Köpekler, Komünistler ve Apartman Yöneticisi
23 Haziran 2019 Öykü

Köpekler, Komünistler ve Apartman Yöneticisi


Twitter'da Paylaş
0

"Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim; akar suyun, meyve çağında ağacın."

– Nazım Hikmet Ran

Kırk yıllık evliliklerinde, bir kere bile karısından sonra uyanabilme şerefine nail olamamıştı. Uyanır uyanmaz ilk bunu düşündü.

– Lanet kadın!

Nasıl da umursuz uyuyordu. Yirmili yaşlarında dokunmak için can attığı tene baktı, artık buruş buruştu. Suratını ekşitti.
 Kulağı ha çaldı ha çalacak saatteydi. Çok geçmeden memuriyetinden kalma çalar saatin sesi duyuldu. Uyanık olduğu halde, sırf karısı rahatsız olsun diye saati bir süre daha susturmadı. Hacer Hanım hiç oralı olmadı. Bir an ölmüş olabileceğini düşündü. Yüzündeki ekşime, heyecanı baskın gelen bir tebessüme dönüştü.

– Allah'ım sen hayırlısını eyle.

Alyansını çıkaralı nereden baksan on yıl oluyordu ama izi hâlâ parmağındaydı. Sol eliyle Hacer Hanım'ın bileğini tuttu, ürkerek iyice sıktı.

– Nabzı atıyor, ölmemiş.

Çalar saati kapattı. Yavaş adımlarla ilaç kokan yatak odasından mutfağa doğru yürüdü. Neredeyse oğullarıyla yaşıt olan demlikteki akşamdan kalma çayı döktü, yenisini koydu. Yine Hacer'e söylendi. Her gece tavuk gibi erkenden uyurdu. Çay demlemeyi, oturup iki kelime sohbet etmeyi bırakın, hazır demlenmiş çayı bile içmez, mutlaka bir yolunu bulup battaniyenin altına gömülürdü.

– Varsa romatizma, yoksa şeker. Başka kelam bilmez bu kadın.

Çay demini alana kadar tıraş olacaktı. Kırık yıldır böyle yapardı. Bir süre demlikteki suyun ısınmasını bekledi, tıraş tasına döktüğü suyun sıcaklığını küçük parmağıyla yokladı.

Aynanın karşısına geçtiğinde yüzünü ovuşturdu. Kırışıklıklar biraz azalsa, biraz da saçı olsa aslında...

– Hadi Zabıta Amiri Şakir Bey hadi, bugün büyük gün, gevezeliğin sırası değil.

İlçenin, geçen hafta yazı gönderdiği, tek gazetesi Gürses'in yeni sayısı bugün çıkıyordu. Neler yazmamıştı ki: alt geçitlerin bakımsızlığından, sokak köpeklerinin saçtığı tehlikeden, sahil şeridinin pisliğinden bahsetmişti. Ülkenin bu kadar güçlendiği, bu kadar büyüğü bir dönemde, böyle basiretsiz bir belediye yönetimi bu vatandaşa reva mıydı? Yazıyı da "Vazgeçin bu komünist zihniyetten!" diye bitirmişti.

– Yapamıyorsanız, yapana bırakın kardeşim! Bu millet ilçesini sahipsiz bırakmaz Allah'ın izniyle.

Yatak odasından gelen seslerden Hacer Hanım'ın uyandığını anladı. Yatak o kadar gıcırdıyordu ki çıkardığı sesler yan daireden bile duyulabilirdi. Şimdi yine gelecek, gece gördüğü rüyaları uzun uzun anlatacak, bir hocaya sormak gerektiğinden
bahsedecekti. Karısının rüyalarını dinlememek için asık olan yüzünü iyice düşürdü.

Kahvaltı masasında yine yazısını düşündü. İlk yazı için üslubu çok mu sertti? Ya devlet büyükleri de alınırsa, "Bulun bu densizi!" derlerse? Aniden pekmezin tadı kaçtı, peynir leş gibi koktu, lokması ağzında çoğaldı. Öğürme hissini gücün bastırdı.

– Dolanma ortada kadın, oturacaksan otur şu masaya!
 Ya ifadeye çağırırlarsa? Çağırsınlar, ilk defa karakol görmeyeceğiz çok şükür.

– Çayı demledik, bir de biberonla içirelim istersen!

Geçmişimi araştırsınlar, şu ilçenin sokaklarını komünistlere nasıl dar ettiğimi öğrensinler de Zabıta Amiri Şakir kimmiş görsünler. Biz silahların gölgesinde bile vatandaşlık görevimizi ihmal etmedik elhamdülillah!

İçi rahatladı. Cevizle karıştırdığı pekmez iştahını açtı. Sonra Hacer'le göz göze geldi, bunun için mi bu pekmezle ceviz? Bu sarkık meme, kalın bel, kırışık surat için mi?
Sesini yumuşatmaya çalıştı:

– Ben birazdan çıkacağım, bugün merkeze gideyim diyorum. Öğlen yemeğe bekleme beni.

Ayakkabılarını giyerken Hacer Hanım'ın sesi duyuldu, semt pazarından dolmalık biber istiyordu.

– Bakarız bakarız...

Apartmandan çıkarken genç yöneticinin notunuyla karşılaştı:
"Su ve elektrik faturalarındaki fiyat artışından ötürü... Apartman görevlisinin yıllık zammını da hesaba katarak... Nisan ayından itibaren kat malikleri aylık... ödeyecektir, bilgilerinize sunulur."

– Ne fiyat artışı puşt! Süslü karıma para yetişmiyor desene. Bir de suçu hükumete atıyor. Temizlikçiye de zam yapmış, vallahi bunu içeri tıktırmalı, düpedüz komünist bu adam. Zaten sürgün geldi diyorlar kahvede.

Neyse, sinirini bozma Şakir Bey. Biraz daha ileri giderse gazeteye yazarsın. Yazının başlığını da "Mahalle Muhtarları Uyuyor mu?" koyarsın. Muhtar dediğin mahallesinde ne olup bittiğini bilmeli. Hangi binada kim oturuyor, mezhebi nedir, inancı nedir araştırıp soruşturmalı ki; aksi bir durumu da yetkililere bildirebilsin.

İlçede hayat yeni yeni başlıyordu. Durağın olduğu ana caddeye çıkmak üzereydi ki karşı kaldırımdan kalabalık bir köpek grubu havlayarak geçti.

– Seksen öncesinde komünistler de böyle gezerdi, başıboş it sürüsü gibi.

– Hafazanallah bu it sürüsüyle bir talebe karşılaşsaydı şimdi? Anası babası parçasını bulamazdı yemin ederim. Hepsini zehirlemeli bunların. Hadi zehirlemiyorsun, bırak bir ücraya, çürüyüp gitsinler.

İyi ki yazısında bu gizli tehlikeden bahsetmişti. Aynı zamanda belediye meclis üyesi de olan gazetenin yazı işleri müdürü; bu yazıyı mutlaka dikkate alacak, ilk iş olarak sokak köpeklerinin ıslahını isteyecekti. Bu haklı gurur, yaşlı bedenine durağa kadar gidebilmesi için direnç oldu.

Durak, civardaki büyük fabrikalara gitmek için bekleyen işçilerle, doluydu.

Şu ayak bileklerini açıkta bırakan pantolonlu kadın, masabaşı bir işte çalışıyordur; ince uzun parmağını arada bir ıslatarak, kağıtları karıştırıyordur bütün gün.

– Ne güzel bilekleri var. İnsan şunları bir kere okşasa ömrü uzar.

Şu sırım gibi oğlan, tüm gün taş parkeleri oradan oraya savurup duruyordur. Yeni evlidir, karısı geceyi iple çeker.

İçindeki herkesin uyuduğu eski bir otobüs gelip durağın tam önünde durdu, işçiler bindikçe camları buharlandı.

– İçerisi sıcak ve havasızdır şimdi nefes alınmaz. Ne güzel şey şu emeklilik.

Yaklaşan aracın, ilçe dolmuşu olduğunu ancak durunca fark etti. "Ücretsiz" kartını şoföre gösterdi, en öne oturdu. Fırsatını bulursa şoföre laf atar, zaman geçirirdi. Şoför yol boyu oralı olmadı, suratsızın tekiydi.

Kaymakamlık durağına doğru sesini öksürerek hazırlayıp "Durakta..." diye bağırdı. Köşedeki büfeden gazeteyi alacak, çay bahçesine kadar bir sayfa bile çevirmeyecekti. Kaçıncı sayfada yer bulmuştu acaba yazısı? Yazıyla beraber, on yıl önceki vesikalığını da göndermişti. "Emekli Zabıta Amiri Şakir Yenidoğan"

– Evlat, Gürses geldi mi?

– Gürses ne Bey Amca?

– Gazete gazete... Gürses Gazetesi.

– Rafta olması lazım, dolabın yanında.

– Yazım çıktı bu sayıda. Bir dahaki haftaya kadar kaç tane satıldığını not edebilir misin bana?
– Hepi topu beş tane geldi zaten dayı, nesini not edeyim? Haftaya gelir raftakileri sayarsın.

Gencin ışık hızıyla ''Bey Amca''dan ''dayı''ya geçişi canını sıktı. Hayatı boyunca hep böyle olmuştu; kılık kıyafetine, konuşmasına bakan herkes, önce ona derin bir hürmet besler, sonra da bu saygıdan bir anda vazgeçerdi. Yazının hatrına sustu.

– Ben bu yeni yetmeyi paylamayı da bilirdim amma...

Aldığı iki adet gazeteyi koltuk altına sıkıştırıp yavaş adımlarla çay bahçesinin yolunu tuttu. Birini evde tutacak, birini de mahallenin kahvesine bırakacaktı.
Çay bahçesine vardığında öğlen olmamıştı. Hava, dışarıda oturulmayacak kadar serin; içeride durulamayacak kadar da güneşliydi. "Mart ayı" dedi...

– Kar görmeden geçirdik bu seneyi de. Gelecek yıla kim öle kim kala...

Gazeteyi açmak için garsona sipariş vermeyi bekliyordu ama garsonun dışarıdaki tek müşterisiyle ilgilenmeye pek niyeti yoktu. Yaşlı adamla göz göze gelmemek için özel çaba harcayan garson, kendisine uzaktan yapılan "bir çay" işaretine kayıtsız kalamadı. Çayı beklediğinden hızlı geldi.

– Yazım yayımlandı da... Aslında Türk kahvesi söyleyecektim ama önce içim ısınsın dedim. Belediyeyi yerden yere vurdum inanmazsın. Ben göz atayım da sen de okursun.

– Sıkıntı yok dayı, kahve de veririz.

Garsonun oralı olmayışına şaşırmadı Zabıta Amiri Şakir Yenidoğan. Umursamadı. Gazeteyi üzerinde yemek yiyecekmiş gibi özenle masaya serdi. Manşette ilçenin kanalizasyon işleri vardı:

"Belediyeden Dev Yatırım!"
 İlk sayfada köşe yazısı zaten olmazdı, ikinci sayfayı çevirdi:

"Fabrikalar Mevkinde Ölümlü Kaza" ince bilekli kadını düşündü, ilgisi dağıldı. Diğer sayfaya geçti, sonra bir diğerine, sonra diğerine, diğerine...
"Kapalı Cezaevi İnşaatı Başlıyor... Şoförler Odası Yeni Başkanını Seçti... Musiki Derneği'den Konser... Kadınlar Gününüzü Kutlar... İlçe Başkanı İlker... Halınızı Alalım Aynı Gün Yıkıyalım... Bölgesel Lig Kıran Kırana..."

Elindeki gazeteyi kapatıp, diğerine geçti;

"Belediyeden Dev Yatırım!" "Fabrikalar Mevkinde Ölümlü Kaza" "Kapalı Cezaevi İnşaatı Başlıyor"

İkinci gazeteyi de kapattı. Sonra gözlerini... Çayı buz kesti, elleri de... Hacer geldi aklına, nasıl da yöneticiyi savunmuştu geçen akşam. Yöneticiyle kavga etse o da komünistleri savunurdu. Komünistler de sokak itlerini... Bütün dünya ona karşı birleşmiş, onun kötülüğünü istiyordu. Dolmalık biberi hatırladı, midesi sancıdı, bağırdı:

– Almayacağım ulan, almayacağım!

Garson uzaktan cevap verdi:

– Sade mi, şekerli mi dayı?


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR