“Kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız.”
Sanmayın diyor, Umberto Eco ile J.-C. Carrière, yeni teknoloji günümüzün kuşaklarını esir alsa bile, basılı kitabın hayatımızdan çıkıp gitmesi düşünülemez.
İnternetin bilgiyi ve okumayı herkesin önüne getirmesi, bizi Gutenberg galaksisinin içine soktuysa sonunda, bunu nasıl karşılamak gerekir? İnterneti tu kaka edenler hâlâ var mı bilmiyorum, karşılaştığımız ilk günlerde vardı ama bu düşünceler de artık herkesin odasına kapatılmak zorunda, dışarıdakileri pek ilgilendirmiyor.
J.-C. Carrière, “İnternetle alfabe çağına döndük,” diyor, herkesin doğrudan ve kolayca okuma fırsatı bulduğunu, bilginin kaynaklarına dönüldüğünü anlatmak için.
Öte yandan, yeni teknolojiye bağlı okuma için uygun ortam, bunun için her şeyden önce bir bilgisayar (ya da okuma cihazı), sonra bir elektrik donanımı gerektiğini ve okumak için bir oturma biçimi almayı da unutmayın. Oysa kitap her koşulda okunabileceği için, önkoşullar gerektirmeyen büyük esnekliğiyle vazgeçilmesi olanaksız bir nesne.
“Kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. Bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız,” diyor J.-C. Carrière. Sayfaları zamanla yıpranan kâğıttan değil de plastikten yapılsa da, kitabın özü değişmeyecektir.

Kitabın pahalı olduğu da söylenebilir. Hele yaşadığımız olağanüstü derinlikte bu kriz içinde. İster İngiliz olun, ister Türk, bir okurun alabileceği kitapların sayısı, öteki bütün öğeleri yanında, fiyatları nedeniyle de sınırlı. E-kitap bu sınırları büsbütün ortadan kaldırmıyor, onun da bir fiyatı var ama bir kitap yerine üç e-kitap alma olanağının çekiciliğini yeni alışkanlıklar da zamanla artırabilir.
Öte yandan bugün İstanbul’un en büyük kitapçısında bulabileceğiniz kitap çeşidi, internetten satış yapan bir siteden alabileceğiniz kitap çeşidinden her zaman daha az. Binlerce kitaplık kütüphanenizi yüklediğiniz bir e-kitap okuma cihazını ise, cebinize koyup evinizden uzaklara gidebilirsiniz. Benim gibi, çocukluğu bilgisayarsız, televizyonsuz, hatta telefonsuz geçmiş bir kuşağın bunu bir zamanlar hayal etmesi bile olanaksızdı. İnsanın kuracağı hayaller geçmişten süzülüp gelen gerçekliğin sınırları içinde kalıyor. Oysa bugün çocuklarımızın yakın gelecekte neler yapabileceğini düşünmek bile çılgınca bir dünya imgesi getiriyor önümüze.
Umberto Eco, tarihin ancak onun hakkında bilgi edinmek gerektiği için hatırlandığını belirtiyor. Sözgelimi, Senato’ya gitmemesini öğütlediği için, suikast gününe kadar yaşadıklarıyla yakından ilgilenilen Caesar’ın son karısı Calpurnia’nın o günden sonraki yazgısını kimse merak etmemiştir. “Kültür, bu ayıklama demektir,” diyor Eco.
Geçmiş zamanların kültürü olarak tarih de ayıklamayla yazılarak gelir bugüne. Yazılı kültür zaman içinde geçmişi süzgeçten geçirerek bugüne taşıdığı için, gelecek kuşaklara nitelikli bilgi aktarır.
Peki internetin ayıklama yapmadan depoladığı bilgiye birkaç tık ile ulaşıldığında ne çıkıyor karşımıza: Sınırsız bir bilgi yığını, olağanüstü ama doğruyla yanlışın, ölmüşle yaşayanın, nitelikliyle niteliksizin çorbaya çevrildiği bir karışım. Demek internetten alınan yüzeysel bilgiyle tarih yazılmaz. En azından internet alanlarında verilmiş bilgiyi veri alanların sık sık yanlış yaptığına rastlanıyor. Sözde ortak ansiklopedi olarak tasarlanan Wikipedi sözgelimi, taşıdığı sayısız yanlış bilgiyle kullanıcılarını sık sık yanıltmıyor mu?

Kitabın insanla kurduğu ilişkiyi elektronik araçların kurabileceği düşünülebilir mi? Arada dokunma ilişkisi de var ve insan, doğadan gelen bir dürtüyle, en çok, dokunduklarını sever. E-kitap dokunulan bir nesne mi? Dokunduğunuz şey bir cihaz, kitabın kendisi değil. Cihazın ekranında görünüyor kitap ama bir nesne olarak varolmuyor. Demek e-kitapla ya da bilgisayar başında internetle kurulan ilişki insani değil, bilindiği gibi, yalnızca elektronik.
Ben oldum olası yazdıklarım için not tutma becerisine sahip olamadım. Bir defter tutamıyorum. Küçük kâğıtlara not alıyorum ama onları da kullandıktan sonra çöp atıyorum. Bu arada bilgisayarda not tutma alışkanlığı edindim. Daha da çok okuduğum kitapların sayfa kenar boşluklarına not alıyorum, en çok da onları kullanıyorum. Benimkiler yalnızca benim için anlamlı ya da işlevli. Öte yanda, edebiyat tarihinin yapıtaşları olan büyük yazarların elinden düşmemiş kitaplar üstüne elyazısıyla alınmış notlar var. Eco, değerli kitaplara merakından söz ederken, “James Joyce’un elinden çıkmış notlarla dolu eski bir kitap nüshasının nasıl bir şey olabileceğini düşünelim...” diyor ki, düşünmek zor elbette.
Demek gelecekte basılı kitabın hayatımızdan büsbütün çekileceğini, kitabın öleceğini öne sürenler için değerli kitap kavramı da yok olacak. Öyle ya, bir nesneyi değerli kılan etmenler arasında, bugün yaşayan yenilerini önceleyen ama artık ulaşılması olanaksız oluşu da var. Elektronik kitap ya da internetteki malumat alanları eskimek bir yana, yenileri geldikçe varlıklarını koruyamayıp siliniyor. Hayranlık duyduğumuz bir yazar, okurken aldığı notlarla onları paha biçilmez hale getiremeyecek.
J.-C. Carrière, “Kitabın tarihi aracılığıyla uygarlığın tarihini yeniden şekillendirebiliriz,” diyor ki, bunu da elektronik ortamda yapamayacağız. E-kitap, birbirinden farklı zamanları ve kültürleri bize yansıtma yeteneğini gösteremeyecek. Yenisi gelince eskisi yok olacağı gibi, dünyanın hemen her yerinde, yalnızca belli ileri teknoloji adalarında üretilmiş okuma cihazları kullanılacak ve her ülkenin kendi cihazını, dolayısıyla elektronik araçlarını üretmesi gibi bir düşünce bile akla gelmeyecek. Demek ki uygarlık ve kültür tarihini yeni teknolojinin yarattığı kitaplara bakarak anlamak olanaksızlaşmak üzere.
Eco, “Matbaanın icadı hiç şüphe yok ki gerçek bir demokratik devrim olmuştur,” diyor.

Kitap aracılığıyla taşınan bilginin matbaa baskısıyla çoğaltılmasının ve alabildiğine yaygın biçimde paylaşılmasının yarattığı demokratizmin olumluluğunu tartışmaya gerek yok. Kitap, doğası gereği, hemen her zaman süzülmüş, nitelikli bilgi içerdiği için, düşünce üretiminin dışavurulduğu başlıca araçtır da. Yazılı, dahası basılı olmadıkça, düşünce üretiminin elle tutulur karşılıklar yaratma olanağı da olmazdı.
Peki bilginin çok daha yaygın bir dolaşım ağı içinde bulunmasını sağlayan internet daha etkili bir bilgi taşıma yolu mu? İlk bakışta öyle görünüyor. Üstelik bu ülkede kitaptan daha çok bilgisayar satılıyor. Ne ki elektriğe, iyi korunması gereken pillere, ikide bir arıza yapan elektronik donanıma gereksinimleri yüzünen, bilgisayar ya da okuma cihazları, hiçbir sorun çıkarmayan kitabın yanında, huysuz çocuklar gibi kalıyor. Dolayısıyla şimdiki zamanların demokratizmine uygunmuş gibi görünen internet, aslında taşıdığı bilgi kargaşası ve o bilginin güvenilir olmaması yüzünden, bir yandan büyük bir bilgi dünyası yaratırken öbür yandan bilinen ortalamaları da aşağı çekiyor.
İnternetin en önemli işlevi, ânında iletişim sayılır mı? Bugün Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinde televizyonlardan ve gazetelerden bile hızlı bir iletişim biçimi kurulabiliyor ve bunun gerçek bir karşılığı var. İnternet ağının bütünündeyse, ânında haber, istenirse dünyanın her yerindeki insanlar tarafından aynı anda öğrenilebiliyor. Bu yüzden de Eco, “İnternet var olsaydı Yahudi soykırımı mümkün olur muydu? Emin değilim,” diyor. Yahudi soykırımının o denli fütusuzca yapılabilmesinin en önemli nedeni, gizli kapaklı kalması değil miydi? Almanlar bile haberli değildi o toplama kamplarında yaşananlardan – ya da habersizmiş gibi davranabiliyorlardı. Oysa internet, bugün özellikle diktatörlük rejimlerinin baş belaları arasında ve her türlü gizliyi açığa çıkarma yeteneği yüzünden yasaklanıp sınırlandırılıyor.
Belki kitabı ateşe atabilirsiniz. Kitapların tedirginlik ve kötülere korku yaydığını kabul edenler, onları yakmaya çalışmaktan tarih boyunca vazgeçmedi. 12 Eylül alçaklarının yaktığı kitaplar milyonlarca olmuştur. Kitap yakmak, en rezil davranışlarından biri, aslında adı hiçbir dilde konmamış bir vahşet olmalı. Nazilerin, Haçlı Seferlerinin, Yeni Dünya’da İspanyolların, Moğolların yakıp yok ettiği kitaplarla insanlık tarihinden neler silinmiştir, tümünü de bilmiyoruz. Eco ve Cartière ile yapılmış uzun söyleşinin oluşturduğu Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın kitabı
Kaynak: Umberto Eco-J.-C. Carrière, Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Can Yayınları






