Kirpikten Yaptığım Urgan
15 Ekim 2019 Öykü

Kirpikten Yaptığım Urgan


Twitter'da Paylaş
0

İnsanın en büyük yalnızlığı kafasının içindeki güvercinleri pencere kenarlarına çıkarıp beslemektir, demişti dedem. Bir diğeri de bu güvercinlerin ölümlerinin ardından tutulan yastır.

Bu düşüncelerle uyandığım diğer sabahlar gibi bu sabah da yaşama iletinin boğazımdaki kocaman düğümünü çözmek için uğraşıyor, beceremiyordum. Bu dünyaya bir şeylerin yansıması olarak gelmiştim: adım dedemin, yüzüm annemin, kaderim ise doğduğum topraklarda ölüme alışkın olan çocukların ve kadınların yansımasıydı. Yaşamımda kendime özel hiçbir şey yoktu. Yüzümü yaşadığım kentteki insanların elleriyle yıkıyor, aynamı onların odalarından topluyor, vücuduma da bu aynalardan bakarak, bu ellerden ödünçlediğim hayallerle dokunuyordum. Gözüm hep ödünçlemediğim, yansıması olmadığım bir şey arıyor, bulamıyordu. Kendimi kendime sormaktan ileriye bir türlü gidemiyordum.

Uzandığım yataktan tavana hayali resimler çiziyordum. Her darbede vücudumun çukuruna yuva kuran kirpiklerimden bir tel kırılıyor ve resimler yarım kalıyordu. Bütün bunlar olurken odanın içine karanlık hükümdarlığını kuruyor, tozlu yollardan savrulan bir yeniyetme tedirginlik odadaki karanlığın hükmüne karşı koymaya çalışıyor, başaramıyordu.

Rüzgârın elleri, yüzüme çizdiğim kentlerin içine bir anlık dalgınlıkla dalıyor, içerde, kaldırım kenarında mendil satan çocukların terleriyle beraber çıkmak için bir yol arıyor, ormandaki ağaçların yapraklarının üzerine konuyor, baharlarla süslü bir rüyaya yatmak için gözlerini kapatıyordu. Gözünü geri açtığında ise odama geri dönmek için bir kapı arasa da bulamıyordu.

Bir şeyleri beklemek; o gelmeyecek olan şeyin kendisinden daha değerli geliyordu insana. Başımın altındaki yastık içine tüm gözyaşlarımı doldurmuş, patlamaya hazır bir durumda gerçeklik iğnesini bekliyordu.

Bütün bunlar olurken zaman yerinde sayıyor, yüzüm yeni bir kırışıklığa yer açıyor, yapraklar sararmaya başlıyor, güneş ağır ağır yatağına çekiliyor, sevişenler hazzın derinliklerine ulaşıyor, kuyular, içlerine bir yağmur damlası daha alıyor, fotoğraflar silikleşiyor, sigaralar sararmış bir dudakta yenisine yer açmak için kül tablasına doğru yol alıyor, bülbüller gül için giymişler kara seherler uyanır gülizardan1 sözü bir pencereye konuk oluyor, peronlar yeni bir ayrılık için gövdesinde yer açıyor, otobüsler bilmediği yollardan bilmediği insanlara hüzün taşıyor, bir kadın dudağının arasındaki kelimeleri erkeğin avcuna düşürüyor, bir başka erkek bir başka kadının omzuna konan saçlarını toprağa gömüp bahar için hazırlığını tamamlıyor, yalnızlık ve umutsuzluk anıtının önünde güvercinler yemleniyor, güvercinlere yem atan çocuğun ellerinde mevsimler yeni isimlerini alıyor, gündüz ve gece yer değiştiriyor, pişmanlığın saçlarını beyaz sayfalara düşen harfler tarıyor; taş, tohumun ekilmesi için toprağa dönüşüyor,2 geç kalmışlık bekleyenlerden özür diliyor ve utanma kabuğuna çekiliyor, körelmiş bedenlerin körelmiş etleri körelmemek için papatyalarla süsleniyor, süslendikleri yerden koparılıyor, virgüller noktanın gelmesi için bir bir eksiliyordu…

Büyük bir gürültü duyuyordum gözlerimi dünyaya kapatınca. Dünya keskin hışırtısını kulaklarımı parçalarcasına sürdürüyor; olduğum yatak, yerin dibinden sırtıma doğru var gücüyle vuruyordu. Ahını aldığım kadınların kirpiklerini birbirine bağlıyor, tavana asıyor, boynuma yakışacak bir urgan olup olmadığını kontrol ediyor, boynumu urgana geçiriyor, herhangi bir elin altımdaki tabureye vurmasını bekliyordum.

1 Aşık Veysel

2 “Ben bağrımı toprak sandım taş imiş/ Meğer taşa tohum ekilmez imiş” Seyrâni

 

Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR