Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

21 Haziran 2022

Öykü

Kim Bilir Şimdi Nerelerde...

Muhsin Boz

Paylaş

3

0


Kolay değil tabii, bir buçuk dönümlük engebeli bir toprağı ekilebilir hale getirmek. On yıla yayılan bir zamanda toplam beş duvar, üç taraça. Duvarlara yaptığım masraf, tarlanın ederinden üç kat fazla. Her bir taraçanın duvar yüksekliği iki metre kadar. Duvarlar çekildikten sonra toprak yığ. Yüze yakın ağaç dik. Ağaçları sula, bakımını yap, büyüt… Ömrümü yedi bu tarla. Yaptığım masraflar, harcadığım zaman yüzünden öyle pek gezemedim, tatile çıkamadım. Özetle, özgürlüğümü kısıtladım. Fazla yakınmamam gerek, biliyorum. Meyvenin, sebzenin her bir çeşidi. Emeğimin karşılığını fazlasıyla aldım.

En öndeki taraça, köyde, “çevre yolu” adıyla anılan kavisli bir yola bakıyor. Duvarın üzerinde bir metre yüksekliğinde yeşil bir tel örgü. Tarla satın alınmadan önce dikili asmanın dalları, zaman içinde tel örgünün içine öyle bir girdi, öyle bir sardı, öyle bir sarmaladı ki… Tel örgü artık görülmüyor, neredeyse yok. Taraça duvarının üstünde, asma dallarından ve yapraklarından yeşil bir duvar daha. Asma duvarının hemen yanında bir kaysı ağacı. Asmanın dalları tel örgüyü aşmış, kaysının üzerinde yürüyor… Değil asma, değil kaysı, sanki asma yapraklı kaysı ağacı! Tarlanın içinde kalan bölümünden iyi üzüm yedik ailecek. Yola bakan taraftansa çok zor oldu. Merdiven koy, sabitle, çık, dengeni bozmadan salkım kopar, yardımcının tuttuğu sepete koy, tekrar gözlerini yukarı dik, salkım ara…

Mevsimin sonlarıydı. Öyle pek üzüm yoktu artık. Hem tarlanın içinden hem de yoldan, asma yapraklı kaysı ağacını gözlerimle taradım. Derken, ağacın tarladan yola taşan bir dalında, yaprakların arasında, bir görünüp bir yok olan bir salkım gördüm. Ne salkım! İri taneli, sapsarı… Öyle ki sarı, kahverengiye dönmüş yer yer. Sanki koparılmadığı için paslanmaya başlayan, buna rağmen ışıl ışıl parlayan…

Dört metre uzunluğunda, ahşap bir merdiven dayadım. Tel örgü yüzünden istediğim gibi sabitleyemedim. Merdivenin altı, yerde toprağın üstünde; tepesi, havada tel örgüye dayalı... Üstüne çıkmadan önce birkaç defa ileri geri hareket ettirdim; sanki oturdu gibi, sağlam olmasa da sağlama yakın. Çıkmaya başladım. Her basamakta merdiveni bedenimle hafifçe sallıyorum; düşülecekse, yere yakınken düşeyim hiç olmazsa. Yok yok, sağlam. Daha hızlı çıkmaya başladım basamakları. Yaş 60’a yakın olsa da, 30 yaş çevikliği. Taraçanın duvarını aştım, şimdi tel örgüye denk düşen yerde yükseliyorum. Eh, artık yüksekteyken tutunabileceğim dallar var. Tutunuyorum. Sanki havada aslı gibi duruyorum. Arıyorum salkımı. Allah allah nereye gitti bu böyle? E tabii, yerden bakarkenki bakış açımla, havadan bakışlarım örtüşmüyor. Yemyeşil yaprakların arasında, üç metre yüksekteyken, salkım arıyorum el yordamıyla. A a, salkım yarım metre ötemde, izdüşümü neredeyse tarlanın içinde. Salak ben! Bu işi tarlanın içinden yapar ve bu kadar yükseğe çıkmama gerek kalmazdı. Elimi salkıma uzattım. Ha kopardım, ha koparacağım. Yaprakları sağa sola itince hayal kırıklığına uğruyorum. Salkımın öte tarafı yok. Kuşlar, arılar, sinekler yemiş anlaşılan. Tanelerin içi yenmiş, kala kala ince dış zarlar kalmış geriye. Bunca çabaya, tehlikeye değmezdi anlaşılan. İçimden bir ses, “yiyecekler tabii. Hayvanların ve bitkilerin yaşam yerlerini yok edin. Toprağı istediğiniz gibi evirin çevirin…” Susturdum iç sesimi. Tamam, bir tarafım, “Doğa! Doğa!” diyor ama bir tarafım da, “Ben! Ben!” diyor. “Ben”cil tarafım, Ben”ci tarafım ağır basıyor: On yıl para dökmüşüm, izne-tatile çıkmamışım, özgürlüğümden olmuşum. Bugün merdiveni buraya getirmişim, üç metre yükseğe çıkmışım, yorulmuşum… Elbette benim hakkımdı salkım. Elimi uzattım, salkıma yapıştı parmaklarım. Salkımı kendime çekip koparacağım sırada, bir serçe, ince bir dala kondu. Bir salkıma baktı, bir bana. Sarı-kahverengine kaçan, mini minnacık iki bilyenin meraklı ve korku dolu bakışları, ışıltıları…

En son gördüğümdü.

Bir saate yakın, yerde baygın kalmışım. Belimde şiddetli bir ağrı. Yakınlarım beni, arabamızın arka koltuğuna yerleştiriyorlar. Ayaklarımı, bacaklarımı oynatamıyorum. Anlaşılan bel omurlarımdan birini veya birkaçını kırmışım. Aman allahım, felç oldum galiba! Eşim ha bire bir şeyler söylüyor, söyleniyor; hiçbirine cevap vermiyorum. Birkaç ay mı yatağa mahkûm kalırım, yoksa bir ömür mü, onu düşünüyorum? Bir de düşmeden hemen önce karşılıklı bakıştığımız küçük serçeyi. Kim bilir şimdi nerelerde uçuyor, bir daldan bir dala konuyor. Bazen havada, bazen yerde, belki bir suyun kıyısında…

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Finnegans Wake artık ÇincedeOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Atilla Birkiye

26 Ocak 2026

Anılarla Eray Canberk Armağanı

Armağan'da yer alan hangi yazıdan söz etsem, hepsi değerli, okuduğunuzda Canberk'in özgeciliği, örnek insan oluşu çıkıyor, yalnız üst kuşaklardan değil, alt kuşak şairlerden etkilendiğini de açıkça söylüyor ki bu bir erdemdir. Eskiden "kadirşinaslık" deniliyordu, karşıl..

Devamı..

İkinci El BMW Alırken Değerini Belirle..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024