Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Mayıs 2022

Televizyon

Seni Çılgın Şey: Erşan Kuneri

Vildan Çetin

Paylaş

1

3


Erotik filmlerin çekildiği tarihlere geri dönerek olayları düzeltmemizin imkânı yok. Ancak yaşadığımız çağda, bir diziyi, bu vesile ile bir kadın oyuncuyu ve yeteneğini eleştirirken belden aşağı vurmadan, konuyu kişiselleştirmeden, medeni bir şekilde derdimizi anlatmayı başardığımızda, erotik filmlerin toplumda bıraktığı karanlık izler silinmeye başlayacaktır.

Eskiden, çok da eskiye gitmeye gerek yok, dijital kanallar ve haliyle sosyal medya bu denli hayatlarımızı ele geçirmeden öncesinde demek istiyorum, anılarda yer etmek daha kolaydı. Bırakın her evde televizyonun olmasını, sinemaya gitmek bile özel bir aktivite iken, sahne ve sinema sektöründe ün kazanan isimler halk nezdinde daha bir değerliydi sanki. Ün sahibi olmak ise daima iyi bir şey olmayabiliyordu. Özellikle kötü kadın imajıyla bir yerlerde mimlenmişseniz, sittin sene bu imaj peşinizi bırakmıyor, hayatınızı zindana çeviriyordu. Şimdilerde ise teknoloji ile çoğalan alternatif kanallar nedeniyle, ünlü olmak ne kadar zorluysa, unutulmak da o kadar kolay.

Türk eğlence sektörü, başından beri erkek egemen bir topluluk tarafından yönetildiğinden, sinemanın lordlar kamarasını oluşturan bu topluluk, sadece kamera önünde değil, arkasında emek vermek isteyen kadınları da, zapturapt altına almak için baskı yapmaktan hiç çekinmedi. Sinemamızın 4 yoncasından Türkan Şoray’ın, oyunculuktan yönetmenliğe geçtiği dönemde rol vermek istediği Fikret Hakan, ‘Ben Türkan Şoray’la kadın yönetmenle film yapmam’ diyerek rolü reddetmişti.

Türkan Şoray’ın yönetmenliğe başladığı dönemde, 1974-80 yılları arasında Türk sinemasında kibarca ‘Erotik Dönem’ olarak adlandırılan seks filmleri furyası da başlamıştı. Evlerde televizyonun çoğalması sinemaya olan ilgiyi azaltmıştı. Dolayısı ile yapımcılar, izleyicileri sinemaya çekecek bir yol bulmak zorundaydı. Bunun en kolay yolu da erkek izleyici üstünden geçiyordu. Erotik filmlerin salonlarını doldurması ile kadın izleyiciler sinemadan iyice uzaklaşmıştı.

Aydemir Akbaş, Hadi Çaman, Sermet Serdengeçti, Ali Poyrazoğlu, Bülent Kayabaş, Gazanfer Özcan, Rüştü Asyalı gibi erkek oyunculara, Arzu Okay, Mine Mutlu, Yeşim Yükselen, Zerrin Egeliler, Feri Cansel, Melek Güngör, Seher Şeniz, Figen Han gibi kadın oyuncular eşlik etmişti. Bu dönemin filmlerinde rol alan erkek oyuncular kariyerlerine hiçbir şey yokmuşçasına devam ederken, toplum tarafından tükaka ilan edilen kadın oyuncular büyük acılarla baş başa kalmıştı.

Hürriyet gazetesinden Elif Türkelmez’le yaptığı röportajda** Arzu Okay ‘Oynadığınız filmlerin sadece bir kısmı erotik ama adınız sadece o filmlerle anılıyor.’ sorusunu, ‘Aynı dönemde erotik filmlerde rol alan erkek oyunculara böyle bir damga vurulmadı. Benim filmlerimi çeken erkek yönetmenlerin çoğu filmlerde gerçek ismini kullanmadı. Kadınlar hep günah keçisi...’ cümleleriyle cevaplıyordu. Ticarete atılarak hayatına farklı bir yön veren Arzu Okay, bu tür filmlerde rol alan diğer oyunculardan şanslı görünüyor. Çünkü bu isimler arasında Feri Cansel gibi 39 yaşında sevdiği adam tarafından katledilenler var. Feri Cansel’in, Hippi Perihan filminde birlikte oynadığı Engin Çağlar ise sanat kariyerine hiç zarar görmeden devam eden erkek oyunculardan.

 Bir süre önce Netflix’te yayınlanmaya başlanan, Cem Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve oynadığı Erşan Kuneri dizisi ile bu karanlık dönem tekrar gündemimizde yer almaya ve tartışılmaya başladı. Cem Yılmaz’ın dizide canlandırdığı karakter, seks filmleri furyası sırasında hapse girmiş, kariyerini bu filmler üstünden kurmuş bir yapımcı/yönetmendir. 1981’de hapisten çıktığında artık farklı filmler çekmek istemektedir. Eski tarzda çektiği gibi filmler yapması yönündeki ikna çabaları etkili olmaz. Geçmişteki filmlerinde çalışan ekip arkadaşları ile bir araya gelir. Çılgın bir yaratıcılığa ve ilginç heveslere sahip Erşan, farklı konseptlerde filmler çekmeye başlar.

Dizinin ilk bölümün adı ‘Kuru Murad’. Erotik filmlerde oynayan kadın oyuncuları canlandıran Ezgi Mola ve Nilperi Şahinkaya’nın yanında, masum tarafı simgeleyen Merve Dizdar’ın da bu ilk bölümdeki filmde rolü var. Ancak bu roller, erotik filmlerin devamı niteliğinde. Ezgi Mola ve Nilperi Şahinkaya’ya Bizans Kralının oynak kız kardeşleri rolleri uygun görülmüşken, Merve Dizdar tuttuğunu koparan iyilik timsali ve esas adamın aşık olduğu kadın Robin Hood’u oynuyor.

Senaryoda, taramalı tüfek gibi üst üste sıralan cinsel içerikli esprilerin, hafızada yer etmediği gibi soluksuz bırakan hızı, benim gibi pek çok izleyiciyi rahatsız etse de, Cem Yılmaz’ın ekmek fırınları kazandığı sektörde hayata geçirmek için seçtiği konu gibi yazma tekniği de sadece kendisini ilgilendirir. Mizahın konusuna, mizahçı kendi karar verir. Mizah özgürlüktür de! Her şey mizah konusu olabilir. Hassasiyetlerden geçilmeyen şu yalnız ve güzel ülkemizde, herkesin hassasiyeti kendine diye düşünüyorum. Kendi hassasiyetleri dışında kalan her konuda yapılan her türlü espriyi sevecenlikle kabul eden bir toplumu oluşturan izleyicilerin ise, izledikleri işi sevmedikleri takdirde, anında başka bir alternatife geçme lüksü var artık.

Kadınların erkek egemen toplum içinde gördükleri ikinci sınıf muamelenin yüz yıllara yayılan suçunu, tümden Cem Yılmaz’a veya onun gibi, gerçeği estetize edip yumuşatarak olduğu vahim durumdan koparan, para kazanmak için olduğu besbelli üç beş film veya dizinin üstüne atmak, meselenin vehametini saptırmaktan başka bir işe yaramaz bence.  Ancak acı gerçeklerin üstüne süslü mumlar diktikleri de ortada.

Kadını, dinsel ve toplumsal normları dayatarak belirli kalıplar içine hapsetmeyi kendine iş edinen bizim gibi topluluklarda süreci iyi takip etmek gerekiyor.  Kadının bedeni üstünden aşağılanması ve baskı görmesi alışık olduğumuz bir davranış şekli maalesef. Ancak, entelektüel olmasa da, aydın üst başlığına az çok uyan kimi sanatçıların, şuursuz bir iyi niyet gösterisi ile bu baskılara alet olması, canımızı çok acıtıyor. Toplumumuzun top yekün bir dönüşüm projesine maruz bırakıldığı 1945’lerden beri kadınlar inatla kapalı alanlara hapsedilmeye çalışılıyor. Bu kapalı alanlar sadece evlerden ibaret değil. Erkek egemen kültürün izin verdiği ölçüde özgürlük alanı tanıyan bir mahalle, işyeri, okul, yayın aracı… her yer, her şey olabiliyor. Kadınlar, özgürlükleri üstüne söz sahibi olmak istedikleri her yerde, tıpkı Melek Mosso konserinin baskılar sonucu iptal edilmesi gibi, kalın ve yüksek duvarlara çarpıyorlar. Maddi ve manevi sorunlarla yıldırılarak, sıradanlık hapishanesine tıkılmaya çalışılıyorlar.

Bu yazıyı yazmadan önce, konu ile ilgili yazılmış kaynaklar dışında, medyada yayınlanan bazı yazıları okudum. İçlerinde ilgimi çeken biri var ki, şu anda aynı mecrayı paylaşıyoruz.18 Mayıs tarihinde Oggito’da ‘Utanıyorum’ başlığı ile yayınlanmış. Yazarı: Tufan Erbarıştıran.

Bay Tufan’ın, mizah şeklini belden aşağı bulduğu Erşan Kuneri’yi ağır sözlerle eleştirdiği yazının bir yerinde, ‘Ezgi Mola’nın oyunculuğu ise, rahmetli Kemal Sunal’ın ünlü gülüşünün kötü bir kopyası âdeta. Kemal Sunal gülerdi ama o gülüşünün bir anlamı vardı. Bu kızcağız kocaman ağzını yayarak, iri dişlerini göstererek, gözlerini de iyice açarak rol yaptığını sanıyor.’  yazdığını okuyunca, içim cız etti.  

Dehşete kapılmadan okumaya devam edemedim. Bay Tufan, tam da eleştirdiği yerden ağır bir kırılma yaşamış olmalı ki, dış görüntüsü ile alay da ettiği dizinin oyuncularından Ezgi Mola için kızcağız* kelimesini kullanıyor ve bu yolla küçümseyici bir dille kendince kadın oyuncuyu hafife alıyor. Oysa Sinema yüksek lisansında aynı sınıfta okuduğum rahmetli Kemal Sunal’ın meşhur gülümsemesi onu hiç rahatsız etmemiş. Ezgi Mola’ya olan siniri yatışmamış olacak ki yazının aynı paragrafında ‘Mübarek kadın oyuncu olmak istiyorsan’  diye üsten bakan bir bakış açısıyla, oyunculuk dersi vermeye çalışarak fırça atmaya devam ederken, ‘…öncelikle şu klasik kitabı okumalısın: Konstantin Stanislavski’nin Bir Karakter Yaratmak.’  diye devam ediyor. Ki Konstantin Sergeyeviç Alekseyev Stanislavski’nin kendi adıyla anılan yöntemle oyunculuk dersleri verdiği kitabı, kadın oyunculara özel yazmış değilken bunu yazabiliyor. Ezgi Mola’ya yönelik tüm bu eleştirilerin hangi mantıkla yapıldığını anlamak mümkün değil.

Yerleşik erkek egemen dili, son derece kişisel ve saldırgan tavrı ile benim için söz konusu film ve dizilerin üretildiği gerilim hattında yer alan bir yazı ‘Utanıyorum’. Erotik film furyasından yıllar sonra yapılmış bir diziyi eleştirirken bile içimize işleyen eril dilin dayattığı negatif yargı alanı gözümüze rahatça sokuluyor. Bir kadın oyuncu, hiç hak etmediği kelimelerle hakaret varacak şekilde eleştiriliyor.

Erotik filmlerin çekildiği tarihlere geri dönerek olayları düzeltmemizin imkânı yok. Ancak yaşadığımız çağda, bir diziyi, bu vesile ile bir kadın oyuncuyu ve yeteneğini eleştirirken belden aşağı vurmadan, konuyu kişiselleştirmeden, medeni bir şekilde derdimizi anlatmayı başardığımızda, erotik filmlerin toplumda bıraktığı karanlık izler silinmeye başlayacaktır. 'Ve bu karanlığı aydınlığa çevirmek öncelikle biz kadınlara ve kadını toplumda eşit haklarla seven iyi erkeklere düşüyor.

 

*https://tazedismacunu.wordpress.com/2020/03/08/kizcagiz/

 

** https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/arzu-okay-olan-olmustur-yasanmasi-gereken-yasanmistir-arkana-donup-bakmayacaksin-41943850

YORUMLAR

DİLEK KARAASLAN

Ne güzel anlatmış Vildan Çelik, bahse konu yazarımızın yazısını okuduğumda benzer duygular yaşadım. Kadınsanız her ama her konuda eleştirilebilirsiniz. Erkekseniz, aynı fiiller için en fazla içinde bir çeşit övgü barındıran "kerata" vs. ile geçiştirilirsiniz, hatta sırtınız sıvazlanabilir. Kısaca, 21. YY.' da Ortadoğu'da değişen bir şey yok. Kadın hala Karacaoğlan dönemini yaşıyor, ay yüzlü, gül dudaklı, ok kirpikli, bedeni var ama görünmeyen, perdelerin arkasına saklanması gereken lirik, kutsal bir mit. Bunun dışına çıkanın vay haline..

30 Mayıs 2022

DİLEK KARAASLAN

Ne güzel anlatmış Vildan Çelik, bahse konu yazarımızın yazısını okuduğumda benzer duygular yaşadım. Kadınsanız her ama her konuda eleştirilebilirsiniz. Erkekseniz, aynı fiiller için en fazla içinde bir çeşit övgü barındıran "kerata" vs. ile geçiştirilirsiniz, hatta sırtınız sıvazlanabilir. Kısaca, 21. YY.' da Ortadoğu'da değişen bir şey yok. Kadın hala Karacaoğlan dönemini yaşıyor, ay yüzlü, gül dudaklı, ok kirpikli, bedeni var ama görünmeyen, perdelerin arkasına saklanması gereken lirik, kutsal bir mit. Bunun dışına çıkanın vay haline..

30 Mayıs 2022

DİLEK KARAASLAN

Ne güzel anlatmış Vildan Çelik, bahse konu yazarımızın yazısını okuduğumda benzer duygular yaşadım. Kadınsanız her ama her konuda eleştirilebilirsiniz. Erkekseniz, aynı fiiller için en fazla içinde bir çeşit övgü barındıran "kerata" vs. ile geçiştirilirsiniz, hatta sırtınız sıvazlanabilir. Kısaca, 21. YY.' da Ortadoğu'da değişen bir şey yok. Kadın hala Karacaoğlan dönemini yaşıyor, ay yüzlü, gül dudaklı, ok kirpikli, bedeni var ama görünmeyen, perdelerin arkasına saklanması gereken lirik, kutsal bir mit. Bunun dışına çıkanın vay haline..

30 Mayıs 2022

Öne Çıkanlar

YapışkanotuLal Laleş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cihan Çakan

12 Mart 2025

Aysuda, Bir Su Perisinin Masalı

Hava o akşam da sisliydi. Şimdi kış, her yer karla kaplı. O zaman aylardan hazirandı, kız kardeşim Aysuda’yla burada, gümüş grisi kumların üstünde yan yanayız. Gölün usul dalgaları bir el gibi ayaklarımıza değiyor. “Yüzelim mi,” diyor Aysuda. “Bu saatte mi,” diyorum. “..

Devamı..

Gerçeklerden Kaçarken Kendimize Söyled..

Çetin Devran

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024