Tabii hepimizin bildiği Superman karakteri hep "iyi" bir karakter olarak var olurken burada bir "anti-hero" olarak lanse edilmiş.
Ufak bir açıklama yapmak gerekirse filmin hiçbir siyasi fikri oturmamış insanlar gerçek bir manipülatif unsur taşıdığı: Amerika’nın -bu doğrultuda kapitalist sermayenin- propagandasının yapıldığı ve Sovyetler Birliği üzerinden komünizmi tek tipleştirerek eleştirdiğini söyleyebiliriz. Fakat ben hem Adorno’nun Kültür Endüstrisi1 kuramı üzerinden değerlendirmeye çalışarak hem de bağlamı yapısöküme uğratarak Marksist bir perspektif ekleyerek propagandayı bir karşı propaganda olarak yontmaya çalıştım. Yine de bunun tekniklerini anlatmaya çalıştım kendimin de anladığı kadarıyla.
Superman'i komünist Lex Luthor'u kapitalist, Batman'i anarşist, Wonder Woman'ı feminist olarak yedirmek ve her birini ideolojik birer karaktere dönüştürüp bu hikâyeyi politikleştirmek. Hem çocukluğum, geek dönemlerimde sevdiğim karakterler hem de "olağanüstü", gerçek olmayan karakterleri politik birer canlıya çevirmek ve devletleri temsil eden ideolojik olarak idame ettirmek. Açıkça amacını belli eden bir film olsa da böyle alternatif ütopyalar gördüğümde hep bir heyecanlanıyorum. Adorno’nun Kültür Endüstrisi kuramında da gözle görülür bir biçimde değindiği animasyonun gerçeklikten çok daha güçlü bir manipüle yöntemi ve yordamı mevcut. Bu yüzden gerçeküstü karakterleri siyasi olarak var ederek, insanlaştırarak Soğuk Savaş döneminin alternatif bir tarihsel anlatısını oluşturuyorlar. Fakat tabii ki yanlı bir anlatı. Çünkü endüstri iyi birer araç olsa dahi kapitalistlerin elinde olduğu için onlar adına kullanılmaya devam edecektir. Şu an çizgi roman ve animasyon şirketlerinin büyük çoğunluğunun kapitalistler tarafından yöneltildiğini düşünerek bu fikri ilk düşündükleri andan itibaren tarihsel bir propaganda amaçladıkları şüphesiz.
Superman Sovyetler Birliği’nde bir yaşam sürerken kendini keşfeder ve bu güçlerini komünist devlet için kullanmayı amaçlar. Ardından Amerika’ya düşmekte olan bir meteoru durdurarak Lois Lane ile tanışır ve konuşur. Superman’in diğer hikâyelerinden bildiğimiz biçimde Lois Lane’e karşı hep bir zaafı vardır. Burada bunu çok işlememiş olsalar da Lois Lane’den etkilenerek Superman Stalin yönetimindeki Sovyetlerin Gulaglar ve “katliam” politikalarına tanık oluyor. Superman’in saf bir çocuk gibi bunların zaten bilincinde olmaması ironik bir işleyiş biçimi. Sonrasında bu vahşi politikalara karşı Stalin’le konuşmaya gidiyor ve Stalin ona şunları söylüyor (bunların tamamen kurgu olarak işlendiğinin bilincinde olarak): “Sistemin sürmesi için ‘hain’ olan birilerinin ölmesi gerektiğini günün birinde anlayacaksın yoldaş.” Bu sözlerinden sonra Superman Stalin’i öldürüp Sovyet yönetimini ele geçiriyor. Daha –nispeten– hümanist (insancıl anlamıyla) bir komünizm inşa etmeye çalışırken kendini Soğuk Savaş’ın içerisinde bulması ama yine de Stalin'den daha insani bir politika güdebiliyor bütün "süper" hallerine rağmen. Bunun yüksek oranda sebebi Stalin sonrası Sovyetler Birliği’nin yönetiminin yumuşamaya gitmesiyle bağdaştırıyorlar tarihsel olarak. Stalin’in dünya çapında komünizmi getirdiği konumu aklamaya çalışmak gibi bir kaygıları yokken onun karanlık, tek düze ve katı politikalarının izlerini silmeye yelteniyorlar bu da Sovyetlerin ekonomik modelini kapitalist bir ekonomik modele göre tasarılaştırıyor aslında. Marksist bir ekol olmaktan çoktan çıkmış oluyor Sovyetler Birliği. Yine filmde bir komünizm kötüleme tekniği olarak karşımıza çıksa da eleştirel olarak kabul etmemiz gereken bir nokta olarak Superman –yönetimin kötüleştiğini düşündüğü anda– şu sözleri söylüyor: “Gulagları kaldırdım daha ne istiyorsunuz?” Bu da Sovyetlerin Post-Stalin döneminin yalnızca imaj yenilemek üzerine kurulduğunu –ya da bunun için çalışıldığını– gösterir nitelikte.
Film bir propaganda-anti propaganda bağlamında da okunabilir tabii. Batman, Stalin ile Superman'in politikalarını totaliter benzerliğini gördüğü için anarşist bir muhalif kılığında Superman'e düşman kesiliyor. Wonder Woman lezbiyen bir feminist olduğundan Batman'e de Superman'e de sürekli erkek kimlikleri üzerinden sert eleştirilerde bulunurken kimseye tam anlamıyla güvenmiyor. Çünkü dünya düzenini elinde tutan erkekler ve Wonder Woman Amazon diyarından gelen (yani feminist bir ütopyadan gelen) bir kadın olduğundan aslında bir militarist eleştiri olarak da var olabiliyor. Green Lantern teknolojisininse Amerika'nın militarist-emperyalist kuklaları olarak nitelendirilmesine ayrıca bayıldım. Stalin'in politikalarını eleştiren Süperman onu katlederek iktidarı ele geçirir fakat Stalin'in ona söylediği şeyler gerçekleşir ve devletin politikaları değişse de totaliter yapısını korur. Siyasi bütün yapıtlar propagandif yöntemler içerdiğinden ötürü2 filmleri dikkatlice ele alıyorum. Burada iki teori ortaya çıkıyor. Hikâyenin ana teması ya totalitarizm öven bir Stalin propagandası peşinde ya da totalitarizm eleştiren bir kapitalist propagandayı güdüyor. Burada hem totalitarizm eleştirilerini kabul edip hem de kapitalist propagandayı önlemek için bir okuma sunmaya çalışıyorum.
Hepimizin çocukken ilk Superman izlediğinde düşündüğümüz "Superman dünyayı neden ele geçirmiyor ki?" sorusuna da aslında cevaplamış olan bir film. Superman ayrıcalıklarını genellikle emperyalist bir arzuyla beslemiyor ve bundan hoşlanmıyor. Karşı propagandalara karşı kendi politikalarıyla Soğuk Savaş'ın galibi olmak ve komünist devlet sisteminin daha iyi bir sistem olarak algılanmasını arzuluyor. Buna karşın Kennedy Lex Luthor'la anlaşıp Luthor'un propagandaları sayesinde (çünkü Luthor’un esas olayı zekâsı olduğundan filmde de iyi bir propaganda yöneticisi olarak lanse ediliyor) iktidarını sürdürüyor ve basında Amerika'nın yüceltildiğini gören Superman, Luthor'un iyi bir "propaganda" ustası olduğunu söylüyor. Wonder Woman ise bu Soğuk Savaş'ın etrafında ilk başta Superman'in (yani komünizmin) saflarında olsa da sonrasında tarafsız bir "Tanrı" niteliğinde her iki tarafın da ateşkes yapmasını diliyor. Çünkü biliyoruz ki bu hem emperyalist bir arzudan doğan tarihsel gerçeklik olsa da hem de ekonomik model dayatmasıdır aslında. Üstelik Sovyetlerin gerçek anlamıyla Marksist bir anlayış sergilemediğini de kabullenmek zorundayız. Sovyetlerin kapitalist sisteme bir alternatif olma çabasının onunla -tabiri caizse- bir sidik yarışına girmesinden ötürü ideolojik sapma yaşamasını, Stalin'in politikalarının ne kadar yanlış olduğunu (çünkü Superman'de onu eleştirel baz alarak totaliter bir yapıyla yönetimi sürdürüyor) kanıtlıyor. Süper kahramanlar üzerinden sergilenen bir Soğuk Savaş anlatısı sergileniyor açıkça. Bu açıdan film kapitalist bir şirket tarafından üretildiğinden ötürü elbette kapitalist normatifliği ve ekonomi modelini ince işleyerek -dayatmayarak- dayatıyor ki tam bir propaganda amaçlı anlaşılmasın. Bu arada Stalin politikalarını eleştiren birisi olarak ben filmin Sovyetler eleştirilerine de katılmakla beraber esas amacın komünizmi Sovyetler örneği üzerinden tektipleştirerek açıkça bir kapitalist “algıyı” dayattığını düşünüyorum. Bunu da yine “özgürlükçü” ve “demokratik” bir tutumla işliyor ki tarafsız gibi gözükerek açıkça bir tarafı bireye işleyebilsin (dayatabilsin).
Genellikle Marksist-komünist erkeklerin feminist harekete hep biraz daha yanlı olması fakat günün sonunda sınıf mücadelesini ön plana koyduğu için feminist hareketi tarihsel olarak sıkıntıya uğratmış olduğundan ötürü Wonder Woman’ın bir feminist temsil olarak komünist olan Superman’e karşı yakınlık duyup bu yakınlığın ardından büyük hayal kırıklığıyla iletişimini kesmesi de atlanmaması gereken bir detay. 1960’lı yılların ardından oluşan feminist hareket içerisinde radikal görünümlerin, lezbiyen feminizmin ve erkekleri reddeden hareketin bir temsiliyetini sunuyor bize burada Wonder Woman.
Filmin sonlarına doğru Lex Luthor (Amerika-kapitalizm) ve Superman (SSCB-komünizm) olarak dünyadan bağımsız bir emperyalist arzuyu temsil eden bir uzaylıya karşı savaşıyorlar. Bu da Soğuk Savaş'ın tatlıya bağlanması ve iki emperyalist gücün başka bir emperyalist özneye karşı savaşmasıyla toplumsal barışa ithaf edilen bir objektiviteyi yaratıyor diyebiliriz. Ve Soğuk Savaş sonrası Sovyetlerin yıkılmasına çok güzel bağlıyorlar: Ortak bir emperyalist arzuyu Superman'in insandışılığı (ya da insanüstülüğünden) olduğundan dolayı "bütün insanlığı kurtarmak amacıyla" uzaya gönderiyor ve onunla birlikte yok oluyor. Bu da Superman'in (bu vesileyle komünizmin) insanlık için iyi bir ihtimal, iyi bir ütopya olduğunu kanıtlıyor fakat kötü yönetimler sonucunda ve Lex Luthor (yani anti-propaganda ve manipülatif medya teknikleri) vesilesiyle bunun yapılamadığını bu yüzden de -Amerika'ya temsil eden- Lex Luthor'un iktidarını "demokratik" olarak ve “özgürlükçü” söylemlerle sürdürdüğünü gösteriyor.
Tabii hepimizin bildiği Superman karakteri hep "iyi" bir karakter olarak var olurken burada bir "anti-hero" olarak lanse edilmiş. Çünkü ben Marksist ve Adornocu bir perspektifle bakarak filmi böyle alıyor olabilirim fakat alternatif bir okuma da pek tabii sağlanabilir. Şöyle ki: Filmin bitiş sahnesinde Amerika'nın hükümran konuşmasında kullanılan heybetli müzik sanki bir zaferi temsil etmekte ve burada "iyi" olanın aslında kapitalist sermaye düzeninin "demokratik" yönetim biçimi olduğunu vurgular hatta dayatır bir senaryo ortaya çıkıyor.
Superman’in filmin son sahnesinde Clark Kent kostümüyle gözükmesinin ardından bir başka imgelem de çıkarabiliriz. O da şu ki: Aslında komünizmin "yenilgiye" uğratıldığını görmüş olsak da Superman değil de Clark Kent olarak var olması -Marx'ın sözleriyle- "komünizmin bir hayalet olarak" var olduğunu imliyor
1 Adorno’nun Kültür Endüstrisi kuramının özeti niteliğinde olan bir blog yazısı için bkz: https://modiglianiseyes.blogspot.com/2022/12/kultur-endustrisi-uzerine-degerlendirme.html
2 Burada Adorno’dan çok etkileniyorum: “Propaganda bütünüyle araçlara odaklandığından, esas içeriği kendisinden ibarettir.”


.jpg)



