Dünya yeniden tasarlanmış bir kapitalizmle kurtulabilir mi?
Bu aralar en çok canımı yakan haberler açlık sınırın altında yaşamak zorunda kalan insanlar. Okula aç giden ya da kuru ekmekle karın doyurmak zorunda kalan çocuklar. Sonra kendimle ilgili yakın gelecekten bir tartışma hatırlıyorum. Ben o yaşlarda ne olmak istediğime karar verecek bir hayat yaşamıyordum diyen sesimi duyuyorum. Bugün bir araştırma yapılsa 18 yaşından küçükken ne olmak istediğine karar verip sonra olabilen insanlarla konuşulsa bunların yüzde kaçı ekonomik olarak rahat bir hayat geçirmiştir ve gerçekten hayallerinin peşinden gidebilmiştir diye merak ediyorum. Bugün size anlatacağım kitap şöyle başlıyor, “Ben bir İngiliz olarak büyüdüm. Bu deneyimin bana kattığı (hiç değilse) iki şey oldu.” Konumuz ise kapitalizm. İster istemez bir önyargı sarıyor her yanımı, bakalım okurken ne kadar sinirleneceğim diye düşünmeden edemiyorum.
Rebecca Henderson’ın yazdığı Kaos İçindeki Dünyada Kapitalizmi Yeniden Tasarlamak kitabı Ekim 2022’de Timaş Yayıncılık tarafından Kardelen Damla Başaran çevirisiyle yayımlandı. Kitap Financial Times ve Mckinsey Yılın İş Kitabı Ödülü Finalisti olmuş. Henderson, işletme ve ekonomi profesörü Harvard Business Scholl’da Kapitalizmi Yeniden Tasarlamk dersini veriyor. National Bureau of Ecnomic Researvh’te araştırma görevlisi, Birisith Academiy ile American Academy of Arts and Sciences üyesi. Dünyanın önde gelen şirketlerine danışmanlık veren yöneticilik yapan Henderson, Financial Times tarafından da yılın yöneticisi seçilmiş.
Henderson’ın özgeçmişinden uzun uzun bahsetmem yine ilk paragrafta anlattığım şeylerden ötürü. Kitabın önsözünde yazar İngiliz olma deneyiminden, işini ve özel hayatını nasıl ayırdığından ve çocukluğundan beri ağaçlara olan düşkünlüğünden bahsediyor. Sonra okuduğu bir kitabın hayatını nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Evet bir kitap okuyor ve hayata bakışı değişiyor. Şirketlerin kâr etmesi için sürdürdüğü hayatını “Ben bir şey yapmak istiyordum. Ama ne?” sorusunun cevabıyla yeniden şekillendiriyor ve işletmelerin dünyayı kurtarmaya yardım edebileceğiyle ilgili fikirleri olan insanlarla tanışmaya ve çalışmaya başlıyor. Küçük yatırımcıların hayatı dönüştürmek adına yaptıkları küçük ama kelebek etkisi yaratan çabalarının peşine düşüyor ve karşısına iki soru çıkıyor: “Doğru şeyi yaparken aynı zamanda para kazanabilir miyim? Eğer bunu gerçekleştirebilirsem bile sonunda gerçekten bir işe yarayacak mı?” İşte bu kitap bu iki sorunun cevabını aramaktan ortaya çıkıyor.
Henderson, birinci bölümde kapitalizmin ne demek olduğunu anlatıyor bunu büyük şirketlerin hissedarlarına nasıl hizmet ettiklerini ve bununla nasıl övündüklerinin örnekleriyle süslüyor. Dünya üzerinden rakamlar veriyor. Burada kitabın notlar bölümünün en arkada olması okuru biraz git gel yaptırmak zorunda kalıyor. Keşke sayfa sonlarına alınsaydı, anlıyorum çok not var ama gidip gelmek odağın dağılmasına neden oluyor. Odağımızın neden bu kadar kısa süre içinde dağıldığının sorumlularından biri elbette kapitalizm. Buraya bir ufak notta benim eklemem lazım kitap 2020 yılında yayımlanmış, belli ki yazılırken pandemi ortalıkta yokmuş. Yoksa kapitalizm ve pandemi arasındaki ilişkiyi gözden kaçıracak biri değil yazar ki o da belki başlı başına bir kitap meselesi olur yakın zamanda. Sonraki iki bölümde ise yine uluslararası şirket yönetimlerinden bol bol örnekler vererek kapitalizmi yeniden tasarlamayı ve bunun dünyaya katacağı faydayı anlatmaya devam ediyor. Riski ve maliyeti azaltmanın yollarını, talebi arttırma yöntemlerini ve köklü değişiklileri.
Küçücük hayatımızda bile evde atıkları ayırmak gibi basit bir değişikliğe ne kadar zor alışkanlık edindiğimizi düşünün sonra da yönettiğiniz kocaman bir firmada pek çok çalışanınızla dünyayı korumaya çalışmak için yapacağınız büyük çaplı değişikliklerin öncelikle üreteceği gürültüyü. Evet insan ister istemez endişeye düşüyor. Çünkü değişim her zaman korkutur, kapitalizmin temel prensiplerinden biri insanların çok düşünmeden üretmelerini ve talep etmelerini sağlaması değil midir? Ha bir de aza kanaat etmeleri ve mümkünse örgütlenip daha fazlasını arzu etmemeleri. Dünyanın bir yerinde Apple çalışanlarının ne kadar zor ve stresli koşullarda çalıştığına dair haberlerin ne kadar az çıktığı düşünün, bunun ülkemizde ne kadar az duyulduğunu ve Apple’ın daha yeni modeli rafa bile girmeden insanların satın almak için kuyruklara adını yazdırdığı. Çünkü kapitalizm kendini sürdürülebilir kılmak için ilk başta bağımlılık üretir.
Henderson diyor ki, şirketler uzun vadede kâr etmeyi, uzun vadeli planlar yapmayı sevmeli. Ne kadar güzel. Gelin görün ki sineğin yağından bile fayda sağlamayı düşünen dünyada bu nasıl kolay olabilir. İşbirliği diyor mesela, benim aklıma sadece aynı gemiyi batırmaya hevesliler geliyor. Anlattıkları ne kadar mantıklı olursa olsun, verdiği örnekler can alıcı olsa bile koca dünyayı düşününce ve bu dünyada yoksullarla zenginlerin arasındaki uçurumun günden güne hızla açıldığını bilirken. Distopya dizilerini izlerken bir trenin içinde sadece zenginlerin doluşacağı ve hayatlarına o trenin içinde bir şekilde devam edecekleri görüntüleri çıkmıyor aklımdan.
“Kapitalizmin yeniden tasarlandığı bir dünyada eğer iş dünyasının içindeyse olsaydınız; temelleri ortak değerlere dayanan, çalışanlarına bağlı, harika iş imkanları sunan ve kâr etmek işin doğasında olsa da yine de asıl amacın ne olursa olsun sadece para kazanmak değil, bir değer yaratmak olduğu bir şirkette çalışıyor olurdunuz. Etraftaki herkes, kısa vade getirilerle kamu yararını nasıl dengeleyeceğini biliyor ve şirketin uzun vade potansiyelini görebiliyor olurdu. İklim değişikliğine inanmayan, çalışanlarına kötü̈ davranan ya da yozlaşmış ve baskıcı rejimleri aktif olarak destekleyen firmalar diğer firmalar tarafından dışlanır ve yatırımcılar tarafından cezalandırılırdı.” Sayfa 240
Dünyada pek çok politikanın değişmesinden, piyasaların yeniden düzenlenmesinden bahsediyor yazar. Kapitalizmin yeni bir düzene kavuşması için yapılması gerekenleri anlatıyor. Ülkeler üzerinden tek tek tarihi örneklerle değişimlere ayak uydurma süreçlerini ve kazanım süreçlerinden bahsediyor. İşçi toplumların işçi ile arasındaki demokratik bağı arttırmanın ülke yönetimine etkilerini anlatıyor. Verdiği çarpıcı örnekler gerçekten çok etkileyici ama işte gelin görün ki dünyanın gitgide daha ırkçı olduğu fikri çıkmıyor aklımdan. Dönüşümün iyiye değil kötüye gittiği düşüncesi bir yere çok sağlam bir şekilde yapışmış. O yüzden okuduklarımı bugüne taşımam ve geleceğe yöneltmem zor oluyor.
Ve son bölüm, değişim, kendi yolunu bulmak ve yeni kapitalizm üzerine biraz hayal kurmak üzerine. Ümitkâr bakış açısıyla neler yapılabileceğine dair ipuçları da içeriyor bu bölüm. Ben gibi karamsarlar için anlatılan her şey şiir gibi geliyor. Bu kadar uzun yaşamamıza, yaşarken dünyayı daha da altüst etmemize ve içine ettiğimiz her şeyi bugünden başlayarak bir nebze olsun düzeltebileceğimize dair inanç! Her neredeysen gel bul beni lütfen.
Henderson, bu kitabı on yıldan uzun bir sürede yazmış. O on yıl içinde hayatında nelerin değiştiğini merak ediyorum. Çünkü kolay değil bu kadar umutlu olmak ve değişime dair bu kocaman inancı sürdürmek. Bir şirket yönetiyorsanız, bir şirkette çalışıyorsunuz, bir şirket kurmaya dair bir hayaliniz varsa ya da dünyanın elbet bir gün değişeceğine dair derin bir arzunuz ve öngörünüz varsa bu kitap tam size göre.
Yazının en başına ve başlığına dönelim. Bu kitap beni ne kadar sinirlendi o kısmı bana kalsın.
Ben kapitalizmin yeniden tasarlandığı ya da dizayn edildiği bir dünyayı hayal etmiyorum. Elimden geldiğince yaşama daha az zarar vermeyi arzuluyor ve mümkünse uzaylılar her neredeyse bir an önce ortaya çıksınlar istiyorum.
Rebecca Henderson, Kaos İçindeki Dünyada Kapitalizmi Yeniden Tasarlamak, Çeviri: Kardelen Damla Başaran, Timaş Yayınları, Ekim 2022, 288 s.






