Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

14 Ağustos 2017

Edebiyat

Kendinize Ait Olmayan Bir Dilde Yazmanın Romansı, Hayal Kırıklığı

Oggito

Paylaş

32

0


Carrington, seçkin bir yazar grubunun üyesidir. Bu grup; şu anda ekzofonik olarak anılan yazarlar grubudur. Bu yazarlar, ana dilleri dışında çalışan yazarlardır.

Parul Seghal

Ressam, fabl yazarı ve akıllanmaz bir kişilik olan Leonora Carrington çocukluğunda, sağ eliyle düz yazarken sol eliyle geriye doğru yazabilme yeteneğini keşfetti. Fakat bu yeteneği İngiliz Manastır rahibelerinin pek ilgisini çekmedi. Dünya Savaşları sırasında, Carrington bir başka garip davranışı yüzünden okuldan atıldı. On sekiz yaşına geldiğinde, İngiltere’den ve ailesinin mirasından Fransa’ya ve sürrealistliğe, olay ve maceralarla dolu kimi zaman yoksullukla kimi zaman üretkenlikle geçen bir haftaya kaçtı. Doksan dört yaşındayken Meksika’da öldü. Arkasında birçok resim ve garipliklerle, hayvan figürlerini majikal ve kasvetli bir şekilde kadın vücutlarında çizdiği, yüzleri katil hizmetçi gibi olan hayalet figürleriyle dolu hikâyeler bırakmıştır.

Bu yıl doğumunun yüzüncü yılıydı ve kitaplarından üçü yeniden basıldı: The Complete Stories, Down Below (İspanya’da akıl hastanesinde geçirdiği günlerin anısına yazdığı) ve The Milk of Dreams  (çocuklar için fabl kitabı). Carrington her iki eliyle de yazmayı bırakmadı, aynı anda iki hikâye birden anlatıyordu. Biyografi yazarı Joanna Moorhead, “Leonara, bana yazdığı her şeyin otobiyografik olduğunu söylemişti” der. Örneğin kısa öyküsü “The Oval Lady”de babasından nefret eden genç kız Lucretia, odayı kirlettiği esnada dişleri arasına sıkıştırıp sırtına çıkan dadısı tarafından şiddetle bastırılır. Burada Carrington sadece bir egzersiz yapıyor ve hayal gücünü esnetiyor.

Eğlenceli olduğu kadar gerçekçi de aslında. Çünkü onun çocukluğundan minyatür resimler gösteriyor: yaşamı boyunca yiyecekle ilgili sıkıntılar, kurumsallaştırma tehdidi, babası ve vekili olan dadısı tarafından egemenlik altına alınma... (Carrington’un dadısı, İspanya’daki bir sığınmadan kurtulması için savaş gemisine bindirilerek Güney Amerika’daki başka bir ülkeye gönderildi.) Özel efektlerin arkasında, aslında çoğunlukla korku dolu ve umutsuz anları gizlidir. Bu en ünlü Carrington hikâyesinin devamında, bir gece,  çok nefret dolu bir evde misafir edilen kişinin saçını kesiyor ve sabah ona omlet vererek hizmet ediyor. Bu, eserini okumak için karşısındaki insana neler hissettirdiğini anlatan en iyi ifade: Kabarık masalın ortasında, tanıdık bir şekilde ürpertici ve korkunç şeyler.

Carrington, seçkin bir yazar grubunun üyesidir. Bu grup; şu anda ekzofonik olarak anılan yazarlar grubudur. Bu yazarlar, ana dilleri dışında çalışan yazarlardır. Eseri Down Below belki de duyduğum en sıra dışı çeviri hikâyesidir. İlk kocası olan sürrealist ressam Max Ernst bir toplama kampına gönderildikten sonra Carrington sinir krizi geçirir ve dünyayı temizleyerek arıtabileceğine inanmaya başlar. Tedavinin bir çeşit işkence şekline dönüştüğü akıl hastanesine gönderilir: Uykusunda yürümesini engellemek için elektroşoka benzer ilaçlar ve damardan ilaçlar verilir. Bu deneyimleri hakkında ilk olarak 1942'de İngilizce bir şeyler yazar ama hemen sonrasında el yazmasını kaybeder. Daha sonra, hikâyesini Meksika’da bulunan arkadaşlarına anlattı; bunlardan birini Fransızca yazar. Daha sonra 1944'te bir sürrealist dergide çıkarılacak olan İngilizceye çevrilir. Sesindeki bulanıklık bazı yerlerinde kasıtlı olarak ve bazı yerlerinde –kesin olmasa da– çok fazla ele alınmasının bir sonucu. Sivri öykülerinden çoğu da başlangıçta Fransızca ya da İspanyolca yazılmıştır. Marina Warner, Down Below’un yeni tanıtımında, sesinin kusurlu zevkini dilinin duyarlılığı ile açıklıyor: "Tecrübesizlik tarzını kısıtlamıyor; Bunun yerine Sürrealistleri çok heveslendiren içten içe duyarlılığın tadını keskinleştiriyor ."

Çekici geliyor, değil mi? Kendi elimle bunu denedim ve ilk önce bütün hayatım boyunca konuştuğum ama nadiren yazılmış bir dil olan Hintçeye (yavaş yavaş ve mutsuz bir şekilde) önceki paragrafı yazdım ve daha sonra (yavaşça ve hile yaparak) İngilizceye tercüme ettiğim bir dille yazdım. Göz kamaştırıcı ama tuhaf bir odaya itilmişçesine tatsız, utanç verici bir egzersizdi. Döndüğüm her yönde beni sınırlarım ile çarpıştırdı. Yazı yazmak, sık sık böyle hissettirebilir – ama nadiren böyle acı bir dereceye kadardır. Benim Hintçe sözcük dağarcığım ne kadar zayıfmış, bunu fark ettim, düşüncem karışık, ne kadar karanlık ve tereddütlüymüş; sanki çocukluğumdan bir şey orada korunmuş gibi. İngilizce'ye geri döndüm ve rahatladım. Carrington neden kendini böyle baltalamayı seçsin ki? Neden başka kimseyi değil?

Çeşitli yazarlar olduğu gibi çeşitli sebepler var. Tarihsel travmanın ve altüst olmanın ürünü olan efsanevi bir yazar var – Nabokov mesela. "Benim, kimsenin endişe edemeyeceği özel dramım, doğal dili terk etmem gereken doğal deyimimdir." Daha geniş bir kitleye ulaşılabilecek bir yol olabilir –Joseph Conrad'ı düşünün– ya da yazarın başka bir dile karşı doğal bir yakınlık izlemesine izin verebilir. Öncelikli olarak İngilizce yazan Japon yazar Yuko Otomo, demokratik dürtülerinden zevk alıyor: “İngilizce'nin Japonca'nın üzerinde ağırlık oluşturan hiyerarşik unsurlarının olmaması gerçeğini çok seviyorum. Bir profesöre ve aynı zamanda bir köpeğe 'siz' diye hitap etmekten mutluluk duyuyorum." Kimi yazarlar için heyecan verici bir yeniden doğuş sağlar. "Dilbilimsel metamorfozumu parçalayıp, kendimden kurtulmak amacıyla bir şeyden kurtulmaya çalıştığımın farkındayım" diyen Jhumpa Lahiri sadece İtalyanca okuma ve yazmaya karar vermiştir ve bu, onun “yeniden kök salıp farklı bir şekilde büyüyen daha sert, daha özgür” bir yazar haline gelmesini sağlamıştır. Öbürleri için çekilme, bir geleceği şekillendirmekten ziyade geçmişten kesin olarak kendilerini arındırmakla daha çok bağdaşır. Emil Cioran: "Dilimi değiştirdiğimde geçmişimi yok ettim. Yaşamım boyunca değişime uğradım.” Yiyun Li, yirmili yaşlarında intihar etmekten farksız olarak İngilizceyi kabul ettiğini belirtmiştir.

Bu karşıt tutku, Carrington'a cesaret vermiştir. Öteki diller ona daha fazla yaşam, daha fazla yaşam gücü veriyor gibi görünmüştür. Huysuz ve güvensiz hissetmekten zevk almıştır. Daha küçük bir kelime dağarcığı ile zayıf hissetmenin kendisini özgürleştiğini söylemiştir. İspanya’da geçirdiği vakitlerde şöyle yazmıştır: “Tanımadığım bir dili konuşmamın gerekmesi, çok önemli bir şey. Kelimelerle ilgili önceden düşünülmüş bir fikir tarafından engellenmedim, fakat yarısının modern anlamını anladım. Bu, benim için en sıradan cümleciklere hermetik bir önemle yatırım yapmamı sağladı." Bu düşünce, Samuel Beckett'i hatırlatır çünkü Samuel Beckett de yabancı dilde çalışan "zayıflatma" etkisini olumlu karşılar.

1937'de yazdığı bir mektupta, "Artık İngilizce yazmak benim için gerçekten çok daha zor ve anlamsız hale geldi. Bana göre kendi dilim, arkasındaki şeylere (veya hiçliğe) ulaşmak için parçalanmış bir peçe gibi görünüyor. Dilbilgisi ve Stil... Bana göre, Victoria bir mayo ya da gerçek bir beyefendinin ağırbaşlılığı kadar önemsiz görünüyorlar. Maske,"demiştir.

Burada, Carrington mutlu bir şekilde yolları parçalar. Daha fazla peçe, daha fazla maskede ısrar eden bir yazardı. Met’te bulunan Mısır odasını sevdiğini ve bu sıkı sarılmış mumyaların görüşlerinin kendisine oldukça güven verdiğini, bodrum katlarını sevdiğini ve yerin altında yaşadığını söylenir. Öğrendiği her dil, kendini sade bir görüşte gizleyebileceği, asla korkaklıktan uzak durmak için kullanmadığı yeni bir yer sunardı.

Basit Fransızca ve İspanyolcadaki ayrıntılı, gerçeküstü İngilizce'sinde korktuğu noktalara değinmekten hatta hikâyesini zorla tekrar anlatmaktan alıkoymuştur. Bir öyküsünü bitirirken şöyle der: “Bir aslanı ne kadar güçlü kokladıysam, daha yüksek sesle söyledim.”

(NYT)

Çeviren: Ezgi Kaplan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Hindistan'dan Dünyaya Hizmet Eden Bir ..Denis Gürcü
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ömer Faruk

4 Mart 2026

Gayrimenkul Tüccarı ya da Kiralık Sila..

Trump bir istisna değil sonuç, niteliksiz niceliğin sabırlı ve kararlı uzun yürüyüşünün vardığı en son, en etkili ve en yıkıcı duraktır.Donald Trump ikinci kez seçildiğinde çok fazla şaşıran oldu; oysa asıl şaşılması gereken seçilmesi değ..

Devamı..

Seyahat Planlarken İnsanlar En Çok Ney..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024