Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ağustos 2023

Söyleşi

Koçer Avcı: "Artık edebiyatın, belki de genel olarak sanatın, kendi üzerine kapandığını düşünüyorum."

Veysi Erdoğan

Paylaş

0

0


Hepimizi suçlayan bir tarih var. Utanacaksak ve çürüyeceksek çok geciktik.

İlk şiir kitabı Yol ve Zaman'dan sonra Koçer Avcı yine felsefenin içinden yürüyen, dünyayı ve insanın durduğu yeri görmeye çalışan yeni bir kitapla geldi: Güneşli Öğleden Sonraları Anımsamadığımız Şeyler. Onunla şiiri merkeze alarak zaman, gecikmişlik, boşluk, kurgu gibi kavramlar üzerinden söyleştik.

Veysi Erdoğan: “Herkes bir kurgudur elbette / Kendini bir boşluktan yapmak cezası bu / Çünkü hiç kimse bu rüyaya yetmeyecek” dizelerinden hareketle sormak istiyorum. İnsanın dünyadaki varlığını şiirde dile getirdiğin gibi mi görüyorsun, yoksa bu dizelerin içerdiği anlam kuramsal anlamda bir mekân olarak mı orada duruyor? Hayata değmek ile kâğıt üzerinde durmak noktasında şiir ne derece dile getirdiğin şeyin kendisidir? 

Koçer Avcı: Evet, insanın dünyadaki varlığının bir halini bu cümlelerdeki gibi görüyorum. Burada bir şey sorayım: İnsan zamanı ve mekânı nasıl kullanır? Çünkü alıntıladığın dizelerde vurguladığım şey şu: Bir çocuğun büyüyünce doktor olacağım demesi, herhangi birinin başka ülkelerde yaşama isteği, kıyafet ya da ameliyatlarla bedenlerimizin daha iyi görünmesine çalışmamız, her gün çekilen milyarlarca fotoğraf, bizim muradımızın çoğu zaman kendimizin imgesine dair olduğunun çok açık işareti. Kitabımdaki ifadeyle ‘’kendi heykelimizi yontmak’’ isteği yani. Sorudaki ifadeyle ise, kendimizi kurgulamak içgüdüsü. Şiirde bahsettiğim boşluk veriyor bu imkânı. 

Tarihsel olarak hep böyle miydi bilmiyorum ama şunu söylemek istiyorum, bundan çok değil kırk-elli sene önce sadece bir Yeşilçam oyuncusunun ulaşabileceği şöhrete, artık bir lise öğrencisi bile ulaşabiliyor. Görünme imkânının çok kolaylaşması, bahsettiğim içgüdüyü birileri için neredeyse bir yaşama sebebine dönüştürdü. Elbette, bu imkânı kullananlar kendilerini kurguluyor. Çoğu zaman karşı tarafı aldatmaya çalışarak üstelik. Bu içgüdünün ve onun neden olduğu çabanın gerçekle sınandığı zaman ortaya çıkacak trajedi ise durumun başka bir tehlikesi. Bu tehlike, bu tavrın aslında ceza olduğunu düşünmemin nedeni.

Dile getirdiğim gibi gördüğümü söyledim ve sorunun cevabını verdim aslında ama bahsettiğin diğer ihtimal üzerine de bir şeyler söylemek istiyorum.  Dizelerin içerdiği anlamı kuramsal bir mekân olarak görmüyorum. Bence mekân olarak duran ya da kendi üzerine bir mekan kuran bir dize veya cümle olamaz. Bir dize ya da bir kelime, -geniş anlamıyla- nesneye dair bir işarettir sadece. Bu işaretin kendi olarak mekânsal bir varlık taşıdığını ya da edebi metin inşa etmenin bir mekân yarattığını iddia etmek, felsefi olarak safsatadır bana göre. Her bilimsel önerme deneyle doğrulandıktan sonra bilgi sıfatını kazanır biliyoruz. Bu önemli çünkü her sözün bir işaret olduğunu ve aslolanın işaret ettiği şeye isabet edip etmediği olduğunu hatırlamamıza yarar. Başka bir deyişle metin, nesneye ya da işaret ettiği şeye/duruma yaklaşma çabasıdır sadece.

Artık edebiyatın, belki de genel olarak sanatın, kendi üzerine kapandığını ve gerçekle ya da nesneyle doğrudan ilişkisi olmayan amaçsız bir örüntüye dönüştüğünü düşünüyorum. Hatta rüya da diyebilirim bu duruma. Ama kesinlikle mekân değil. Bunu yapanlar bundan rahatsız değiller, hatta yaptıkları şeyin bu olduğunu bile bilmiyorlar bence. Ama ben izleyici/okur olarak rahatsızım. 

Sonuç olarak, şiir işaret ederek hayata değebilir ama bahsettiğim zeminde çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Hatta ucuza inşa edilen ve hiçbir hakikilik kaygısı olmayan işlerden dolayı, çoğu zaman sanat, hayata iftira atmaktan ibaret artık. Dolayısıyla şiir de, kendini boşluktan yapmak cezası çoğu zaman.

VE: Sence şiir ne işe yarar Koçer? Neler yapar, yapabilir? Mesel savaşları durduracak bir güce sahip mi?

KA: Elbette değil. Pek fazla şey yapamaz artık şiir. Yukarda bahsettim uzunca. Ama ister anayasa olsun, ister bir çamaşır makinesinin kullanma kılavuzu, eninde sonunda onayladığımız bir metin etrafında bir araya gelmek zorundayız. Arzularımızın ve çıkarlarımızın yarattığı sosyal çatışmalardan kurtulmak için gerekli bir durum bu. Ama bu ilk soruya verdiğim cevapta bahsettiğim ‘’yaratıcı’’ denen metin değil. Nesnel ve sosyal ilişkileri organize etmek için gerekli olan ve meşru olması gereken ahlaki bir metin. Bunu ne kadar ürettiğimiz ya da eğer varsa ne kadar onayladığımız ayrı bir konu.  Sonuç olarak, bazı sanatçıların hoşuna gitmeyecek biliyorum ama şiirin ve sanatın yapması gereken şey- ilk soruda vurguladıklarıma ek olarak- bu ahlaki metine ya da duruma katkı sunmaktır bana göre.

VE: “Nedense herkes kendisinin peşindedir” diyorsun. Bu dizedeki “nedense” ifadesini bir itiraz, bir karşıt düşünce olarak algıladım. Bana kalırsa herkes kendisinin peşinde olmalı, varlık koşulunu “ben” üzerine kurmalı. Bu, felsefi anlamda da “kendilik” kavramının yerleşmesi açısından iyi olana işaret. Ne dersin?

KA: Katılmıyorum. Evet, insanın varlık koşulu ben’dir. Ama kendilik’ten mümkün olduğu kadar uzaklaşılmalı. Ben bir varlık koşuludur ama kendilik öyle değil. Çarpık bir kendilik yorumundan türeyen davranış ve ilişkiler, günümüzde artık bir tür sosyal ekonomiye dönüşmüş durumda. Bu konu üzerine söylemek istediğim şeyler bu söyleşinin sınırını aşar ama biraz açmak istiyorum. Artık "sıradan insan" diye bir olgu neredeyse kalmadı. Yıllar önce " Sait Faik öykülerinde sıradan insanların yaşamlarını anlatır" ya da "Hükümet sıradan insanın ihtiyaçlarını dikkate almalı" gibi cümleler duyardık. Artık kimse hayatı ne kadar ‘’sıradan’’ olursa olsun kendini sıradan biri olarak görmüyor. Kimse de sıradan insanlar ifadesiyle cümle kurmuyor neredeyse. Bunun nedeni, çeşitli sosyal, kültürel değişimlerin ve az önce bahsettiğim hiç sorgulanmayan ekonominin etkisiyle çoğu insanın bitmeyen kendini tahkim etme hırsı. Bu hırsla yapılan ve söylenen şeylerle örülüyor kendilik dediğimiz durum.  Kişi kendi olmanın değil, kurduğu ilişkilerin mantığını öncelemeli bence. Aksi halde uzun sürecek ve belki adı bile konmayacak bir narsizim pandemisi yaşamamız çok olası.

VE: Yine kitabından çektiğim ve insan dair büyük bir hikayesi olduğuna inandığım bir diziyle devam edeyim: “Belki bir gün çürürüz gecikmiş bir utançla.” Bu dizede ilgimi çeken şey gecikmişlik. Üzerinde önemle durduğum, beni baya ilgilendiren bir kavram. Yanına “çürümek” ile “utanç”ı da alınca durduğu yerin çeperini genişleten bir şeye evriliyor sanki. Seni dinlemek isterim.

KA: Haklısın. Genel olarak, insanlık olarak, varlığımızı ve eylemlerimizi ‘’tarihsel’’ anlamda haklı çıkaramadığımızı düşünüyorum. Hepimizi suçlayan bir tarih var. Utanacaksak ve çürüyeceksek çok geciktik.

VE: Çok önemli olup olmadığını kestiremediğim bir soru sorayım. Kitabın doksan dört bölümden oluşmasının bir alt okuması var mı? Bir okur olarak merak ediyorum, gözden kaçırdığım bir şeyler olabilir pekâlâ.

KA: Hayır. Rastlantı.

VE: Senin zaman üzerine düşüncelerinin olabileceğini düşünüyorum, özellikle “yakalamaya çalışsak da zamanı kendini ele vermez” dizesine istinaden. Belki bir soruya iliştirerek sorarsam daha yerinde olur: İnsan zamanın neresinde? Şiir zamandan nasıl etkilenir ya da zaman şiir için nedir? 

KA: Zaman, düşüncenin varlığa yönelen zorunlu hareketinin hem koşulu hem sonucudur.  Ama biz sadece hareketi biliriz. Düşünce de varlık da müphemdir. İnsan için, hareket, çoğu zaman farkında olmasa da bu müphemliği aşma çabasıdır işte.  Eğer şiir bahsettiğim anlamda bir hareket yaratabiliyorsa o da bu çabaya dâhildir. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gökten Bir Yıldız Gibi DüşmediAdnan Özer
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

21 Ekim 2025

Robert Redford: Bir Büyük Sinema Efsan..

Robert Redford Hollywood stüdyo sistemi içinde büyük yıldız statüsüne ulaşmış bir oyuncu; Oscar ödülü ve adaylığı kazanmış bir yönetmendi.Birkaç sene önce en sevdiğim filmler üzerine bir yazı üzerine çalıştığım sırada en sevdiğim a..

Devamı..

Evden Fabrikaya: Sanayi Devrimi Süresi..

Elinor Evans

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024