Şimdi Dayanışma Zamanı: Camus’nun Veba’sından Alınabilecek Dersler
19 Mart 2020 Edebiyat Felsefe Kitap

Şimdi Dayanışma Zamanı: Camus’nun Veba’sından Alınabilecek Dersler


Twitter'da Paylaş
0

Eğer çıkarılması gereken dersleri şimdi, kriz anında çıkarırsak, kriz bittiğinde hepimiz daha iyi durumda olacağız.

ABD’nin eski başkanı Barack Obama, ülkesinin en temel değeri olan ve sorgulanması bile siyaseten suç sayılan bireycilik mitine karşı bariz gerçeklerden bahsetme suçunu işlediğinde karşılığını almıştı: “Başarılıysanız, bir noktada birileri size yardım ettiği için (başarılısınız). Hayatınızın bir yerinde çok iyi bir öğretmeniniz olduğu için. Birileri, sizin gelişmenizi sağlayan bu inanılmaz sistemi inşa etmeye yardım ettiği için. Başkaları yollar ve köprüler için yatırım yaptığı için. Eğer şirketiniz varsa, onu siz kurmadınız. Başkaları bunların olmasını sağladı.”

Obama’nın söyledikleri, muhafazakar medyanın tartışma konusu haline gelmişti. Elbette Obama, bireysel çabayı ve yeteneği reddetmiyordu. Vurguladığı nokta, hepimizin daha geniş bir toplumsal sistemin parçası olduğumuz ve hayatlarımızın, öteki insanların yaptıklarına bağlı olduğuydu.

Şu sıralar yüzleştiğimiz, hızla yayılan salgın da bireyci anlayışı çürütüyor. Kimse bu tehdidin üstesinden tek başına gelemez. Tabii ki kendinizi ve ailenizi korumak için atabileceğiniz adımlar mevcut, ama elinizden geleni yapsanız bile komşularınız, içinde yaşadığınız toplum, hükümetiniz kendi üstüne düşeni yerine getirmezse yaptıklarınızın hiçbir önemi olmayacaktır.

Genç ve sağlıklı bile olsanız, eğer yaptıklarınıza ve gittiğiniz yerlere dikkat etmezseniz, virüsü yayacak bir hastalık taşıyıcı haline gelirsiniz. Eğer davranışlarınızı koşullara göre düzenlemez ve gereksiz yere hasta olursanız, halihazırda sorunlu sağlık sistemi üzerindeki baskıyı arttırır, sizden daha acil şekilde bakıma ihtiyacı olan başka birisini tehlikeye atarsınız.

Zeynep Tüfekçi, ABD’nin popüler bilim dergisi Scientific American için durumu şu şekilde özetledi: “Şahsen tehlikede olduğumuz için değil, riski herkes için azaltmak için hazırlanmalıyız. Kontrolden çıkmış bir kıyamet senaryosuyla karşı karşıya olduğumuz için değil, toplum olarak yüzleştiğimiz bu riski savuşturmak için hazırlanmalıyız.

Doğru duydunuz, hazırlıklı olmalısınız çünkü komşularınızın buna ihtiyacı var, özellikle de yaşlı olanların, hastanede çalışanların, kronik hastalığı olanların ve hazırlanmak için zaman ya da kaynak bulamayanların.”

Gelecekte ne olacak belli değil. Acı eşit bir şekilde bölünmeyecek. İş durdurma ya da olası tecritler sebebiyle birçok kişi işini kaybedecek. Okullar kapandığında düşük gelirli ailelerin çoçukları öğün atlamak zorunda kalacak. Yaşlılar ve sağlık sorunları olanlar emsalsiz bir tehlike altında. Liste uzayıp gidiyor.

Çoğumuzun yardıma ihtiyacı olacak. Yapılabilecek en basit ve muhtemelen en önemli şey, toplumsal mesafelenme gibi önlemler almak. Salgının yayılma hızını azaltacak tek şey bu. Bunu yapmak kelimenin tam anlamıyla hayat kurtaracak.

Daha az tehlikede altındaki çoğumuz için tüm bunları görmezden gelmek çok daha cezbedici. Madem risk bu kadar düşük, neden bunca zahmete katlanalım ki? Çünkü diğerleri size güveniyor. Dahası, çok büyük ihtimalle hayatınızda birisi de (anne, baba, anneanne, dede, hasta bir arkadaş vs.) kendi çevresindeki kişilere güvenmek durumunda. Hastalığa yakalanmış ne kadar az kişi olursa herkes o kadar güvende olacak. Siz ne düşünürseniz düşünün, virüsü durdurmak kollektif bir vazife.

Sivil bir aidiyet hissetmeden bu fikri kabullenmek zor. Başkalarına önem vermemiz, başkalarının da bize önem vermesi gerekiyor. Gelecek birkaç ay böyle bir dünyada yaşayacağız ve her şey bunu benimseyip benimsememeye bağlı.

Salgının bizim hakkında gösterdikleri

Camus’nun Veba’sı en sevdiğim romanlardan biri. 1947’de, II. Dünya Savaşı’ndan sonra yayımlandı.

Yüzeyde, Cezayir’deki bir kıyı kasabasını kuşatan gizemli vebayı anlatıyor bu hikâye. Ama alegori birkaç katmanda çalışıyor. Camus, “Hem salgını hem Nazi işgalini anlatıyor, hem de metafizik bir problemi somut bir şekilde açıklıyor” diye yazmıştı.

Bugünlerle fazlasıyla bağlantılı olan, Camus’nün bahsettiği üçüncü nokta. Buradaki “metafizik problem”, ızdırabın varlığını gösteren acımasız gerçeklerdir. Acı, istesek de istemesek de dünyada var olan bir şey, tıpkı salgın gibi. Camus’nün romanı, acıyı bireysel bir yük olarak değil de paylaşılan bir deneyim olarak görüp göremeyeceğimizi ve bunu olumlayıcı bir şeye dönüştürüp dönüştüremeyeceğimizi sorar.

En önemli şey, ızdırabın evrenselliğinin farkına varmak. Olağandışı bir olaydır salgın ve ortaya çıkardığı korku da olağandışıdır. Ancak acı, hiç de olağandışı değildir. Her gün evinizden çıkarsınız ve başınıza korkunç bir şey gelebilir. Her an ölümcül bir hastalığa yakalanabilirsiniz ve bu tanıdığınız herkes için geçerlidir. Hepimiz, kontrol edemediğimiz şeylerin esiriyizdir her zaman.

Salgın, yaşamımızdaki gerçeği sadece ön plana çıkardı ve bizi etrafımızdakilere karşı olan sorumluluklarımız üzerine düşünmeye itti. Veba’yı sevmemin nedenlerinden biri, bireyci mutlulukla ahlaki sorumluluk arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor olması. Veba’nın kahramanı, Rieux adında kendini adamış bir doktor. Rieux, daha başlangıçta kendini salgınla mücadele etmeye ve salgının mağdurlarıyla dayanışmaya adıyor.

Kitaptaki her karakter, felaket yaklaştığında verdikleri tepkilerle tanımlanıyor. Ona baş kaldıran, başkalarının acısını dindirmeye çalışanlar dışında kimse bu felaketten kaçamıyor. Veba’da bir tek kendinden başkasını göremeyenler kötü karakter olarak görülüyor. Bu tip kişiler için salgın, sadece kaçmanın ya da faydalanmanın bahanesi haline geliyor. Onları böylesine rezil yapan kişisel çıkarları değil, kişisel çıkarları sebebiyle kuyusunu kazdıkları şey. Kendi durumlarının diğer herkesle aynı olduğunu göremedikleri için dayanışma duygusu onlara tamamen yabancı. Bu körlük de toplumu, gerçek bir toplumu imkansız hale getiriyor.

Veba’da tekrar tekrar karşımıza çıkan temalardan biri de kriz anında toplumsal düzenin altüst olması. Kanıksadığımız çoğu şeyi kaosa sürüklüyor. Ayrıca da bizi şimdi’de yaşamaya mecbur bırakıyor. Bir sonraki gün ne olacağı belli değilken hiçbir şeyin önemi kalmıyor. Sadece bu yer ve şu an var, Rieux’nun dediği gibi “Hepimiz onun içindeyiz”.

Koronavirüs “Büyük Sınav” değil. Sonumuzu getirmeyecek. Ama bireyci etik anlayışımızın reddettiği türden bir dayanışma gerektiriyor.

İnsanlığa acı çektiren diğer pek çok şey gibi salgınlar da tekrar yaşanacak. Kitabın bu noktada, her şeyden önce ortak bir mücadeleyle toplum haline gelinebileceğini vurguluyor.

Veba’dan şu dersi almamız gerekli: Kendimizi atomize bireyler olarak değil, toplumun bir parçası olarak görmek zorundayız. Bu yüzden de “hazır olmaktan” bahsetmek, sadece kendimizi değil eylemlerimizle etkilediğimiz diğer kişileri de düşünmek anlamına gelmeli. Riskleri sadece bireysel bir hesap olarak ele almamalıyız.

Ne kadar korkunç olursa olsun bu salgın, sadece bir trajedinin yapabileceği şekilde karşılıklı bağımlılığımızı mercek altında gösteriyor. Veba’nın en güzel yanı, okuyucusunu salgından alınan dersleri günlük yaşamda uygulamaya davet etmesi. Rieux’yu hareket ettiren empati, sevgi, dayanışma gibi ilkeler, tüm toplumları yaşanabilir kılan ilkelerdir.

Eğer çıkarılması gereken dersleri şimdi, kriz anında çıkarırsak, kriz bittiğinde hepimiz daha iyi durumda olacağız.

(Vox'daki yazıdan kısaltarak çeviren: Ata T.)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR