Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ağustos 2023

Öykü

Kırık Çan Kafe

Mehmet Dinç

Paylaş

3

4


Saldırgan sıcaklardan korunmak için yüksek duvarların ışığı kıt gölgelerinden geçiyordu. Göğsünde salınan haçın açıkta kaldığını fark etti. Kolyenin ucunu yakası ütülü mavi gömleğin cebine sakladı. Ahşap saksılarda sürgün veren sarmaşıklar ve yaseminlerle süslü sokağa çıktı. Kırık Çan Kafe, kemerli alınlığı yüksek abbaraya* yakın bir yerdeydi. Her şey normal görünüyordu. Yarım asır önce bu sokakta yaşanan şiddet olaylarını anımsadığında işi şansa bırakamazdı.   

“Ding dong.”

Ahşap kapı aralandığında mekanizması işleyen çanın sesi yükseldi. İçerisi serin havanın tazelediği tütün, şarap ve reyhan kokuyordu. Köşeleri kavlamış masaların arasından geçti.  Matay’ı geniş servis pencereli mutfakta buldu. Balon biçimli şarap bardaklarını yıkıyordu.      

“Hoş geldin qarivo*.”

“Hoş bulduk oğlum.”

Güçten yoksun bacakları gövdesini taşımayı bırakıp çözülmek üzereydi.  Savonarola tarzı ceviz sandalyeye oturdu. Güneşin oksijensiz bırakmak istediği kalp atışları giderek düzelmeye başladı.   

Tuz beyazı saçları, üst üste katlanan gerdanı tere batmıştı. Terzilik yıllarından sakladığı bez mendille boynunu ve dudaklarının kenarında toplanan yanaklarını kuruladı.

“İşler nasıl?”  

“Pek yok gibi. Boş sokaklar güneş ile şakalaşıyor.”

Matay, bardakları duvar nişindeki rafa yerleştirdi. Dolaptan, tuğla büyüklüğünde kaşar çıkardı. Bağa saplı sustalıyla küçük dilimlere ayırmaya başladı.

İlyas, suskun kalmanın tamir edici bir özelliğe sahip olduğuna inanıyordu. Bir süre vaftiz oğlunu izledi. Kenarlardan dökülen kıvırcık saçları, kır düşmüş sakalları, ince bıyıkları zamanın aktığını gözle görülür hale getiriyordu.

“Abdullah’la neden kavga ettin? Akrabaları çok öfkeli,” dedi.

Matay’ın düşünceleri olayın yaşandığı andan itibaren bu soruyu soracak birini bekliyordu.  

“Abdullah denen yaratığın kafasında pislik, kalbinde hinlik var.” Havada hayali bir bedeni betimleyen daire çizdi. Sustalıyı boşlukta asılı duran resmin kalbine saplarken yüzündeki patetik görüntü büyüdü.

 “Ding dong.”

Beş kişilik bir grup geldi. Onlarla ilgilenmeyi vaftiz babasından kaçmanın bir yolu olarak gördü. Dilimlediği kaşarları dolaba kaldırdı. Bıçağı bir geyiğin boynuzları gibi duvara yapıştırılan asma kütüğe sapladı. Gelenlerin yanına, salona geçti. Grup bir süre taş duvarlara asılı resimleri, fotoğrafları, talihsiz olaylar yaşamış eşyaları inceledi.

“İçecek alır mıydınız?”

Bir şeyi anlamaya çalışmaktan ziyade fotoğraf çekip gitmek istiyorlardı. Hasır şapkası başının çevresinde hale gibi görünen konuşkan kadın yanıtladı.

“Teşekkür ederiz.”

Saray gibi evleri terk etmek zorunda kalan Süryanilere ait eşyaları zor şartlar altında topluyordu. Kafenin köşelerinde pedallı dikiş makinası, yamulmuş kahve dövme tasları, paslı haçlar, el büyüklüğünde anahtarlar, buhurdanlıklar sergileniyordu. Mahzenlerde unutulan, ışığı bol avlularda çekilmiş temiz elbiseli aile fotoğraflarını, intihar mektuplarını, taşa oyulmuş yaşam öğelerini evlere yerleşen Müslümanlardan satın alıyordu.

Kenti ziyaret eden turistlerin eşyaların hikâyelerini öğrenmeden ve bir şeyler içmeden geçip gitmeleri can sıkıcı bir durumdu.

Grubu beklemedi. Mutfağa döndü. İnsanı göründüğünden daha uzun gösteren kırmızı beyaz çizgili önlüğü giydi. Eviyede biriken kirli tabaklara baktı. Meyve doğrama tahtasının gevşeyen sapı Abdullah ile yaşadığı arbedenin kanıtı gibi duruyordu. Pişik yüzlü adamın alengirli üslubu tepki verilmeyecek gibi değildi. İnsanı kendinden hoşlanmayacağı kadar kirletecek, kim olduğunu unutturacak tarzda konuşmuştu.  

“Zor kullanarak kaçırdığı Süryani kadının inancını hangi yöntemlerle değiştirdiğini eril bir dille anlatan birini kutlayalım mı qarivo?” Konuşurken ince boynu dövüş horozu gibi kabarıyordu.

 “Onu zalimliğiyle baş başa bırakalım. Seni ve halkını kavgaya çekme planları yapanlara karşı sabırlı ol. Mükâfatını cennette alacaksın.”  

Matay’ın kuşağı bu tür sorunları yeni keşfediyordu. Yaşlı adam, vaftiz oğlunun sakinleşmesini bekledi. Etrafta düşünecek başka şeyler aradı. Bir çift ışık, duvarda asılı goblen tablodaki son akşam yemeğini parıltılı hale getiriyordu. Yemek bitiminde İsa’yı ele verecek Yahuda’ya kuşku dolu gözlerle baktı. Bir süre sonra parlak sarı ışıklar ufak kara Arami gözlerini yordu.

 “Buraya topladığın eşyaların sahipleri eski zaman ölülerini çağrıştırmıyor mu? Gidenlerin kaderini yaşamak istemiyorsan öfkeni kalbinin derinliklerine, asla ulaşamayacağın yerlere gömmelisin.”  

Vaftiz babasının sesi giderek günah işlememiş olanlara özgü bir vurgu ve bir tını kazanıyordu. Matay’ın gururunu zedelemeden içinde yaşanan çağa karşı gelecek güçte olmadıklarını izah etmek istiyordu.  

“Ding dong.”

Genç sayılacak bir çift geldi. Kadının üzerinde etnik desenli bir giysi vardı. Kırmızı çiçekli mavi elbisenin etekleri yerleri süpürüyordu. Yanındaki erkek özenle yetiştirdiği ince bıyıklara sahipti. Adam eski zaman fotoğraflarını izledi. Üzerinde kilise azizlerinin kakıldığı minyatür kutuyu inceleyen kadının yanına geldi.

Kadın, Matay’dan fotoğraf çekmesini rica etti. Eski bir patrik koltuğuna gömülü halde poz verirken rujlu dudağı gerçek dudağının dışına taşıyordu. Sonra bir daha geleceklerini söylediler. Matay’ın bu laflara karnı toktu. Mantar gibi çoğalan kafelere bakılırsa insanların girdikleri bir yere sonradan gelmeleri sönük bir ihtimaldi.   

Mutfağa döndü. Yaşlı adamın sıcak bakışları kendisini saran güçlü bir zırhı çağrıştırıyordu.  Matay’ın sinirleri bu iyicil tavırlara daha fazla direnemiyordu; duyguları henüz gelişen duruma doğru kayıyordu. Reverans yaparak ölçülü bir şekilde başını öne eğdi.  

“Özür dilerim qarivo. Pek vakit ayıramadım.”

Ona, plastik sürahide soğuttuğu şalgam tonunda reyhan şerbeti sundu. Adamın kınayıcı bakışlar fırlattığı beysbol sopasını tezgâhın altındaki dolaba sakladı. Matay’ın, sağduyulu davranmaya başlaması İlyas’ın dikkatinden kaçmadı; yüzünün doğulu bilge haline coşkusunu denetleyen bir tebessüm yayıldı.   

 “Tanrının bizi koruması için ona yardımcı olmalıyız Matay.”

Yaşlı adamın söz ettiği mesellerde halkının ruhuna yazılı büyük acılar vardı. Yaşanmış trajediler onun sözlerinde soluk alıp veriyordu. Vaftiz babasının anlatımları bütün dikkatini kendi içine çevirmesine yol açtı. Bedeninde, atalarının aktardığı korumacı genetik kökler tomurcuk vermeye hazırlanıyordu.  

“Peki qarivo. Acılarımızdan mutluluk devşirmelerine karşın bin yıl daha susalım öyleyse.”

Sustalıyı sapladığı yerden çekti. Kabzadaki düğmeye bastı. Bıçağın sapın içine doğru çekilmesini sağladı. Yarı yarıya küçülen aleti açık duran çekmeceye fırlattı.  

Yaşlı adam saate baktı. Masum ruhları duaya çağıran kilise çanı ondan sorumluydu. Öğle duası için yeteri kadar vakti vardı.

“Abdullah’ın ağabeylerini ziyaret edeceğim. Senin adına özür dileyeceğim. Mesele kapanmış olur. ”

Ayaklarından beklenmeyecek bir hızla zamanın iziyle kaplı mutfak parkelerini geride bıraktı. Matay tek başına kaldıktan sonra o bitimsiz, sonsuz yalnızlık duygusuyla ilk kez ruhun farklı bir penceresinden mücadele edecekti.  

qarivo: Süryanicede vaftiz babası demek

abbara: Sokakları birbirine bağlayan üstü kapalı tünel

YORUMLAR

selda kaya

Çok gůzel bir öykü olmuş.Keyifle okudum.Kalemine sağlık...

2 Ağustos 2023

selda kaya

Çok gůzel bir öykü olmuş.Keyifle okudum.Kalemine sağlık...

2 Ağustos 2023

selda kaya

Çok gůzel bir öykü olmuş.Keyifle okudum.Kalemine sağlık...

2 Ağustos 2023

selda kaya

Çok gůzel bir öykü olmuş.Keyifle okudum.Kalemine sağlık...

2 Ağustos 2023

Öne Çıkanlar

Yazarların yazma uğraşıyla ilgili alış..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şule Kaynar

27 Kasım 2025

Sibel Türker'in Kadın Karakterleri: Gü..

“Elim ateşten korkmuyor,Ülkemin bütün kadınları gibi tırnaklarım kütAteşten sıcak bir tencereyi yanmadan alabilirimKöz basarım yüreğime.Yüreğim nasırlarıyla umudu koruyor,Bir küçük ışıltıyla baharı bekleyenÇekirdek ateşten korkmuyor.”–..

Devamı..

Roman ve Öyküde Karakter Gelişimi

S. G. -. J. Smith

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024