Öteki Márquez
20 Nisan 2018 Edebiyat Kültür Sanat Roman

Öteki Márquez


Twitter'da Paylaş
0

Benim gönlümdeki Márquez Büyülü Gerçekçilik akımın dışındaki eserlerinde.
Sedat Sezgin
Bazı yazarlar kendi alanlarında öncü olan eserler yaratmış olabilir ve bu öncü eserlerle anılıp çoğu defa bu öncü eserleriyle var olmuş da olabilirler, bundan daha olağanı da yoktur herhalde. Ancak bu yazarların öyle eserleri vardır ki, yaratıcılarının şanını göklere çıkaran öncü eserleriyle değil de başka eserleriyle okurları tarafından kabul görür ve özümsenirler ve hatta bu özel okurlarının gönlünde kenara itilen bu öteki eserleriyle taht kurar bu yazarlar. Gabriel García Márquez’in hiçbir eseri kesinlikle kenara itilen ya da itilebilecek kitaplar değil, eksiklikleri olabilir, beğenmediklerimiz de çıkabilir. Ama bahsi geçen yazarlar gibi olanlar yok mudur, sayısızdırlar, örnek vermem gerekirse buyursunlar, Cervantes. Yüzyıllık Yalnızlık, evet, haklısınız büyük bir roman, büyülü gerçekçiliğin tahtında oturduğunu ve bunun sefasını yaşadığını da görebiliyorum. Ve evet, bu eser hakkında sayısız yazı, tez yazılıp hakkında yine sayısız kitapların yayımlandığını da tahmin edebiliyorum. Ama benim gönlümdeki Márquez Büyülü Gerçekçilik akımın dışındaki eserlerinde. Hatta bu eserler o kadar gerçekçi ki, bahsettiğimiz adı geçen akımının kıyısından geçmezler. Bu arada Büyülü Gerçekçilik akımının gerçeklikten uzak olduğunu söylemiyorum ve zaten bu tür eserler üretmiş yazarların röportajlarına, otobiyografilerine ya da günlüklerine göz atarsanız, adı geçen eserleri hakkında “Gerçekliği anlatmadıkları tek bir sözcük yoktur” dediklerine tanıklık edeceksiniz. Kırmızı Pazartesi gibi, her kelimesi kurgu bile olsa, bu eserden daha gerçekçi başka bir roman var mıdır, vardır belki, ama hiç kuşkusuz Kırmızı Pazartesi de gerçekçi bir romandır. Lise yıllarımın sonuna kadar, herhalde izlemiş olduğum Hollywood filmlerin etkisiyle, Amerika kıtasında her nerede yaşıyorsan bir şekilde herkesin herkesle yattığı ya da yatabileceği (ergenlik dönemime rast gelmiş olması daha da kötü) varsayımını çıkarmıştım. Köyde yaşıyorsanız ve sizin dünyayla iletişimizi sağlayan tek aracınız komşunuzun siyah-beyaz ya da sadece iki kanal gösterebilen otuz iki ekran renkli televizyonuysa varacağınız yer ancak bu kadar olur, yarım yamalak izlemek zorunda kaldığım filmler de cabası. İnanılır gibi değildi benim için, herkesin bahsettiği koca Márquez bu romanında basbayağı namus konusunu işlemişti. Sebebi evde kalmış bir kızın bekâreti olan, en azından kızın ağabeyleri tarafından neden olarak bunun gösterildiği, kasabada kurban dışında herkesin işlenebileceğini bildiği ve engellemek için kimsenin kılını bile kıpırdatmadığı bir cinayetin öyküsü. Yaşadığım yerde, yirmi-otuz yıl önceye kadar nedeni namus diye dile getirilen cinayetleri sık sık duyardım. Gerçi bugün de namus cinayetleri adı altında işlenen vahşetleri sık sık izliyoruz, hem de yüz elli ekran televizyonlarda, tıpkı romanda geçtiği gibi burada da bu cinayetleri engelleyen kimse yok. Kırmızı Pazartesi romanını okuduğum yıllarda, dehşete kapılarak, itiraf etmeliyim yine de esneye esneye (belki de biraz daha genç yaşım itibariyle) ancak okuyabildim, ama sonuna kadar da elimden bırakmadım. Sonuçta Bela Tar’ın esnemeden-uyuklamadan izlediğimiz bir tek filmi var mı, yine izlerken sıkıldığımız ve bolca esnediğimiz bu filmleri yıllarca zihnimizden çıkaramayız, her karesi üstünde tekrar tekrar düşünürüz; tıpkı benim Mârquez’in Kırmızı Pazartesi romanı için düşündüğüm gibi. Zavallı Santiago Nasar, yere dökülen bağırsaklarını ve tozlu bağırsaklarını yerine koymak için çabalayışını aklımdan çıkardığım bir tek gün bile yok ve taze kanının peşindeki köpekleri… Ve öteki romanları, Benim Hüzünlü Oruspularım (gönlümdeki en büyük romanıdır), Şili’de GizliceBenim Hüzünlü Oruspularım, konusuna kısaca değinirsek, doksan yaşına basacak eski bir zamparanın (böyle birine zampara demek o kadar güç ki) doğum gününü el değmemiş bir yeniyetmeyle kutlamak istemesiyle başlar. Kawabata’nın Uyuyan Güzeller Evi romanından da izler taşıyan bu roman, doksanında bile olsan ve dünyanın en büyük zamparası da olsan, masumluğun ve tanrılaştırılmış güzelliğin keşfine doğru yine de adım adım ilerleyebileceğini gösteren nefis bir kitap. Dahası içinde aşk, yoksulluk, fedakârlıkla taşan, hacmi az ama kendisi büyük bir roman...

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR