"Ah bu türküler, köy türküleri / Dilimizin tuzu biberi / Memleket ahvalini onlardan sor / Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i / Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni... / Ben türkülerden aldım haberi.” – Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Türküler Dolusu"
Türk hümanizması, Osmanlı'da Batılılaşma eğilimlerinden Cumhuriyet Türkiyesi’ne kadar devam eden yerellik-evrensellik tartışmaları neticesinde kendini gösteren bir kavramdır. Cumhuriyet Dönemi’nde Türk hümanizmasına bağlı olarak çeşitli projeler oluşturulmuştur. Köy enstitüleri, yurt gezileri, klasik çevirileri bu etkide geliştirilen projelerdir. Mavi Anadolu ise Türk aydınlarının Batı uygarlığını diğer uygarlıklardan üstün tutmamızı, büyük bir uygarlık olarak sadece Batı'yı almamızı sorgulaması sonucu ortaya çıkmıştır. Bu yazıda farklı başlıklar üzerinden ilerleyerek Türk hümanizmasının Mavi Anadolu'yu nasıl oluşturduğu incelenecektir.
Hümanizm kavramı 14. yüzyılın ortalarında İtalya’da ortaya çıkmış, daha sonra da bütün Avrupa’yı etkilemiş felsefi ve edebî harekettir. Hem akademik hem eğitimsel hem de yazınsal boyutları vardır. Hümanizmin sözcük olarak kökeni, studia humanitatis’ten, bugünkü dile çevirecek olursak tin bilimlerinden, gelir. 14. yüzyılda studia humanitatis dendiğinde grammatica, rhetorica, poetica, historia ve philosophia moralis anlaşılırdı. Mantık, aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bunun içine girmezdi.
Özellikle İtalya’da daha sonra bütün Avrupa’da orta öğretimin biçimlenişinde öğretmen, eğitmen ve okutmanlar önemli roller üstlendiler. Verdikleri eğitimin odağında Latin dili ve Latin klasikleri bulunuyordu. Az da olsa eski Yunanca öğretilip metinler okutuluyor, Latince ve Yunanca yapıtlar incelenip yorumlanıyordu.
Ulusal kültür kavramı cumhuriyetin kurulması ve modernleşme politikası çerçevesinde gerçekleşen bir söylemdir. Doğu tipi milliyetçilik, Batı'yı çağdaşlaşma, ilerleme ölçütü olarak gördüğünde ortaya sorunlu bir ilişki çıkar. Türk modernleşmesi de kendini Batı'ya karşı yeterli görmediğinden, Türk hümanizması sürecinin tıpkı Avrupa'nın köklerini Yunan uygarlığında bulması gibi bir köken arayışı olduğunu görüyoruz.
Edebiyattaki temsilcileri 1914’te Yahya Kemal Beyatlı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’dur. Yakup Kadri memleketin temelinin Eski Yunan uygarlığı olduğunu söyler. Bu bağlamda Nev Yunani anlayışı benimsemiştir.
Güzel Sanatlar Akademisi’nde Türk hümanizması etkilerini Namık İsmail döneminde gözlemlemek mümkündür. Namık İsmail'in hakiki klasik bir tahsil eğitimi verme isteği akademik eğitimin temelinde bir klasisizm arayışı olduğunu gösterir.
Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911-1975) atölyesinde. Erdinç Bakla Arşivi.
Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin kuruluş idealinde de sanatın memlekette kurulması gerekliliği vurgulanmaktadır. Elif Naci'nin Müstakilleri Batı'yı kopya etmekle suçlaması ve "Türkçe konuşun!" eleştirisi, Zühtü Müridoğlu’nun ilk sergisinde klasik etütlere yer vermesi, Ahmet Hamdi Tanpınar ile Henry Lechat'nın Yunan Heykeli adlı kitabının çevirisini yapması klasisizm anlayışının göstergeleridir.
Ahmet Muhip Dıranas D Grubu’nun 1939 yılında açtığı yedinci sergisi için “yeni bir klasik hümanizmaya doğru veya bir Türk resmine doğru” ifadesi kullanır. 1940 yılında ise 1. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nin ardından Güzel Sanatlar dergisinde kaleme aldığı "Resimde Ümanizma" adlı yazısında Devlet Resim ve Heykel sergisinde toplanan bütün sanatçıların hümanizma davasında olduğunu belirtir.
Yazının "Dava Ne İdi" bölümünde "Akademizma'ya düşmüş, büyük formunu kaybetmiş resim sanatını yeniden diriltmek, insan vücudunu yepyeni bir plastik nizam içinde, yeni bir şekil ahenginde, taze ışıklara, taze renklere bürünmüş olarak daha muazzam bir bütüne ve yeni bir kemale kavuşturmak" olduğunu belirtmiştir.
Avrupa'da resim sanatının neoklasisizm ile taze bir hayatiyet içinde büyük forma doğru yürüdüğünü ifade etmesi, klasisizmin Türk hümanizmasını oluşturduğu gösterir.
Ahmet Muhip Dıranas başvurulması gereken kaynakları Yunan sanatı, Roma sanatı, Rönesans sanatı olduğunu ifade etmiş, Leopold Levy klasik sanata yakınlığından dolayı övgüler yağdırmış, Bedri Rahmi'nin hümanizmasını şiir ve yazı da varlık gösterdiğini ve Sabri Berkel'in ise Rönesans'a birçok ressamdan daha çok bağlı olduğunu belirtmiştir.
Bütün bu çerçeveye baktığımızda Türk hümanizmasına bağlı olarak Mavi Anadolu hareketinin başladığı, köy enstitülerinin kurulduğu "hümanist kültür" döneminden söz etmek mümkündür.
Türk hümanizmasının yayılmasında önemli etkenlerden biri, Almanya'da Nazi iktidarından kaçarak Türkiye'ye gelen ve İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünde görev yapanların etkisidir. Mavi Anadolu düşüncesi de arkeolojik kazı sonuçları, Hitit uygarlığına ait veriler, Ege ve Akdeniz'de gerçekleşen kazılardan etki ile Türk hümanizmasının devamı olarak ortaya çıkmıştır.
Avrupa hümanizmi ile Mavi Anadolucuların hümanizmi arasındaki benzerlikler: “İlki eğitime yapılan vurgu, ikincisi ortak bir kültür mirasının varlığına inanma, üçüncüsü ise bunun köklerinin antik çağda bulunuyor olmasıdır."
Güzel Sanatlar Akademisi Öğrencileri, 1928. Kaynak: Twitter.
Eğitime ve eğitim yoluyla insanın özündeki iyinin ortaya çıkarılacağına inanan, bunun koşullarını da antik Yunan ve Latin metinlerinde bulan hümanist düşünce bu metinlerin yazıldığı dillerin öğrenilmesini, bu yapıtların ulusal dillere çevrilip çözümlenmesini zorunlu görür. Türk hümanistlerinin de özellikle Eyuboğlu ve Erhat ile bunlara ek olarak Nurullah Ataç’ın, okullarda klasik Batı dillerinin öğretimi için bastırması, klasiklerle ilgili değerlendirmeleri genel hümanizm anlayışına uygundur.
"Bütün bir dünyayı alakadar edebilecek milli bir sanat yaratma düşüncesi" plastik sanatlar dışında başka alanlara da yayılmış, Hasan Ali Yücel'in Maarif Vekili olduğu dönemde büyük bir çeviri hareketleri başlamıştır. Batı uygarlığını ilk kaynaklarından öğrenmek ve medeni eski ve yeni fikir mahsullerini kendi diline çevirerek dünya uygarlıklarının zengin mirasından kendi payına düşeni almak çeviri ile mümkün olacaktır. Bu yüzden 1940 yılında Tercüme Bürosu kurulur.
Klasikler hareketi ülkenin kültür seviyesinin yükselmesine hizmet edeceği düşüncesi ile desteklenir. Zira ülkenin refah ve ekonomik kalkınması, kültür seviyesinin yükseltilmesi ile ilişkilendirilir ve bu husus hükümet programlarına da yansır. İkinci Dünya Savaşı'nın neden olduğu ekonomik sıkıntıya rağmen eğitime önemli bir bütçe ayrılmıştır.
Türk aydınlarının gözlemleri, yaşadıkları, dönem içerisinde edindiği deneyimler yerellik evrensellik tartışmaları içerisinde Mavi Anadolu projesine zemin hazırlamıştır. Bedri Rahmi Eyüboğlu sadece Batı uygarlığının sanatının değil, bizde var olan geçmiş uygarlıkların sanatının da çok başarılı hatta daha iyi olduğunu dile getirmiştir:
"Yalnız bize değil dünyanın her tarafında klasik heykel deyince akla Yunan heykeli gelir. Arkasından Rönesans ustaları gelir. Gotik heykelleri gelir. Resim dünyasında klasik kelimesi önüne ilk çırpıda sıralananlar İtalyan, Flaman, Fransız, Alman ustalarıdır. Bunlar arasında Rönesans ustaları her zaman ağır basar. Bundan yirmi beş-otuz sene evvel eski bir Türk çinisine veya kilimine, bir Çin veya İran minyatürüne, bir Eti heykeline, bir Asur, Sümer heykeline, Rönesans ustalarına beslenen sınırsız sevgi ve saygının gösterildiğine hiçbiriniz şahit olmadık. Öteden beri ilk, orta, lise kitaplarında görmeye alıştığımız Mısır heykellerinin Yunan klasiklerinden hiç de aşağı kalmadıklarını, Rönesans ustalarından çok daha usta olduklarını fark edeli çok olmadı. Kısacası bundan elli sene evveli kendilerine çocuk muamelesi edilen çeşitli sanat eserleri bugün klasiklerin yanında yer almışlardır."
Yurtdışındayken ziyaret ettiği müzelerde gördükleri Halikarnas Balıkçısı’nı çok etkiler ve bu duruma şöyle tepki gösterir: "Ya o anlı şanlı müzelere ne demeliydi? Cumhuriyet öncesi çalıp çırptıkları eserleri, kendilerininmiş gibi sahiplenirlerdi. British Museum'u, Louvre'u, daha bilmem ne müzesini içim yanarak gezerdim. Bu ünlü müzelerde, kendi ülkelerine ait ne vardı? Biz, bize ait olan yapıtları geri alabilsek, dünyanın belli başlı müzeleri boş kalırdı. Akdeniz çevresindeki ülkelerdeki sönmüş kentlerin sayısı, Anadolu'dakilerin yanında solda sıfır kalırdı. Bu kentler bugün var olsalardı, şekerleme yapmak için yere uzansak, ayaklarımıza pasaport almamız gerekecekti."
Necati Cumalı, Sabahattin Eyuboğlu, Orhan Veli Kanık, Azra Erhat, Nurullah Ataç, Bedri Rahmi Eyüboğlu.
Azra Erhat Mavi Anadolu adlı kitabında diğerleri gibi kökenimizin önemine şu sözleriyle vurgu yapmaktadır: "Türkiye'de kökleşebilecek bir hümanizmaya bu basit yollardan gidilmelidir bizce. İlk iş bu topraklardan çıkan her şeyin bizim olduğuna inanmak, inandırmaktır. Batı kültürünün temeli diye Avrupa'da, Amerika'da aradığımız değerlerin hepsi Anadolu'dan çıkmadır. Fransızca yoluyla Latince mi öğrenelim? Hayır. Çanakkale'nin birkaç kilometresinde Troya yıkıntılarını herkese açarak, Homeros'un destanlarını okumanın çarelerini bulalım."
Bütün bu düşünceler sonunda Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı, 1944 yılında aldığı Yatağan adlı teknesiyle Bodrumlu ahtapot avcısı Paluko'yu da yanına alarak Bodrum ve Gökova kıyılarını dolaşır ve bu kıyıların güzelliğini keşfeder. Bu gezi, aslında bundan sonra yapılacak olan mavi yolculuğa bir zemin hazırlar ve 1946 yılında, yanına yedi aydın arkadaşını ve Paluko'yu da alarak ilk mavi yolculuğa çıkar.
1946 yılında ilk kez ekip olarak çıkılan dokuz kişilik mavi yolculukta ise Macera adlı tekne kullanılır. 1965 yılında Ali Kaptan lakaplı Ali Eroğlu'na ve damadı Ali Fuat Kaptan'a ait Hürriyet adlı tekne ile mavi yolculuklar devam eder. Burada bahsedilen mavi yolculuklar, daha çok aydınların bir arada olduğu keşif gezisi amaçlı yapılanlardır.
Hürriyet teknesinde sayısı zaman zaman otuza ulaşan gruplar gezdirilir. Bodrum-Marmaris, Marmaris-Fethiye, Fethiye-Antalya olmak üzere üç rota halinde geziler düzenlenir ve bu gezilerin hepsinde mutlaka Sabahattin Eyüboğlu ile Azra Erhat bulunur, diğer yolcular değişir. Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Vedat Günyol, Melih Cevdet, Şadi Çalık, Berna Moran, Oğuz Akkan, Cengiz Bektaş ve Mina Urgan gibi yüzlerce tanıdık ismi gezdirir.
1965 yılında Can Yücel, Güler Yücel, Sabahattin Eyüboğlu, Melih Cevdet Anday ve Halikarnas Balıkçısı’nın beraber çıkmaya hazırlandıkları bir mavi yolculuk öncesi Halikarnas Balıkçısı, ekibin karşısına geçer ve gülümseyerek, "Biz vazgeçelim bu mavi turdan. Bu tekne batarsa Türkiye'nin bütün entelektüelleri yok olur," der. Hürriyet teknesinde kamara olmasına rağmen genelde açık havada yatılır.
Sabahattin Eyuboğlu ve Aşık Veysel. Erdinç Bakla Arşivi.
Kitaplar ve Çeviriler
Klasik çeviriler bağlamında ele alınabilecek çeviriler ve Mavi Anadolu düşüncesini anlatan kitaplar şöyledir: Halikarnas Balıkçısı'nın Anadolu Tanrıları, Aganta Burina Burinata, Mavi Sürgün, Yol Ver Deniz, Anadolu Efsaneleri, Turgut Reis adlı kitapları; Azra Erhat’ın Mavi Anadolu, Mitoloji Sözlüğü; Friedrich Nietzsche'nin Ecce Homo çevirisi; Homeros'un İlyada ve Odysseia çevirisi; Azra Erhat’ın Sabahattin Eyuboğlu ile birlikte çevirdikleri Aiskhlos'un Zincire Vurulmuş Prometheus’u; Platon'un Şölen - Dostluk, Hesiodos’un Theogonia: İşler ve Günler gibi kitapları; Sabahattin Eyüboğlu'nun Mavi ve Kara kitabı Platon'un Devlet kitabı çevirisi; Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun denemeleri, Mavi Yolculuk Defteri adlı kitabı, İsmet Zeki Eyüboğlu tarafından çevrilen Ovidius'un Dönüşümler’i bu dönemde yapılan çalışmalara örnek teşkil etmektedir.
Sabahattin Eyuboğlu ve M. Ali Cimcoz, Platon’un Devlet adlı kitabının “Önsöz” bölümünde, yaptıkları bu çeviriyi şöyle değerlendirirler:
"Devlet’i çevirirken kılı kırk yarmaktan çok, anladığımız kadarını en rahat Türkçeyle söylemek yolunu tuttuk….Eflatun’la senli benli olma, bir yandan da şimdiye kadar ağdalı, lügatli bir dille söylenmeye alışılmış sözleri halkın Türkçesiyle söyleme çabalarımızla, hem insanca hem de Türkçe düşünmenin gelişmesine az çok yardım ettiğimize inanıyoruz."
Sadece Batı edebiyatından değil, öze dönme anlamında değerlendirilebilecek Halk edebiyatı hümanist bir anlayışla yeniden keşfedilerek sunulur. Ayrıca halk edebiyatı Mavi Anadoluculara eski Yunan ile kültürel bağ kurma olanağı da sağlar. Eyuboğlu, masal ve türkülerimizle eski Yunan efsaneleri arasında akrabalıklar arar.
Sabahattin Eyüboğlu halk türkülerini çok sever, Aşık Veysel Şatıroğlu ile dosttur. Keza Bedri Rahmi Eyüboğlu şiirlerinde halk türkülerinin önemini dile getirir; resimlerinde de bu etkiyi görmek mümkündür.
Mavi Anadolu, kendi topraklarımızdaki zenginliği görmemiz adına yayınladığı pek çok kitapla önemli bir yere sahiptir. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar Azra Erhat'ın dediği gibi bilimsel olmaktan öteye geçemez, bir kültür propagandası şarttır. Avrupa uygarlığının temeli olarak görülen Yunan uygarlığını ve diğer tarihsel öneme sahip uygarlıkların merkezinin Anadolu olduğunu vurgulayarak "Anadolu Kültür Mozaiği" kavramının yerleşmesini sağlayan önemli bir akım olmuştur.
Kaynak:
Azra Erhat, Mavi Anadolu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 3. Basım, Ocak 2020, İstanbul.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Pembe Vinç, Bedri Rahmi Eyüboğlu Toplu Eserleri Yazılar 1950-1954, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türküler Dolusu.
Burcu Pelvanoğlu, Pek Kronolojik Olmayan Hayatımız: Türkiye'de Modernleşme ve Sanat, Corpus Yayınları,1. Baskı, Eylül 2017.
Duygu Yetgin, Aysel Yılmaz, İlk Mavi Yolculuklar, Dünden Bugüne Türkiye'de Turizm: Kurumlar, Kuruluşlar, Turizm Bölgeleri ve Meslekler, İstanbul 2008.
Kaya Akyıldız, Barış Karacasu, Mavi Anadolu: Edebî Kanon Ve Millî Kültürün Yapılandırılışında Kemalizm İle Bir Ortaklık Denemesi, Toplum ve Bilim Dergisi, no: 81, Yaz 1999.
Nilüfer Öndin, Cumhuriyet'in Kültür Politikası ve Sanat: 1923-1950, İnsancıl Yayınları, Ekim 2003.
Reyhan Tutumlu, Anadolu Hümanizması'nın Yaratılması: Sabahattin Eyüboğlu, Kolajart Bağımsız Aylık Sanat Dergisi, 13 Ekim 2014.


.jpg)



