Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Mayıs 2024

Öykü

Karabatak Olmaya Karar Verdiğim Gün

Didem Sınayış

Paylaş

4

1


Bir tepeye sıra sıra dizilmiş kireç beyazı yazlık evlerden birindeyim. Büyük bir site değil, emekli yeri, ama önümüz deniz. Kayalardan inince, iskeleden deniz kestanesi ve yosunlara basmadan denize girebiliyoruz. Arkamız da alabildiğine yeşillik. Balkondan denize bakıyorum. Bugün hava puslu, durgun ve yosun kokulu. Puslu havaları severim. Her an yoğun bir sis gelip tüm kötü şeyleri alıp götürecekmiş gibi gelir. Ya da tüm iyi şeyleri…

Balkon merdiveninden bahçeye indim. Hortumu alıp önce merdivenlerdeki saksılara su verdim. Sardunyalarım her daim çiçekli, onları sevdiğimi kesin hissediyorlar. Sıra merdivenin bittiği yerde başlayan lavantalara geliyor. Bir türlü kurumadı bunlar. Sularken karşı komşum sesleniyor: “Günaydın. Rahmetli ekmişti değil mi bunları?”

“Günaydın. Evet, çok severdi. Örümcek yapar, arı yapar diye istemezdim de “Gülü seven dikenine katlanır, derdi. Gül ekelim o zaman, derdim, gülüşürdük.”

Şimdi de komşumla gülüştük. Bir süre biber ve domates fideleri, cam güzelleri ve meyve ağaçları hakkında konuştuk. Yeni bir bodur gül almış, yavruağzı rengiymiş, henüz ekmemiş bahçeye ama madem ben seviyorum, benim için çoğaltabilirmiş, tam zamanıymış. İsteyip istememekte kararsızken, cevap veremeden çalan telefonun sesiyle görüşürüz dedim, benim büyük oğlan arıyordur. Balkon merdivenlerinden olabildiğince hızlı çıkıp içeri geçtim.

“Yine gelemiyorsunuz yani? Hmm, anlıyorum…Öleli üç yıl oldu, belki babanın eşyalarından istedikleriniz vardır diye…. Evet, tabii anlıyorum… Kardeşinden haber var mı, konuştunuz mu hiç? Neyse, sen sesini duyduysan…Tabii o da çok yoğun biliyorum…”

Boğazıma tuzlu bir taş oturmuş yakıyordu. Telefonu kapatırken dediğim “Allah’a emanet yavrum”u duyabildi mi, o sesi çıkarabildim mi emin değilim.

İşi biten telefonu koltuğa attım, ben de koluna çöktüm. Ellerim iki yanıma sarktı, bütün gücüm çekilmiş gibi. Gözüm yine lavantalara takıldı.

Evlendiğimiz ilk zamanlar lavanta sevmediğimi Halit’e söylemiştim. Kışlık evde, apartmanın giriş yoluna ilk o zaman ektirmişti lavantaları. “Bırak yargılarını, seni büyütür” demişti. Evliliğimiz boyunca hep büyümeye çalıştım.

Bir anda nerden çıktığını anlamadığım bir rüzgar balkon kapısındaki tülü havalandırıp içeri doldu. Ardından cama küt diye bir şey çarptı, yere düştü. Mavi-sarı tüyler pencereye yapıştı. Ağır adımlarla balkona çıktım. Bir mavi baştankara. Yerde çırpınıp duruyor. Gagasının üzerindeki deliklerinden birinde ince bir kan sızıntısı. Çırpınmaları arttı ve birden sırtüstü döndü. Uçları mavi kanatlarını sonuna kadar açtı. Göğsündeki sarı tüyler yeniden esen rüzgarla uçuştu. Mavi tepeli beyaz başı geriye yaslandı. Kurşuni gagası yavaşça açıldı. Koyu mavi ince bacakları gerildi. Göğsü havayla dolup şişti. Gevşeyerek son nefesini verirken siyah sürmeli gözleri yavaşça kapandı. Güzel başı yana düştü.

Ellerim kalbimin üstünde. Boğazımdaki taş, kaya oldu, dudaklarım titriyor. İçimde geri getiremeyeceğim bir şeyin olup bitmişliğinin ağır boşluğu. Dizlerimin üzerine çöküp yere oturdum. Kuşu ince bir vazoymuş gibi nazikçe avuçlarımın arasına aldım. Kanatlarını dikkatlice kapattım. Tüyleri yumuşacık. Boynunda parlak lacivert halkadan bir mücevheri var.

Ne yapacağıma karar vermek için etrafa bakınırken fark ettim sarmanı. Ensesi kalın, iri bir erkek kedi. Ölse bile mavi baştankarayı kimseye yem etmemeye karar verdim.

Küçük oğlumun geçen yıl gönderdiği, hiçbir zaman takmayacağım kolyenin kutusunu çıkardım, kuşu güzelce içine yerleştirdim, kapağını kapattım. Kedi gittikten sonra gömmek için bir yer bulacağım.

İlerde pusun içinde bir gemi silüeti geçiyor, birazdan dalgası gelir. Sarı-mavi-yavruağzı gökyüzünde bir martı.

Martı olmazdım, biliyorum. Ayırt etmeksizin her şeyi yerler ve fazlasıyla çığırtkanlar.

Devekuşu da olmazdım. Hiçbir zaman başımı kuma gömmeyi tercih etmedim. Ama bir devekuşu gibi görünür ve güçlü de olmadım.

Mavi baştankara haricinde küçük cins kuşlardan biri de değilim. Şu nereye yuva yaptığı bir türlü belli olmayan, sadece iyi gözlemcilerin görebildiği kuşlardan bahsediyorum. O kadar görünmez değilim.

Uzun bacaklı gösterişli balıkçıllar? Çok uzun bir süredir, o kadar zarif ve güzel hissetmedim. Yıllarca mutfaktan çıkmadan yemek yaptım. Yemek kokusu siniyor, üstüme başıma sıçrıyor diye eski kıyafetler giyerdim. Sonra ev işleri, çocuklar…Bir bakardım akşam olmuş, kendime bakamadan pijamalarımı giyerdim.

Kumrular? Her zaman naif ve kibarlar. Hayat boyu tek eşli ve çoluk çocuk bir arada yaşamaktan hoşlanırlar. İki oğlunu da yanında tutamamış biri olarak kumru da olamam.

Leyleklerin giderken heyecanla arkasından bakılır, yeniden dönüşleri de dört gözle beklenir. Böyle biri olmadığım da kesin. O kadar uzun yıllar görüşmedim ki kimseyle. Evlendikten sonra sadece Halit’in çevresiyle görüştük. Hepsi yaşça ne kadar büyüklerdi benden. Halit de benden büyüktü tabii. Denizci üniformasının içinde çok yakışıklıydı. Okul çıkışı almaya gelince ne yaş farkı kalırdı ne okuma aşkı. O aşkla kimseleri görmedi gözüm. Kısa sürede arkadaşlarımdan kimse kalmadı. Halit’in çevresiyle de resmi ziyaretler dışında hiç görüşmedik. Bana ne konuşacağımı, ne konuşmayacağımı, kiminle kısa keseceğimi, nasıl oturacağımı hepsini tembihler öyle giderdik toplantılara.

Kartal hiç değilim. Kendimi bildim bileli yalnız uçacak kadar özgüvenim olmadı. Yalnız avlanacak kadar cesur ve iradeli de olmadım. Konservatuarı bitirir bitirmez evlenmeseydim de böyle mi olurdu? Yan flütümü yazlığa getirmiş, evde boşuna yer kaplamasın demişti. Çalmayalı sayamayacağım kadar yıl oldu.

Mutfağa gidip büyük boy çöp poşetlerinden aldım. Önce yatak odasındaki giysilerini topladım. Kitapları için ayrı bir büyük boy poşet yaptım. Diş fırçası, tarağı, traş takımı, parfümleri, tüm kişisel bakım eşyaları orta boy bir çöp poşetine sığdı. Etrafa bakındım, televizyonun yanındaki çerçeveye ilişti gözüm. Çocuklar küçük. Halit oturuyor, oğlanlar iki yanında. Ben de arkasından ona sarılıyorum. Mutluyum. Halit her zamanki gibi kendinden emin. Çocuklar ise çocuk işte, gülümsemekten ziyade dişlerini gösteriyorlar. 

Halit, meclislerde güzel konuşurdu. Herkes hayranlıkla dinlerdi, dinletirdi kendini. Her şeyin en iyisini bilirdi. Evine, çocuklarına düşkündü. Akşamları mutlaka kitaplarıyla haşır neşir olur, bazen bana şiir okurdu. O anları severdim. Anlamadığımı düşünüp açıklama yapardı saatlerce. Onunla aynı konuyu paylaşmak hoşuma giderdi.

Televizyon sehpasının çekmecelerini karıştırdım. Bazanın altına baktım. Ayakkabılığı boşaltırken şaşırdım. Benden fazla ayakkabısı vardı. Siyah rugan ayakkabısı bile buradan çıktı.

Kedi hala gitmedi, balkon telinden içeri bakıyor. Gidip kovaladım onu. Hava, biraz önce rüzgâr esmemiş gibi sakin yine. İskelede bir karabatak. Kanatlarını açmış, kurumalarını bekliyor.

Karabatak olurum herhalde. Karabataklar kendi kendilerine eğleniyor gibi suya dalar çıkarlar, rahatsız edilmedikleri sürece bir taşın üstünde uzun süre kalabilirler, çevrelerine genelde ilgisizdirler. Oldukları yerde oldukları kadarla mutlu görünürler. Bu yaştan sonra sadece olduğum yerde olduğum halimle mutlu olmak isteyebilirim.

Halit’in olta takımlarını koyduğu bahçedeki dolabın en dibinde, mangal kömürlerinin arkasından çıktı. Kutu nemden oldukça zarar görmüş, kokmuş. Ama flütümün içine örümcek girmemiş.

YORUMLAR

Özgür Zirve

Mutluluuuuuk

4 Mayıs 2024

Öne Çıkanlar

Pahalıya Al Ucuza Sat: Alejandro Jodor..Elianna Kan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cevher Özcanlı

23 Şubat 2025

Saime Yadigâr: “Öykü tanrı misafiri ol..

Cevher Özcanlı: Saime Hanım, uzun yıllar boyunca resim sanatıyla uğraştınız. Birçok kişisel ve karma sergi, resim öğretmenliği derken ilk kitabınız yayımlandı. Resmin o büyüleyici dünyasından, yazınsal kurgunun b..

Devamı..

Çiğdem Sezer: "Hayat, düz bir çizgide ..

Ayşe Yazar

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024