Kar fırtınası şiddetini artırarak gökyüzünden beyaz taneler saçmaya başladığında Ingrid direksiyona sıkıca tutundu. Gözleri yolu tararken, elleri titreyerek aracın kontrolünü sağlamaya çalışıyordu. Karlı ve kaygan zeminde ilerlemek her geçen saniye daha da zorlaşıyordu. Ingrid'in zihnini bir önceki akşamki ayrılık konuşması sarıp sarmalamıştı. İçinde büyüyen karanlık bulutlar hızla yoğunlaşıyor, onu adeta yutuyordu. Kendini yalnızlık okyanusunda çaresizce çırpınan bir gemi gibi hissediyordu.
Aynı anda bir kız çocuğu, annesi için komşusundan yumurta istemek üzere yola çıkmıştı. Yaklaşık on beş dakikalık bir yolculuktu komşusunun evine gidiş dönüş. Kimse ona sadece on beş dakika daha yaşayacağını, kızağının tüm gün aynı yerde kalacağını ve birçok gün boyunca da öyle kalacağını fısıldamamıştı. Karla kaplı yolda ilerlemekte zorlanırken, annesinin umutla beklediği yumurtaları taşımanın sorumluluğu omuzlarına binmişti. Minik adımları, kaygan zeminde tereddüt ve çekinmeyle ilerliyordu. Her adımda düşme korkusu kalbini sıkıştırıyordu.
Ingrid'in zihninde hâlâ eşiyle yaptığı konuşma vardı. Dalgındı ve aracını kontrol etmek için hiç çaba sarf etmiyordu. Görüşü bulanıktı ve boşlukta kaybolmuş gibiydi. Düşünceleri arasında gezinirken, birdenbire, önüne bir siluet çıktı. Karşıya geçmeye çalışan bir çocuktu gördüğü. Ingrid'in kalbi yerinden fırlarcasına çarpıyordu. Ne yapacağını bilemedi. Elinden geldiğince frene bastı, ancak kaygan zeminde aracının tekerlekleri tutunamayarak kaydı. Çarpma sesi, fırtınanın gürültüsünü bastırdı. Çocuğun annesi, sesi duyar duymaz hemen kendini dışarı attı.
Yumurtalar yerlere saçıldı, üçü de kırıldı. Yolun ortasında hareketsiz yatan küçük çocuk, aracın içinde direksiyona sıkıca sarılan Ingrid ve yolun kenarında çaresizce bakan kızın annesi vardı.
Ingrid, titreyen elleriyle çocuğun nabzını kontrol etti. Çocuk hareketsizdi, soluğu kesilmişti. Gözyaşlarına boğulan Ingrid, sessiz ve çaresizce çocuğun yanında diz çöktü. Kar fırtınası hâlâ devam ediyordu, her şeyi beyaz bir örtüyle kaplamıştı adeta. Kar taneleri, Ingrid'in saçlarına yapışmış, yavaşça eriyerek damlalar halinde yere düşüyordu. İçindeki karanlık bulutlar, acısını daha da artırıyordu, tıpkı kar fırtınasının yükselen şiddeti gibi.
Çocuğu öldüren kadın, bu sessizliğin kendisinin düşmanı olduğunu derinden hissetti. Onu yenmek için hayatının birçok yılını harcayacağının fakat bunun da bir yanılsama olduğunun farkındaydı. Gece rüyalarında zamanı geri alıp, sadece o bir dakikayı değiştirmeyi dileyecekti. Ancak hayat, çocuğu öldüren kadına karşı umursamazdı ve artık her şey için çok geçti. İçindeki karanlık bulutlar, kalbine bir gölge gibi çökmüş, umutsuzluğun siyah örtüsü altında kaybolmuştu.






