Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Kasım 2020

Öykü

Huzurevi Öykü Atölyesi

Ziya Şeker

Paylaş

0

0


Yağmur çiseliyor. Önce rüzgârı geldi. Bütün açık kapı ve pencereleri şak şak şak çarptı. Apartman sarsıldı çarpmanın şiddetinden. Kedi ve ben çok korktuk. Ben irkilirken kedi kuyruğunu yere sürterek sürüne sürüne araya doğru tıpış tıpış yürüdü. Arada durup kafasını arkaya çevirerek tehlikeyi kontrol etti. Bekledi öyle, kafası arkaya dönük dinledi, ne oluyor diye. ’’Korkma güzelim, rüzgâr…’’ deyip balkona geçip cam balkonun pencerelerini kapattım. Açık olan odaların kapı ve pencerelerini kapattıktan sonra balkona geçince tehlikenin geçtiğini anlayan kedi tekrar koltuktaki köşesine geçti ve başladı ayak tırnaklarının temizliğini yapmaya.

Balkona geçtim. Yağmur çiseliyor, cam balkonun camlarında damlalar ve arkasında on kat tepeden baktığım şehrin buğulu renk renk ışıkları. Kız kardeşim her ziyaretime gelişinde mutlaka bu ışıkları seyreder. Boncuk gibi, mavi, kırmızı, sarı renklerde ışıklar derdi. Islak asfalttan yansıyan lastik seslerine motor sesleri eşlik ediyor. Yandaki çarşının içindeki düğün salonundan yükselen ‘’Hayriyem’’ türküsü, çiseleyen yağmurun sesi dahil, bütün sesleri bastırıyordu.

Sesleri dinledim, özellikle çiseleyen yağmurun cama vuruşunda çıkardığı ahenkli ritmik yumuşak ve duygulu sesi. Serbest bıraktım duygularımı, aklı devre dışı tutarak. Çok hoş bir esrime yaşadım. Hani diyordunuz ya, boya ya da herhangi bir kalemin kâğıtla temasında zihninizi boşaltın, kavramları düşünmeden, parmaklarınızı özgür bırakın kalem nereye götürürse oraya gitsin. Kalemin arkasında bıraktığı çizgilere anlam yüklemeden devam edin. Yani John Locke’un ‘’İnsan zihni doğuştan boş bir levhadır’’ noktasına dönün diyordunuz. Öykünüzü yazarken böyle hareket edin, kalemin kâğıt üzerindeki sürtünmesinin sesini dinler gibi yazın öykünüzü. Kaleminizi bütün algıların dışında özgür bırakın.

Yağmur çiseliyor, damlalar cam balkonun camlarında boncuk boncuk ter gibi ve rüzgâr uğulduyor. Ses çok hüzünlü, bazen üzülmüş bir kedi miyavlaması ve sol göğsümün altında bir şeyler oluyor. Gözüm dalıyor. Lodos mu esiyor? Rüzgâr işte, alabildiğine dalıyor, duvarlara, çatılara, pervaz boşluklarına, ağaçlara, sesini ve kendisini kendi halinde bırakarak yoluna devam ediyor. Sonra ad bulamıyorum üflediği o hüzünlü mü hüzünlü ıslık sesine. Vuuvvv.

Dediğiniz gibi özgür bıraktım parmaklarımı ve kalemi. Bir çizgi, bir çizgi daha derken zihnim, ‘beyin kıvrımları’ dedi müdahale etti. Sonra kafa resmine dönüştürdü. Özgür kalamadı parmaklarım, zihnim müsaade etmedi, benim kalıplarımın dışına çıkamazsın dedi. Bütün arkadaşlar da benzer şeyler ifade ettiler. Sanki sizi anlamışız gibi yüzünüzdeki düşüşe paralel kırık bir ‘evet’ çıkıyordu ağzınızdan. Bu kez ayağa kalkarak canla başla, ellerinizle, kollarınızla anlatmaya çalışıyorsunuz. Gözlerinizi kapatınız, zihninizi boşaltın öyle başlayın çizmeye yazmaya… Bir arkadaş piyano dedi, siz onun üzerinden devam ettiniz, doğaçlama caz falan derken epeyce yoruldunuz. Yüzünüzde bir durgunluk beliriverdi. Anladık gibi baktık birbirimize ama anlaşılmadı duygusu hakimiyetini korudu.

Sizi grup olarak çok yoracağa benzeriz biliyor musunuz? Sizi yarı yolda bırakmak istemiyorum, diyorsunuz. Ya biz sizi üzerek, anlamayarak, bizi ve kendinizi tümden bırakmak zorunda bırakırsak… Sanki bir yanlışlık var gibime geliyor. Rahmetli kaynanamın, ‘’Önce sağlık sonra varlık’’ sloganı vardı. Bu fikrinden asla vazgeçmedi. Ben de öyle düşünüyorum. Ötesi hikâye. Sağlığınız ciddi bir tehdit altındayken atölyenin stresini kaldırabilecek misiniz?

İyi yazarsınız. Birikimli ve donanımlısınız. Yazar olarak varsınız. Yayın dünyasındaki rekabetin ağırlığı derken işiniz, aileniz ağır gelmez mi diyorsunuz. Yoksa bunlardan mı besleniyorsunuz. Hani eş hocalık sistemi çökmemiş olsaydı hadi neyse diyecektim. Hocam da atölyedeki yükünüzü çok hafifletiyordu. Gerek bizim o hafta yazdığımız gerekse dünya edebiyatında seçtiğiniz öykülerin okunmasında çok yardımcı oluyordu. Hocamın atölyeyi bırakması birçok arkadaşım gibi beni de çok üzdü. Toplantıda herkes olsun, önümüzdeki dönem atölyede değişiklikler olacak diyordunuz. Biz bunu daha çok önümüzdeki sezon atölyenin işleyişiyle ilgili değişiklikler olarak algıladık. Hocamın atölyeyi bırakacağı hiç kimsenin aklından geçmedi. Her ne kadar üzüldüysem de hocanın bir süreliğine olsa edebiyat dünyasıyla arasına mesafe koymak istemesine saygı duymaktan başka yapacak bir şey yok. Ötesi bencillik olurdu. Buna da hakkımız yok. Her ne kadar anlaşamadılar dedikodusu yapılsa da asıl üzüldüğüm sizsiniz. Toplantıya epeyce geç gelmiş olmanıza rağmen gayet keyifli, neşeli geldiniz. Mazeretinizi belirttiniz. Zaten arkadaşımız da bunu bizimle paylaştı. Siz gelene kadar grubu yönetti, bazı kararları bile almıştık işinizi kolaylaştırmak adına. Yaz ayları boyunca üç haftada bir toplanılması kararı alındı. Geldiğinizde herkes heyecanla ne tür değişiklikler olacağını bekliyordu. Öykü Devam Grubu olarak yirmi yedi kişi olduğunu, kalabalık olduğunu, şu an toplantıya katılan on kişi diğer arkadaşlar mazeret bildirdiler ama sezon başlayınca grupla olacaklar. Hocamın atölyedeki görevini önümüzdeki devam etmeyeceği kararı grubu şok etti. Büyük bir sessizlik ve toplantıya beş dakika ara verilsin istendi. Hocanın birikiminden mahrum kalmak, bana göre öykü atölye sisteminde eş hocalık sisteminin çöküşü ve atölyenin tüm yükünün sizin omuzlamak istemeniz en azından benim için büyük bir üzüntü büyük bir şok kararıydı. Tüm bunların sizin sağlığınız üstündeki etkileri. Dışardan editör olarak, yazılan öykülerin yayın dünyasında hak ettiği yeri bulmasında yardımlarını esirgemeyeceğini bildirmesine rağmen bu böyle. Sunumunuzu sunarken nasıl bir psikolojik çırpınış içinde olduğunuzu fark ettim. Bizler ruh gibi dinliyorduk. Biz sessiz kalıp geri bildirim vermedikçe siz daha çok kendinizi zorluyordunuz. Giderek gülen yüzünüz solmaya başladı. Direk anlamıyor musunuz da diyemiyordunuz. Tekrar tekrar anlatıyordunuz. Çok yoruldunuz, fark ettiniz mi bilmiyorum. Sağlığınızı tehdit edecek bir yorgunluk. Zaten grup sizi ve birkaç arkadaşı tenzih ederim, ben de dahil huzurevi sakinleri gibiyiz. Huzurevi Öykü Atölyesi.

Yağmur hızlandı. Kedi kendini sırtüstü bırakmış koltuğa mışıl mışıl uyuyor. Çatılara, camlara çarpan yağmur damlalarının ritmi ve sesi duygu ve ruhumu okşayarak sağaltıcı bir işlev görüyor. Camlarda artık damlalar değil süzülen sular vardı. Biriken damlaların sonucu. Seyretmesi bir o kadar keyifli. Sigarayı bırakmamış olsaydım şimdi çok keyifli içer, dumanını burnumdan ağzımdan dudak bükerek bir güzel üflerdim. Sigarayı üflememden daha hızlı daha sesli yağıyor. Sonbaharda bu kadar çok yağmıyordu, temmuzun ortasında yağdığı kadar. Sanırsın bir şeylere öfkelenmiş de ondan böyle yağıyor. ‘’Sen sigarayı bırakma iradesi göstermeseydin nah dinlerdin benim sesimi. Ya da toprağın altında uyurken ninni diye dinlerdin’’ der gibiydi yağmur. Keşke yağmurun düşüncelerine katılmamış olsaydım ama haklıydı. Biraz daha diyerek bıraktım o sevgiliyi. Oldu bir on beş yıl kadar. Bir otuz yıl daha talebim var. Sonrasında da çağırırlarsa giderim.

Zihninizi boşaltarak parmaklarınızı özgür bırakarak yazın çizin dediğiniz çalışmaya tekrar bakıyorum. Önce bir çizgi çıktı kalemin ucundan, elim ve zihnim özgürdü. Ama zihin müdahale ederek çizgiyi bir dağ yamacı olarak tamamlayıp algıda tamamlama süreci gerçekleştirdi. Sonrası sizin istediğiniz düzeyde olmadı. Siz ısrarla yarı yolda bırakmayacağım diyorsunuz. Siz bizi yarı yolda bırakmazsınız doğru ama biz sigara gibiyiz. Sizi çok yorarız ve her an bırakabiliriz iş olarak, etkinlik olarak. Burada duygusal mı yoksa akıllı mı davranmak lazım.

İş hayatında ortaklarımdan biri evli, bir çocuk annesi okul öğretmeniydi. Dershanemizde de sorumluluk sahibiydi ve derslere giriyordu. Eşiyle çok ciddi problemler yaşıyormuş, habersizdik. Çok moralsiz gelip gidiyordu. Depresyona girdi. Psikoloğa yönlendirdik, çünkü biz yetmiyorduk. Psikolog sırtındaki ağır yükler seni yürüyemez hale getirmiş. Bu yüklerden kurtulmalısın, demiş. At sırtındaki fazlalıkları, demiş. Arkadaşımızı depresyona sokan sırtındaki fazlalıklar ise eşi ve dershaneymiş. Derhal kocasını boşadı, dershanedeki hissesini sattı. Çocuğun velayetini aldı. Başka bir kente taşındı, orda evlendi. Mutluymuş.

Yani demem o ki hocam, huzurevi kaçkınları sizi yoracağa benzer. Yine mi ‘’Dün kemo’daydım’’ demenizi asla istemiyorum. Çünkü siz bizim hocamızsınız. Öğretmen olduğun için değil deden baban yaşındaki bizlerin öğretmeni olduğun için biz size canı gönülden Hocam diye hitap ediyoruz. Tabii ki hayat sizin belki böyle yaşayarak öz sağaltımınızı sağlıyorsunuzdur.

İlle de Huzurevi Öykü Atölyesini sürdürecekseniz ben mutlaka olacağım. Kimse beni sizin birikiminizden faydalanmaktan, beslenmekten alıkoyamaz. Atölyenin sosyal yönünü de çok seviyorum. Okulunu, sınıfını, arkadaşlarını çok özlemiş bir öğrenci heyecanıyla geliyorum. Buranın bizim ruhsal sağaltımımızda da çok büyük bir etkisi var. Üç saatin nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Siz gelmeden bazı arkadaşlar bunu gündeme getirdi. Herkesin atölyeye devam amacı çok farklıydı. Bunlardan biri de önemli bir ruhsal sağaltım işlevi görmesidir.

Yağmur dindi, biliyor musunuz Hocam. Gecenin sessizliği dinlendirici gözüküyor fakat kulak verip dinlemeye kalkarsanız çok ürkütücü. Kedi kendini sırtüstü koy vermiş koltuğa derin bir uykunun tadını çıkarıyor.

Balkon çok sıcak olmaya başladı. Pencere açmalıyım.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hırvatistan, dünyanın ilk ücretsiz oku..Metin Rudar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğur Ugan

17 Nisan 2026

Dinçer Güçyeter: "İnsan, geçmişinden n..

Misafir işçi olarak Almanya’ya giden anne-babasının sessiz kalmış hikâyesini, üç kuşağa yayılan bir göç anlatısı olarak romana dönüştüren Dinçer Güçyeter ile Türkçe çevirisiyle “yuvaya” dönen “Almanya Masalımız..

Devamı..

Emperyalist Savaşlara Kitlesel Direniş..

M. A. Karlin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024