz mıyım? Bugün onu satmam gerek”
Bu konuşmalar tezgâhın diğer köşesinde oluyordu. Portakal alır gibi telefon alan adam da duydu bu konuşmayı. Almak ve satmak kelimelerine odaklanmış dikkatiyle kulak kesildi hemen. Başını tam çevrelemeyen hafifçe arkaya kaymış eşarbı ve asık suratından olsa gerek, açılamayacak kadar derinleşmiş kırışıklarıyla bir kadın kırmızılı hostes kızla konuşuyordu. Zaten bu kırmızı atmosfer, telefon parıltıları ve kırmızı rujlu bu genç kadınların karışışında kim olsa olduğundan daha yaşlı görünür diye geçirdi içinden adam. Neyi satacaktı bu kadıncağız? Kâr, zarar? Hemen yerinden kalkıp bir iki adım atarak hayretle sordu:
“Telefon mu? Cep telefonu alıp satacak mısınız? Böyle bir alışveriş olur mu? Siz aklınızı mı kaçırdınız?”
Kadın yüzünü çevirmeden başından hafifçe kaymış eşarbını düzeltirken derin bir nefes aldı. Bu sıkıntılı arada kırmızılı tezgâhtar kız atıldı:
“Teyze bunu bizden taksitle alacak ama ikinci el peşine satacak.”
“E, zarar eder ama!” dedi adam. Sonra da dönüp: “Teyze seni kandırırlar. Birinden borç al sonra ona öde. Ya da kızın veya oğlun yok mu senin? Bu şekilde çok zarar edersin.”
“Kızım doktor, ama kimseye borçlu kalmak istemem,” dedi kadın, yine aynı hiç açılamayacak gibi duran kırışmış mutsuz yüzü ve kalınlaşmış bir ses tonuyla. Zorla konuşuyormuş gibi. Öğleden sonra gelmek üzere dönüp giderken adam arkasından öyle bakakaldı.
O sırada dev ekranda alt yazı geçiyor: Perseverance, Mars’a inmek üzere. NASA’nın uzay aracı Kızıl Gezegen’de yaşam izleri arayacak.
“Telefonunuzun işlemleri tamamdır,” dedi kız. Faturasını ve garanti belgesini teslim ederken, adama dönüp;
“Teyzeyi tanıyorum. Bizim mahalleden. Öyle doktor kızı filan yok,”
“Allah Allah! neden öyle söylüyor peki,” dedi adam bir yandan da gözü yine ekranda. Alt yazı geçmeye devam ediyor: Uzay aracı Mars’a inmek üzere. Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketi ile NASA 2,6 milyar dolarlık sözleşme yaptı.
Hisse senedi trendleri, kâr payları, BİST, lot, ayı piyasası, risk hesapları, spekt, indeksler…vs.… vs.
Adam ekrandan gözünü ayırarak, “Ha, evet gerçekten neden öyle söyledi?” dedi tekrar satıcı kızın verdiği faturayı ve garanti belgesini cüzdanına yerleştirirken.
“Gururundan,” dedi kırmızılı kız. “Siz acımayasınız diye. Böyle çok müşterimiz var nakit para ihtiyacı olan.”
“Gurur mu?” dedi adam bir kere daha vurgulayarak sordu.
“Evet, gururundan.”
Paltosunun yakalarını kaldırarak sol elinde yeni cep telefonu İstiklal Caddesi'nin hiç durmayan akıntısına kapılıp giderken sabahtan beri hatta otuz yıldan beri aklından devamlı geçen hisse senedi trendleri, kâr payları, BİST, lot, ayı piyasası, risk hesapyları, spekt, indeksler vs. vs. arasına yaşlı kadının kırışıklıklarla dolu asık yüzü geldi. Piyasalarda pek bir değeri olmayan “gurur” kelimesi zihninin her günkü akışına kanca gibi takılmıştı. Yavaşladı.






