Kapitalist gerçeklik sona erdi. Avrupa'nın Kovid-19 ile mücadele yolu ve iklim krizi gösteriyor ki yeni bir tür kapitalizm oluşum aşamasında.
Mark Fisher’ın “kapitalist gerçekçiliği” bu jenerasyonun “tarihin sonu tezi” mi? “Batı liberal demokrasi” ile “insanlığın ideolojik evriminin son noktasınının” özdeşliğini otuz yıldır savunan Fukuyama’nın aksine, dünya son süreçte Dünya Ticaret Merkezinin yıkılışını, Irak ve Afganistan’ın işgalini, 2008 finansal krizini, IŞİD’in yükselişini, iklim krizini gördük ve şimdi de koronavirüsün yıkıcı etkisiyle yüzleşmektekteyiz.

Fukuyama bile 2017’de Batı demokrasisinin yetersizliği karşısında Fukuyama karşıtı oldu ve hatta sosyalizm “geri gelmeli”yi savundu.
Fisher'ın kapitalist gerçekliği “kapitalizmin politik ve ekonomik sistemler arasında tek işlevsel sistem oluşu ve kapitalist dışı alternatif bir gerçekliğin hayalinin bile kurulamayacağına dair genel kanı” olarak 2009’da tanımlayışından bu yana, tanımı kapitalizmin olası sonu ile alakalı pek çok teoriye ilham verdi.
2012’ye geldiğimizde, Arap Baharı ve İşgal Et hareketlerinin heyecanına dayanarak Paul Mason kapitalist gerçekliklik çağının sonuna geldiğimizi savundu. Ona göre, kapitalizm ve gerçeklik arasındaki ilişki sekteye uğramıştı ve ufukta örgütlü ve demokratik bir gelecek görünüyordu.
Fisher öyle düşünmedi. Kapitalist gerçekçilik Mason’ın düşündüğünden çok daha kurnazdı. Ne kadar aktif ve bilinçli bir şekilde kapitalizme karşı çıkıyor olsak da yerine ne koyabileceğimizi tam planlayamıyorsak yine kapitalist gerçekçiliğin pençesinde kalıyorduk. Fisher’a göre Arap Baharı ve İşgal Et hareketleri tam da kapitalist gerçekçilik protestolarıydı. İki hareket de neye karşı olduklarını biliyordu, ancak kapitalizmin dışına çıkabilecek gelecek planları eksikti. Talepleri burjuva demokrasisinin devamı niteliğindeydi ve istekleri kapitalizmin haksız kazançlarının adil dağıtımını arzulamaktan ileri gitmiyordu. Bu şekilde kapitalist gerçekçiliğin pençesinden kurtulmak, Fisher’a göre mümkün değildi.
Ocak 2019’da Micah Uetrict kapitalizm için başka bir son işaret etti. Jeremy Corbyn ve Bernie Sanders gibi isimlerin yükselişi sonunda kapitalizmin sonunu başlatabilirdi. Neoliberal propagandanın kesintisiz bir şekilde uygulandığı onlarca yıl sonunda bu iki ismin popularite kazanmış olması hem kapitalizmin sonunu hayal edebilmemizi hem de bu sonu arzulayan ve mücadeleye hazır bir hareketin varlığını hissetmemizi sağladı. Dahası, İşgal Et hareketinin aksine, yeni yükselen mücadele sesleri doğanın sömürülmesine, haftalık çalışma saatlerine, ırkçı ve cinsiyetçi baskılara, üretim araçlarının en azından bir kısmının mülkiyetine dair belli bir talep listesine ve politik ajendaya sahipti. Utreicht ile aynı görüşü paylaşan Keir Milburn de Corbyn hareketinin kapitalist gerçekçilikte kapitalizm sonrasına dair tüm arzu selinin akıp gürleyeceği bir çatlak meydana getirdiğini düşünüyor.
Mason’ın, Utreicht ve Milburn’ün görüşlerinin fazla iyimser oluşunu zaman gösterdi. Bir yıldan kısa süre sonra Corbyn ve Sanders kaybetti, dünyayı kasıp kavuran pandemi Amerika ve Avrupa’da on milyonlarca kişiyi işsiz bıraktı. Uluslararası Para Fonu’na göre küresel ekonomi Büyük Buhran’dan bu yana en büyük gerilemesini yaşıyor. Pandemiden önce bile GSMH-borç oranı yüzde 134 olan İtalya ve yüzde 100'e yakın olan İspanya ve Fransa küresel bir borç krizinin sinyallerini veriyor. Bu durum Avrupa Birliğinin beraberliği için büyük bir tehlike. Öte yandan, Avrupa Birliği’nden daha yeni yeni ayrılan Birleşik Krallık için 2020 ekonomik küçülme öngörüsü yüzde 14, tarihindeki en büyük resesyon. Tabi tüm bu karamsar senaryonun tepesinde bir de bir türlü yeterince önemsenmeyen, ancak giderek etkilerini daha fazla hissettiğimiz iklim krizi var.

Bu karanlık tablonun dünyaca ele alınışının kapitalist gerçekliğin şiddetli ifadesi olarak yorumlamak çok da uzak bir ihtimal değil. Başka bir dünyanın mümkün oluşuna dair kısa bir umutlanma evresinden sonra, sermayenin hüküm sürdüğü ve sermayenin bekâsı için insanların kurban edilebilmesinin, kamu parasıyla özel şirketlerin kurtarılmasının gayet makul göründüğü dünyamıza zorla geri atıldık. Rishi Sunak’ın “ne gerekiyorsa”sının “alternatif yok”a dönüştüğü dünya bu.
Virüs “hayal gücümüzü tekrar oluştururken” “imkansız hissedileni düşünülebilir hale getiriyor” diyen sola rağmen, dünyayı harap etmiş pandemiye karşı yine de ne Amerika’da evrensel sağlık hizmeti yürülüğe girdi ne de Birleşik Krallık’ta “vasıfsız işgücü”nün değeri anlaşıldı. Kapitalist gerçekçilik, tüm gerçekliğiyle çevremizdeymiş gibi görünüyor.
Fisher’ın aksine, yine de ben artık kapitalist gerçeklikte yaşadığımızı düşünmüyorum. Daha beter bir çerçeve var ve bu çercevenin adı “kapitalist kıyamet.”

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz: Kapitalist Kıyamet II
Kaynak: https://roarmag.org/
Çizer: Zoran Svilar
Çeviren: Alper Güngör






