Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Haziran 2020

Kitap

Kafka'nın Dava'sı ve Adalet Kavramının Dönüşümü

Güler Kalem

Paylaş

2

0


Adaletin atalet duygusundan sıyrılacağını düşünmek oldukça ütopik bir arzunun ötesini geçemez. İnsanlık var olduğu sürece distopyanın hüküm süreceği su götürmez bir gerçektir.

İlkel komünal toplumlardan kapitalizmin ayyuka çıktığı günümüz toplumlarına baktığımız zaman, terminoloji dışında, süreç standart bir hiyerarşiyi takip etmekte. Toplumun belkemiğini oluşturan “adalet “gibi kavramların da sadece “kavramsal” bazda kaldığını tarihin kronolojik evrelerinde görüyoruz.

Dava romanı kavramların da ötesinde, zamansızlığın romanıdır. Bütün zamanları içine alan, her dönemde köleliğin, biat etmenin, ezilen taraf olmanın modernize edildiği sadece “kavramsal değişikliğe” uğrayarak sistemin yine aynı şekilde işlediğini gözler önüne seren bir romandır.

Hak arama hususunda alt ve üst mercii kanallarına başvurulmasının elzem olduğunu görüyoruz. Komitenin kendi şahsi çıkarları doğrultusunda hareket ederek adaleti yanıltması ve kontrolü lehine kullanmayı kendinde bir hak olarak görmesi, yıllarca yaşamış olduğumuz kaotik durumların bir belirtisidir.

Dava'nın başkarakteri Bay K. var olmayan suçsuzluğunu savunmak için aldığı yardımların faydasızlığını ve komikliğini gördüğü vakit isyan noktasına gelir. Günümüzün Bay K.’leri de sırf düşüncelerini ifade ettiği için aynı çetrefilli yollardan geçiyor ve bir müddet sonra verdikleri mücadelenin karşısında trajikomik bir manzara görünce didinmekten vazgeçiyor. Bu vazgeçişler bir tercihi doğuruyor: “Ne yaparsak yapalım, ‘suç unsuru’ olarak afişe ediliyorsak, yazgıyı her şeyi bilen yüksek mercilerin pençesinden (!) kurtaramayız.”

Peki, adalet bunun neresinde? Bak K., nedeni kendisine bile açıklanmayan bir suçtan dolayı “tutuksuz yargılanmak üzere” serbest bırakılmıştır. Adalet, ilmeğini Bak K.’nin boynuna atıp onu korkunç bir vesvese ile baş başa bırakarak adım adım takip etmeyi uygun bulmuştur. Bilinçli bir serbestliğin içinde psikolojik baskı yöntemini kullanarak Bay K.’yi yıpratma yöntemine başvurmuştur. Nitekim başarılı da olmuştur.

Günümüzde de “suç unsuru” olarak atfedilen, düşünmeyi dahi suç olarak gören bir toplumun dönemsel göz altıları, zorbaca eylemler çatısı altında “yaptırım gücünü” kullanarak tek tipleştirilen insan modeli üretme çabası da adaletin nesnelliğini yitirerek “ben merkezcileşmesi” ne zemin hazırlamıştır.

Bay K.’nin yardım için gittiği amcasının tanıdığı avukat, avukatın yanında çalışan Leni’nin sanıklara karşı rahat tavırları, yargıçlara ulaşması için onların resimlerini çizen ressama yönlendirmesi, mübaşirin karısının absürt ilişkileri ve mahkeme sisteminin kokuşmuşluğunu gözler önüne seren kalem odaları. Bütün bunlar yaşanırken Bay K.’nin neden yargılandığının yargıç da dahil olmak üzere kimse tarafından bilinmemesi, ama bir “sanık” damgasını yediğinin herkes tarafından bilinmesi çelişkisi adaletin keyfî bir “atalet” kavramına evrildiğinin göstergesidir.

Dün vardı. Şimdi de var. Gelecekte de var olacak. Adalet “atalet” algısıyla varlığını sürdürdükçe netice odaklı suçla öznelleşen insanın, “nasıl bir suç işlediğinin yahut suçun ne olduğu” konusunun pek de mühim olmadığını görüyoruz. “Suçlu kim?" sorusuna cevap bulunuyorsa işlenen suçun ne olduğunun çok da ehemmiyeti yok. Bu baskı ile yaşayan insanlarla dolu hapishaneler. Susturulan, konuşma ve düşünme yetisi elinden alınan nice insanlarla dolu tıklım tıklım cezaevleri ve açık cezaevi olan toplum.

Yaşadığımız açık cezaevlerinin bir muadili de toplumun ta kendisi. Biat edilen klonlar ve bu klonların kemikleşmiş kadroları diktatör rejimini ayakta tutan manifestoların yayın organlarıdır.

Mercilerin birbirleriyle ahenkli uyumu, tekil bir varlık olan insanın cılız sesini duymayacak, görmeyecek, bilmeyecek. Uyum, olmayan suçu yıllarca “atalet duygusuyla” göz ardı etmeye devam edecek.

Şuurlu bir ataletle, yasalara havlu atan, “kurban” rolünü biçtiği sözde sanıkları bir türlü çizemedikleri yol haritasında yalnızlaştırırlar. Ne öldürürler ne yaşatırlar, ortada bırakırlar. Sürüncemede bile bırakmak için yola çıkmak şarttır. Yasalar yolun başına bile çıkartmaz Bay K.’yi. Olmayan suça bile layık görmez.

Adaletin atalet duygusundan sıyrılacağını düşünmek oldukça ütopik bir arzunun ötesini geçemez. İnsanlık var olduğu sürece distopyanın hüküm süreceği su götürmez bir gerçektir. Hâl böyleyken Sartre’in, pratik bilginin uzman işçileri olarak atfettiği “entelektüel” kesimi barındıran topluluğun atalet karşısında adaletin sağlanmasına destek olmaları, mevcut verilerini ona göre hazırlayarak gerekli reformların oluşumuna katkıda bulunmaları gerekir. Bu da ancak toplumun beyni olan entelektüellerin kolektif olarak organize olup başaracakları güç savaşıdır. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Mayıs Ayının 8 Kitabı | Bunları Okudun..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

22 Ocak 2025

Hayattan Notlar

PetibörFilm boyunca en çok aşkı ve lezzeti sorguladım. Ferzan Özpetek işi biliyor. Cahil Periler‘i belki onuncu izleyişim. Sadece Michele’nin o muhteşem gülüşü için değil. Aldatılmış kadın karakterin doktor olmasından, herkesin her şeyi en rahat yemek masasında dile getirmesinden, içi..

Devamı..

Antik Yunan ve Roma Filozoflarının Vej..

Matthew Duncombe

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024