Kafesteki Uçurtma
26 Kasım 2019 Öykü

Kafesteki Uçurtma


Twitter'da Paylaş
0

Onu alacakaranlıkta uçurabilirim.  Yaz gününün ışıkları henüz gözlere değmeden.  Kimseler fark etmeden.  Yoksa iplerine parıldayan jiletler bağladıkları canavar uçurtmalarını benimkinin yakınından uçururlar.  Onların uçurtmaları iri. Kırmızı, kinli, öfkeli.  Yanlışlıkla benimkinin yanına sürüklenmiş gibi yapıyorlar. Veya uçurtmamı çok beğenmiş gibi.  İplerini uçurtmamın ipine doluyorlar.  Jiletleriyle ipimi koparıyorlar.  Sonra da hiçbir şey olmamış gibi uzaklaşıyorlar.  Onlar hoyrat. 

Her defasında üzülüyorum, gözlerime yaşlar doluyor.  Ağlamıyorum.  Uçurtmamın ipini kesildiği yerden tekrar bağlıyorum.  Kaç tane düğümüm var.  Boğazımda.  Gökyüzünde mutlu ve hafif, sakince ve yavaşça  süzülmesini istediğim uçurtmam aynı kalmıyor.  Her düşüşte bir yeri yırtılıyor.  Bantla yapıştırıyorum.  Çıtaları yerinden oynuyor.  Sağına soluna küçük, incecik çiviler çakıyorum.  Kimsenin görmeyeceği, anlamayacağı şekilde.  Ama olmuyor.  Uçurtmam eskisi gibi değil.  Ben biliyorum.

Yine de vazgeçmiyorum.   Alacakaranlıkta çıkıyorum onu uçurmaya.  Kimseler yokken.  Herkes uyurken.   Üzerime incecik bir bluz giyiyorum.  Çiçekli.  Koşuyorum, koşuyorum.  Bluzumun etekleri uçuşuyor.  Nefesim kesiliyor.  İpi yavaş yavaş salıyorum.  Hiç acele etmiyorum.  Salınarak yükseliyor gökyüzüne.  Tek başına.  Özgür.  Uçuk mavi.  Onlardan ve tuzaklarından uzak.        

Eve dönünce uçurtmamı yatağımın ucundaki demir kafese koyuyorum.  Kafesi kilitliyorum.  Kilidi, uçurtmamın ipinden yaptığım bir kolyenin ucuna taktım.  Boynuma asıyorum.  Ben uyurken kimse uçurtmama dokunmasın.   İstemiyorum. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR