Kerem Nadir Özcan • Kırgınlık
20 Şubat 2018 Öykü

Kerem Nadir Özcan • Kırgınlık


Twitter'da Paylaş
0

"Kırgınlıklarla yaşayanlar," dedi Yeliz. Yutkundu, konuşmak istedi, konuşamadı. Yorgun olduğu göz altı morluklarından anlaşılıyordu. Bitiremediği cümlenin kendisine verdiği hüzünle kanepeye uzandı. Yağmurun sesi uykusunu getiriyordu, gözlerini kapadı. Kendi kendine konuştu bir zaman. Muhsin’in odadan çıktığını fark etmemişti. Konuşmaya devam ediyordu. Yavaşça gözlerini açtı, odanın içinde adamın yüzü vardı sadece. Belli belirsiz, bir zaman boşlukta kaldı o yüz, sonra kayboldu. Yeliz iç sesiyle bağırıyordu Muhsin’e. Bir karabasan çökmüştü üzerine, çıkmıyordu artık sesi. Muhsin, banyodaydı. Aynaya bakıyordu. Ayna dolabının kapağını açtı, ilaç kutusunu aldı. Kutuyu açmadan önce dolabın kapağını kapadı, aynaya tekrar baktı ve ağlamaya başladı. Yoğun sesler duyuyordu. Lavabo deliğinden gelen sese kulak verdi. Yeliz’in sesiydi bu. Banyo kapısını açmaya çalıştı, açamadı. Kapı aniden kayboldu. Muhsin tedirginlikle duvarları yumruklamaya başladı. Masadaydılar. Kırgınlık yaşadıkları, anılarını anlatıyorlardı birbirlerine. Mum ışığı ve kadehler. Yeliz daha yoğun anlatıyordu. Muhsin odaklanamıyordu. Salonun camına yansıyan görüntüleriyle şehir görüntüsü birleşiyordu. Muhsin sokaklarda dolaştı. Esrik ve hüzünlü geceye hediye etti ruhunu. Evi terk etmişti. Karısı aklındaydı. Bu sefer çok kırıldım, diye düşündü. Kar atıştırmaya başladı, rüzgâr saçlarını dağıttı. Gözlerine battı acıları. Uzakta sarı bir lamba yanıyordu. Apartmanın içindeydi şimdi, zili çaldı, kapı açıldı. Yeliz gülümseyerek karşıladı adamı. İçeri girdi, harika yemek kokuları geliyordu. Masada mum ışığı ve kadehler vardı.

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR