Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

17 Ekim 2023

Kültür Sanat

Bonaparte'ın Papirüsleri, Pompei ve Herkulanum Antik Kentleri Hakkında Hatıralar

François Houdecek

Paylaş

0

0


Papirüslerin içerisine girdikten sonra, büyük bir sabırla, nadide eserden geriye kalanları çözmek mümkün olabiliyordu.

1803 yılında Napolitan hükümdarlarından gelen gösterişli bir hediye Paris'e ulaştı: Bu, Pompeii ve Herkulaneum antik kentlerinde yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan yüze yakın tarihi nesneden oluşan bir koleksiyondu. Söz konusu bu koleksiyon arasından öne çıkan en nadide nesneler, Herkulaneum kentinde yer alan Pison Villası denilen konutta keşfedilen altı adet papirüs parşömeni idi.

Papirüs Parçaları (Fotoğraf: Chantal Prévot / © Fondation Napoléon

Olağanüstü Bir Keşif

1711 yılında Elbeuf Dükü — güney İtalya'da Campania Bölgesi'nde, Napoli iline bağlı ve Napoli kenti merkezinin 8 km güneydoğusunda bulunan bir kent ve bir komün olan — Portici'deki villasında bir su kuyusu kazdırdı, ne var ki antik bir kent bulmayı beklemiyordu. Oysa Pompeii ile aynı zamana denk gelen 79 yılındaki patlamayla kayıplara karışan Herkulaneum kenti yeniden gün yüzüne çıkıyordu. Yapılan bu ilk keşiflerin akabinde III. Charles araziyi kendi adına istimlâk etti ve 1738 yılında kazı çalışmalarına başlanmasını kararlaştırıldı. Söz konusu bu keşifler, kelimenin tam anlamıyla yürütülen arkeolojik kazı çalışmalarından ziyade madencilik ve definecilik faaliyetleriyle yakından bağlantılıydı. Öte yandan bu keşiflerin sonuçlarının kısa süre içinde ortaya çıkması (1) bilhassa sanat alanında 18. yüzyılın ikinci yarısında bir devrim niteliğinde olmuştu. Bu keşifler, krallığın yüz akı olan Napoli'nin gezginler ve bilim çevreleri/akademisyenler nezdindeki saygınlığını artırdı ve Napoli, Büyük Tur'un [Grand Tour] vazgeçilmez ziyaret noktalarından biri hâline geldi.

"Papirüs Villası" [Villa dei Papiri] adıyla bilinen yapının keşfi 1750 yılında gerçekleşti. Bu patrici veya patrisyen konutu, 1765 yılında kazı çalışmaları durdurulmadan önce 10 yıldan fazla bir süre boyunca çeşitli vesilelerle araştırıldı. Yapılan bu araştırmalar, 253 metre boyunca tarihi kıyı şeridi boyunca uzanan villaya ilişkin gayet net bir yerleşim planı ortaya çıkarmıştır (2). Bu villa polikrom [çok renkli eser] mermer kullanılarak yapılmış mozaikler, ustalıkla işlenmiş freskler [duvar resimleri] ve göz alıcı heykellerle süslenmiştir (3). Villada ayrıca etkileyici boyutlarda bir kütüphane yer alıyordu. Artık geriye kalan tek şey bu deniz kenarındaki muhteşem sarayın kime ait olduğunu tespit etmekti. Bu konuda 1810'dan beri üzerinde en çok mutabık kalınan sav, villanın öncelikle Sezar'ın kayınpederi Eski Roma Senatörü olan Lucius Calpurnius Pison'a (M.Ö. 101 - M.Ö. 43 civarı) (4), akabinde de onun ailesine ait bir mülk olması yönünde olmuştu.

Kuşkusuz yapılan bu keşifler arasından şimdiye kadar en çarpıcı olanı yüzlerce adet kömürleşmiş papirüs parşömeninin 1752 ve 1754 yılları arasında bulunmasıydı. Başlangıçta, kömürleşmiş tahta parçalarının keşfedildiği düşünüldü ve elde edilen ilk buluntular göz ardı edildi.

Papirüs Parşömeni / PHERC Paris 4 (Fotoğraf: Chantal Prévot / © Fondation Napoléon

Ne var ki bu eserler tespit edildikten sonra 600 ila 700 cilt, villanın birbirinden farklı beş odasında keşfedilip yüzeye çıkarıldı. Böylesine akıl almaz bir muhafaza, bizzat Vezüv'ün patlaması sonucunda elde edilebildi. Bu arada Pompeii'de yağan küller kenti devasa bir yangın dalgasına maruz bırakmış, oluşan zehirli gazlar da kentteki geriye kalan nüfusu oksijensiz bırakmıştı; ama yine de Herkulaneum'da bu durum tamamen farklı gelişti. Bu kent yangından etkilenmemiş, aksine deniz seviyesine ulaştığında kısa sürede katılaşan büyük bir kaynar volkanik çamurun altına gömülmüş. Kentin içindeki organik parçalar (ahşap, papirüs, ip vs.) kömürleşmiş (310 ila 330 °C arasında) fakat havadaki oksijen miktarı azaldığından yanmadan günümüze kadar korunabilmiştir.

Papirüslerin içerisine girdikten sonra, büyük bir sabırla, nadide eserden geriye kalanları çözmek mümkün olabiliyordu. 10 m uzunluğunda bir ciltten üç metreye kadarını elde etmek mümkündü. Piaggio, aradan geçen 20 yıl boyunca, bu yöntemi kullanarak yaklaşık 16 parşömeni çözmeyi başarıp bunlardan bazılarını 1793 gibi erken bir tarihte yayımladı (5). Böylece M.Ö. 1. yüzyıldan kalma Epikürcü [keyfine ve boğazına düşkün kimse] bir Yunan filozof [felsefeci veya düşünür] olan Gadaralı Philodemus'un (Yunanca: Φιλόδημος ὁ Γαδαρεύς, Philodēmos, "halkın sevgisi"; M.Ö. 110 civarı ile M.Ö. 40 yılları civarı) eserleri yeniden keşfedilmiş oldu. Pison'un himayesindeki bu filozofun eserlerinin yeniden keşfi villanın kime ait olduğunun belirlenmesine katkıda bulunmuştu. Ne Piaggio'nun 1796'daki ölümü ne de Napoli Krallığı'nın 1798-1815 yılları arasındaki siyasi iniş çıkışları, 19. yüzyıl boyunca aynı şekilde devam eden kazı çalışmalarını tamamen durdurdu.

Tarihin akışı içinde Napoli ve Devrim: Düşmanca bir tutum

Devrim'in başlangıcından itibaren Napoli Krallığı Fransa'ya karşı düşmanlığını ilan etmişti. 1793 yılının Temmuz ayında, İspanya Kralı IV. Charles'ın erkek kardeşi ve aynı zamanda Fransa Kraliçesi Marie Antoinette'in [Maria Antonia] kız kardeşi Marie Caroline ile evli olan Kutsal Roma İmparatoru IV. Ferdinand, Fransa'ya karşı İngiltere ile bir ittifak antlaşması imzalamıştı. Napoliten askeri birlikleri hemen günümüzde Güney Fransa'da ve Akdeniz kıyısında bulunan bir liman kenti olan Toulon'un ele geçirilmesinde etkin rol oynamışlardı. Bunun akabinde Napoli ile Fransa arasında ilk barış anlaşmasını doğuran 1796 İtalya seferinde küçük bir rol oynadılar. Bu barışı sırf elde avuçta daha iyisini bulamadığı gerekçesiyle imzalayan Napolitan hükümeti, ardından bu antlaşmayı bozmaya girişti. Nitekim bu, Nil Muharebesi/Aboukir Deniz Muharebesi'nde (1 - 2 Ağustos 1798) gerçekleşti.

Savaştan evvel IV. Ferdinand Nelson'a Siraküza limanına inmesi konusunda onay vermişti. Bunun akabinde İngiliz Amiral Napolitan hükümdarlarına kendi hükümetinden destek ve sübvansiyon [karşılıksız mali yardımlar] vaadinde bulundu. Bundan kısa bir süre sonra Napolililer koalisyon güçlerine katıldı ve Napolitan askeri birlikleri başkent Roma'yı istila etti. Bu birlikler, Napolitan vatanseverlerin desteğiyle 23 Ocak 1799'da Napoli'ye giren Fransız komutan General Championnet komutasındaki Fransız askeri birliklerince kısa sürede püskürtüldü.

Fransızların ilerleyişi ile saldırısı karşısında Palermo'ya kaçmak zorunda kalan kral IV. Ferdinand, dizginleri başkentinde bir cumhuriyeti apar topar ilan eden Jakobenlerin insafına bırakmıştı. Bu istila girişimi oldukça kısa ömürlü oldu. Yarımadanın kuzeyinde yaşanan hezimetler üzerine Fransız askeri birlikleri Napoli'yi terk etmek zorunda kaldı ve cumhuriyetçilere karşı şiddetli bir baskı uygulayan Bourbonlar yeniden ülkeye [Napoli'ye] döndü.

Konsolosluğu ilan edildiğinde Bonaparte, karşısında Fransa'ya karşı her zamanki gibi nefret dolu bir Napoli Krallığı buldu. Fransız askeri birliklerinin geri çekilmesinden istifade eden Damas Dükü komutasındaki Napoli askeri birlikleri, 30 Eylül 1799'da Roma'yı bir kez daha istila etmiş ve hatta — İtalya'nın 1934 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 bölgesinden birisi — Toskana'da bir mevzi elde etmişlerdi. Marengo Muharebesi'nden sonra — Fransız Devrim Savaşları ve Napolyon Savaşları sırasında görev yapmış bir Fransız askeri komutan ve devlet adamı — Joachim Murat (İtalyanca: Gioacchino Murat; 25 Mart 1767 - 13 Ekim 1815) üstünlüğü yeniden ele geçirdi ve onları güneye, krallığın içlerine doğru sürdü. Murat, Napoli'nin müttefiği olan — [Pavel Petroviç], 1796-1801 yılları arasında bir Rus Çarı veya Eski Rusya İmparatoru — Rus Çarı I. Pavel'i korumak isteyen Bonaparte karşısında daha itidalli hareket ederek 6 Şubat 1801'de Foligno Mütarekesi'ni imzaladı ve böylece çatışmalar geçici süreliğine askıya alınmış oldu.

Diplomatik Bir Hediye

Bu arka planda diplomat Charles Jean Marie Alquier, 1 Mart 1801'de Fransa Cumhuriyeti ile İki Sicilyalı Kral arasındaki barışı müzakere etmek üzere Tam Yetkili Bakan sıfatıyla atandı. Alquier, elinde net direktiflerle ve Napolili mevkidaşı Antoine de Micheroux ile madde madde müzakere edilmesi gereken bir antlaşma tasarısıyla müzakerelerin yürütüleceği kent olan Floransa'ya gitti. Söz konusu bu barış nihayet 29 Mart 1801'de imzalandı ve sırasıyla 8 Nisan'da Bonaparte ve 14 Nisan'da Ferdinand tarafından tasdik edildi. Bu barışta Napoli, Jakobenlere yönelik bir aftan, yağmalanan Fransız vatandaşlarına ödenecek tazminattan ve Toskana, Elba Adası ile Lucca ve Piombino prensliklerinin Fransa'ya bırakılmasından söz ediyordu. Ayrıca Napolitan limanları, bu güçlerle barış imzalanıncaya kadar İngiliz ve Türk [Osmanlı Devleti] ticaretine kapalı kalacaktı. Son tahlilde, imzalanan antlaşmanın gizli maddelerinde kral, yarımadaya yönelik bir istila gerçekleşmesi durumunda askeri birlik temin etmeyi taahhüt ediyor ve kendi liman ve komün kentlerinde, Brindes, Otranto ve Pescara'da bulunan Fransız askeri birliklerinin varlığına müsaade ediyordu.

Alquier üzerinde müzakere edilemeyen bir husus söz konusuydu. Fransız siyaset adamı, — Eski Fransa Dışişleri Bakanı, 1815 Viyana Kongresi'nin mimarlarından ve bütün Avrupa tarihinin en önemli diplomatlarından biri — ki kısaca ''Talleyrand'' diye anılan siyaset adamı tarafından sunulan antlaşma tasarısının 7. Maddesi, ''İki Sicilya Kralı, Napolitan askeri birliklerince Roma'dan götürülen heykelleri, tabloları ve sanat eserlerini, ayrıca Herkulaneum ve Pompeii kentlerinde Fransız komisyon heyetlerince toplanıp Fransa'ya gönderilmeye hazır tutulan her türlü nesneyi Fransa Cumhuriyeti'ne geri vermeyi taahhüt eder'' hükmünü taşıyordu. IV. Ferdinand 1798'de Napoli'den firar ettiğinde, beraberinde Herkulaneum ve Pompeii kazılarında çıkarılan (papirüsler de dâhil olmak üzere) en kıymetli nesneleri de götürmüştü. Ne var ki, Portici Müzesi hâlâ pek çok arkeolojik değeri barındırıyordu ve bunlar Fransızlar sayesinde Fransa'ya taşınmaya başlandı. Bu taşıma işlemi 1799'daki sefer sonucunda durduruldu ve Napolitanlar ellerindeki varlıkları ve hatta bundan biraz daha fazlasına kavuştular. Yapılan müzakerelerde IV. Ferdinand "Napolitan askeri birliklerce Roma'dan götürülen heykel, tablo ve sanat eserlerini Fransız Cumhuriyeti'ne iade etmeyi" kabul etse de (Floransa Antlaşması'nın 8. Maddesi), mevzu bahis olan Vezüv kentlerinde çıkartılan nesneler söz konusu olduğunda uzlaşmaz bir tutum takınmıştı. Bu durumda 29 Mart 1801'de Alquier Talleyrand'a, Micheroux'nun verdiği yazılı resmi teminata dayanarak, "Kral'ı oldukça hatırı sayılır bir tarihi eser koleksiyonu sunmaya iknaya çalıştığını" yazdı. Yapılan bu kazılarda ele geçen yeni el yazmalarının büyük bir kısmının da bu koleksiyona dâhil edileceği konusunda açıkça mutabık kalındı. Krallığın medarı iftiharı olan bu nesnelerin bir hediye mahiyetinde Fransa'ya verilmesi bir barış antlaşmasından ziyade onur verici bir durumdu ve IV. Ferdinand da bu karara rıza gösterdi.

Alquier yaptığı bu müzakerelerin akabinde, artık Napolitan duruma vakıf olduğundan, 5 Mayıs 1801'de geldiği Napoli'ye büyükelçi olarak atanır. Bu kentte beş yıl süreyle görevde kalacaktı.  Kendisinin üstlendiği ilk görev, bakan John Acton ile irtibat kurarak Floransa Antlaşması'nın maddelerinin uygulanışını gözden geçirmekti. Antlaşmanın askeri ve finansal maddeleri ciddi bir güçlük yaşanmadan uygulandı. Öte yandan, sanat eserleriyle kastedilen 8. maddenin uygulaması nispeten daha zahmetliydi. Her ne kadar ilk eserler 1801 gibi erken bir tarihte geri gönderilmiş olsa da, 1802 sonbaharına kadar Velletri Pallas'ı (6) gibi belli başlı eserlerin gönderilmesi söz konusu olmadı. Bu durumun gerçekleşebilmesi için 1799 yılında Marsilya'ya götürülen "Herkulaneum kentinden çıkarılan olağanüstü tarihi eser koleksiyonunun bir parçasını oluşturan bakır gravürlü plakaların" Fransa'ya iade edilmesi gerekiyordu. Alquier'ye IV. Ferdinand tarafından önerilen bu hamle, aynı zamanda tarihi eserlerin bağışlanması konusundaki müzakereleri de kolaylaştırmıştı. Fransız ve İngiliz büyükelçiler, Amiens Antlaşması'nın arka planında, her biri kendi nüfuzlarını sonuna kadar kullanarak mücadele ettiler. Keşiflerinden bu yana, Vezüv kentleri ve papirüsler tüm Avrupa hükümdarlarının merakını ve ilgisini çekmişti.

Bilhassa arkeolojiye meraklı olan Galler Prensi (daha sonra IV. George), birbirinden nadide el yazmalarından o kadar etkilenmişti ki, bunları ortaya çıkarma işini finanse etmek istiyordu. Bu amaçla 1800 yılından beri, kibarca teklifi reddeden IV. Ferdinand'a başvurmuştu. Bonaparte'a papirüsleri verecekse, krallığın müttefikinin canının bağışlanması gerekiyordu. Bu nedenle IV. Ferdinand, Galler Prensi'nin din görevlisi olan Rahip John Hayter'ı Napoli'ye göndermeye onay verdi. Hayter Ocak 1802'de Napoli'ye vardı ve 1806'ya kadar parşömenlerin incelenmesinden ve çözülmesi işlemlerinin yeniden başlatılmasından mesul olacaktı. Fransız askeri birlikleri geldiğinde Hayter, 1809'da İngiltere'ye geri dönmeden önce IV. Ferdinand'ın sarayına Palermo'ya kadar eşlik etti. Kralın verdiği onay ile ve yayımlama vaadiyle, yalnızca araştırmalarının meyvelerini değil, aynı zamanda çözme işlemlerinin başından itibaren yapılan tüm papirüs çizimlerini ve açılmamış sekiz parşömeni de yanında götürdü (7).

Gelin isterseniz 1802'ye geri dönelim. 16 Eylül'de Alquier nihayet Talleyrand'a, IV. Ferdinand ile Maria Carolina tarafından Caserta ve Portici saraylarından seçilen tarihi/antik eserlerin Fransa'nın Toulon liman kentine gönderilmesi gerektiğini yazabildi. Alquier, vazolar, bronzlar, mozaikler ve fresklerden oluşan upuzun liste arasından şunları yazmıştır: "Herkulaneum el yazmaları kuşkusuz hediye edilebilecek en kıymetli nesnelerdir. Kral bu hediyeyi memnuniyetle karşıladığımı ifade ederek, bu el yazmalarını kendisinden isteyen pek çok Avrupalı hükümdara vermeyi reddettiğini, buna karşın bu kadar nadide bir eserin birinci konsüle takdim edilmesinin son derece makul olduğunu, zira kendisinin de bu hediyeyi istediğini sözlerine ekledi." Bu el yazmalarını Bonaparte'ın bilhassa isteyip istemediği bilinmemekle birlikte, IV. Ferdinand nezdinde ne kadar önemli oldukları ortadadır.

''Bu karşılıklı anlayış ve samimiyet göstergesine verdiği önceliği'' Talleyrand'a iletmesini rica etmişti Bonaparte. Ne var ki Napoli'nin verdiği bu hediyenin büyüklüğü göz önüne alındığında Alquier, Napoli Kralı ve Kraliçesine doğrudan doğruya Fransız sanayisinden bir hediye verilmesini önerdi: Bu hediye Ferdinand adına bir tüfek, Maria Caroline adına da bir porselen idi.

Antika eserlerle yüklenen "La Sibille" adlı firkateyn/firkate [genelde 2000 - 4000 tonluk modern savaş gemisi] sonunda Ekim 1802'de Napoli'den ayrıldı. Portici Müzesi müdürünün yeğeni olan Kaptan de La Vega'nın eşliğinde, hassas yük 1803 yılının Mayıs ayı başlarında Malmaison'a ulaştı. Nesneler hemen kutulardan çıkarıldı ve yalnız konsolos eşinin ve maiyetinin yararına sergilenmeye başlandı. Kısa bir süre sonra, Napoli Büyükelçisi, Gallo Markisi ve bir dizi seçkin davetlinin huzurunda düzenlenen daha resmî bir davette antika nesneler sergilendi. Bu antikalar akabinde Malmaison'daki muhteşem galeride sergilendi ve bu mekânda Joséphine'in arkeolojik koleksiyonunun temelini oluşturdu. Altı papirüs parşömenine gelince, Bonaparte bunları enstitünün bilge insanlarına emanet etti ve onlara bunları çözmeleri konusunda yetki verdi.

Uzmanlardan oluşan bir ekip... imkânsız bir görev üstlenmek üzere kolları sıvadı

Papirüsleri ayıklarken IV. Ferdinand "en iyi muhafaza edilmiş altısının tercih edilmesini buyurdu [...]. Biz bu papirüsleri antik dönemdeki görünümleriyle göndermeyi tercih ettik [...] zira bu sayede Birinci Konsül, bazı kaybolmuş tarihçileri ya da antik felsefe üzerine bilinmeyen bazı incelemeleri veya Yunan ve Latin edebiyatına yeni bir soluk katan bazı şiir örneklerini ilk bulan kişi olma şerefine nail olabilirdi. Bu altı parça itinayla muhafaza edilerek Paris'e eksiksiz ve bozulmamış bir durumda ulaşmıştır ve Birinci Konsül'ün bunların gönderilmesini buyuracağı umulmaktadır." Yapılan bu açıklama, Herkulaneum kentinde papirüslerin o dönemde sıradan bir merak konusu olmaktan çok daha fazlası olarak görüldüğünü ve ele alınış biçimlerinin, içlerinde gizleyebilecekleri metinlere dönük ne büyük umutlar doğurduğunu gözler önüne sermektedir.

Alquier, bu müzakereler sürerken krala "Fransa'da bu nadide el yazmalarını deşifre etmekle meşgul olacağımızı ve işe yarar herhangi bir keşifte bulunmamız hâlinde, Portici Müzesi'nde yer alan muazzam sayıdaki papirüslerden bilim adına istifade edebilmemiz maksadıyla bunları acilen Majestelerine ileteceğimizi" garanti etti.

IV. Ferdinand'a verilen vaade sadık kalmak amacıyla, 23 Mayıs 1803 tarihinde İçişleri Bakanı Jean-Antoine Chaptal (Chanteloup Dükü; Fransız kimyager, hekim, ziraatçı, sanayici, devlet adamı, eğitimci ve hayırsever; doğumu 5 Haziran 1756 - ölümü 29 Temmuz 1832) Enstitüsü'ndeki bilim, sanat, edebiyat ve tarih bölümlerine "Birinci Konsül adına" bir mesaj gönderdi. Bakan, her sınıftan "Napoli Kralı adına Birinci Konsül'e verilen Herkulaneum el yazmalarının ortaya çıkarılması konusunda müzakerelerde bulunmak üzere dört sınıftan oluşacak komisyonun bir parçası olmak üzere kendi üyelerinden birini" aday göstermelerini istedi.

Bonaparte meslektaşlarına (8) bilhassa bu konuda iki üye atamalarını önerdi. Bu kişiler Bilimler Akademisi [L’Académie Des Sciences] alanında faaliyet gösteren Gaspard Monge (Péluse Kontu; Fransız matematikçi ve siyasetçi; doğumu 9 Mayıs 1746 - ölümü 28 Temmuz 1818) ve Güzel Sanatlar [Les Beaux-Arts] alanında faaliyet gösteren Dominique-Vivant Baron Denon (Fransız sanatçı, ressam, diplomat, yazar ve arkeolog; doğumu 4 Ocak 1747 - ölümü 27 Nisan 1825) olmuştu. Üstelik bu görevlendirilmeler rastlantısal da değildi: Komisyon bu sayede hem papirüs çözme teknikleri hem de Herkulaneum'daki kazı çalışmaları konusunda iki uzman kazanmış oldu.

Mısır seferinden beri Monge firavunların diyarından getirilen papirüslerle yakından ilgileniyordu. Hatta bu nadide belgeleri çözmek üzere bir teknik bile geliştirmişti. Bonaparte bu "hobiye" vakıftı, nitekim Monge ona arkeolog Hamelin'in Mısır'dan getirdiği papirüsler üzerinde yürüttüğü deneylerin vardığı sonuçları göstermişti (9). Her ne kadar Mısır papirüsleri Herkulaneum kentinde çıkarılan voluminalar [parşömen tomarları veyahut cilt, rulo hâlinde belgeler] gibi kömürleşmemiş olsalar da, Monge, Bonaparte'ın gözünde, bunları çözebilecek kapasitede biri olmalıydı, bilhassa da 1797 yazında ziyaret ettiği kazılardan haberdar olduğu düşünülürse.

Denon, 1778 yılında Napoli Krallığı'na giderek hem Pompeii ve Herculaneum antik kentlerindeki kazı çalışmalarını hem de Portici Müzesi'ni ziyaret etti. Bu süreçte Başrahip Antonio Piaggio (1713 - 1796/7 civarı) — 1750'lerde Herculaneum'dan kömürleşmiş parşömenleri çözmek amacıyla bir makine icat eden ve 1779-1795 yıllarını Vezüv'ün faaliyetlerini Sör William Hamilton adına bir günlüğe kaydederek geçiren İtalyan bir rahip ve bilim adamı idi — ile tanışma fırsatı bulmuş ve parşömenlerin gün yüzüne çıkarılmasına iştirak etme konusunda kendisinden icazet almıştı. Böylece Denon'un, Piaggio'nun uyguladığı tekniği günümüzde Paris'te sergilenmekte olan altı papirüs üzerinde yeniden uygulayabileceği umuluyordu.

Papirüslerin tomarları çözülmeye başlandıktan sonra, sıra kadim/antik kültürün hazinelerine ilişkin kanaatlerini dile getirmeye ve bunları neşretmeye gelmişti. Eskiçağ tarihi ve edebiyatı sınıfı, İlyada ve Odesa üzerine yaptığı çalışmalar göz önüne alındığında, metinleri okuma ve yazıya dökme konusunda en yetenekli kişi olarak görülen ünlü Helenistik Jean-Baptiste-Gaspard d'Ansse (veya Dannse) de Villoison (doğumu 5 Mart 1750 (veya 1753) - ölümü 25 Nisan 1805)'u görevlendirdi. 1793 basımından itibaren ilk parşömenlerin felsefi incelemeler olduğu da biliniyordu. Dolayısıyla Fransız dili ve edebiyatı sınıfı, filozof [felsefeci veya düşünür] ve Fransız yazar ve filozof olan Denis Diderot'nun (doğumu 5 Ekim 1713 - ölümü 31 Temmuz 1784) öğrencisi — Fransız sanatçı, ateist filozof ve Encyclopédie'nin yazarları arasında — Jacques André Naigeon'u (doğumu 15 Temmuz 1738, Paris - ölümü 28 Şubat 1810, Paris) seçti. Bunun üzerine Güzel Sanatlar Sınıfı [La Classe Des Beaux-Arts], Ocak 1803'te Enstitü'ye giren Romalı arkeolog Ennio Quirino Visconti'yi (doğumu 1 Kasım 1751 - ölümü 7 Şubat 1818) seçti. Sonuçta, Herculaneum el yazmalarını değerlendirmekle görevlendirilen bu komisyon, Bonaparte tarafından kendilerine verilen görevi yerine getirebilecek en kabiliyetli akademisyenlerden/bilim insanlarından oluşuyordu.

Komisyonun toplanmasından kısa bir süre sonra ilk toplantının gerçekleşmesi, bilim insanlarının duyduğu heyecanın bir göstergesiydi. Ansse de Villoison 10 Haziran 1803'te edebiyat ve güzel sanatlar sınıflarına komitenin tereddütleriyle alakalı sözlü bir bildiri sundu. Akabinde, gerçekleştirilebilecek her türlü çözülme deneylerinde hazır bulunmak ve "bu eserleri tahrip edebilecek hiçbir girişimde bulunulmadığını" denetlemek üzere görevlendirildi. Görünüşe göre Villoison hiçbir şey denemeksizin 1805 yılında hayatını kaybetti. Yerini alan arkeolog — Fransız yazar, arkeolog ve sanat tarihçisi — Antoine Chrysostôme Quatremère de Quincy (doğumu 21 Ekim 1755, Paris - ölümü 28 Aralık 1849, Paris) bu konuda pek de etkili olamamış gibi görünmektedir. Diğer yandan Monge ve Denon'a gelince, onlar da başka görevler üstlendiler ve parşömenlerin durumu nedeniyle sekteye uğramış olması gereken bu komisyonda önemli bir rol oynamış gibi görünmüyorlar. Bu rulolar, antik kültürün hazinelerinden çok odun kömürüne benzeyen nesneleri mahvetmeden nasıl çözülebilirdi? Büyük ihtimalle Papirüs Komisyonu'nun müteakip birkaç kez toplanması gerekti fakat hepsi de bu işin beklenmesinin elzem olduğuna kanaat getirdi. Bu değerli voluminaları [parşömen ruloları] çözmek üzere hiçbir girişimde bulunulmadı (10).

İmparatorluğun Akabinde Papirüsler

Papirüslerin çözülmesine yönelik çalışmalar ancak 1816 yılında, Galler Prensi (o zamanlar IV. George) tarafından görevlendirilen Rahip John Hayter (İngiliz Portre Ressamı; doğumu 21 Ekim 1800 - ölümü 3 Haziran 1895) ile Sör Robert Tyrwhitt'in (İngiliz saray mensubu ve siyasetçi; doğumu 1362 civarı - ölümü 1581) Paris'e gelişiyle yeniden başladı. Bunun münasebetiyle komisyon, Fransız bir arkeolog olan Desiré-Raoul Rochette (doğumu 6 Mart 1790 - ölümü 3 Temmuz 1854) ve matematikçi Pierre Claude Mollard'ı da içine dâhil edecek şekilde genişletildi. Aynı sonuçları elde etmek umuduyla Hayter ve Tyrwhitt, Piaggio'nun icat ettiği makinenin bir replikasını/kopyasını Paris'e götürdüler. Birkaç başarısız denemeden sonra çalışmalar durduruldu. 31 Ocak 1817'de Raoul Rochette, girişimlerin başarısız olduğunu bildirerek, "neredeyse tüm bir rulonun, eserin konusuna veya yazarın adına dair hiçbir belirti olmadan kayıplara karıştığını" duyurdu. Elde edilen tek bulgu "çoğu birbirinden alakasız ve birbiriyle bağdaşmayan yazı karakterleri, sağlam tek bir cümle bile yok, ancak bozulmamış birkaç sözcükle sınırlı" idi. Elde edilen bu vahim bulgu sonrasında Rochette, Londra'da papirüsler üzerinde çeşitli deneyler yapmakta olan Alman kimyager Sickler'in müdahalesine bel bağlamıştı.

Sonuçta kimyager birkaç İngiliz parşömenini imha etti ve hiçbir zaman Paris parşömenlerine müdahalede bulunmadı (11). 1879'da Louvre laboratuarında konuyla ilgili yeni bir dizi deney başlatıldı. Bu papirüsler "küçük bir değirmen" kullanılarak çözülmek üzere Seine Nehri'nin öbür yakasına götürüldü. Bu denemeler bir kez daha başarısız oldu: Papirüsler yalnızca ufak tefek hasarlarla Enstitünün kütüphanesine geri gönderildi.

"Bonaparte Papirüsleri" 19. yüzyıldan 1985 yılına kadar kendilerini koruyan ahşap "59 no’lu sanat eseri" kutusunda muhafaza edilmiştir. O dönemde papirüslerden ikisi, Profesör Gigante'nin gözetiminde "Oslo yöntemi" adıyla bilinen kimyasal bir işlem kullanılarak çözülmek üzere Napoli'ye gönderildi. 2002 yılında, çözülen papirüslerden yüzlercesi, günümüzde Profesör Daniel Delattre gözetiminde incelendikleri yer olan Seine Nehri kıyılarına getirildi.

Papirüslerden biri içindeki sır perdesini aralamaya başladı. Tıpkı Herkulaneum papirüslerinin çoğunda görüldüğü üzere, bu da Epikürcü Gadaralı Philodemus'un yazdığı bir felsefe derlemesidir. Günümüzde kullanılan adıyla ''PHerc Paris 2'', iftiranın ve iftira atanların ele alındığı bir çalışmaya ayrılmıştır. Bu yazının son sütununda ünlü Latin şair Virgil'den söz edilerek hoş ve şaşırtıcı bir sürpriz yapılmıştır. PHerc Paris 1, durumu oldukça kötü olmakla birlikte, hâlâ sırlarını saklamaktadır; ne var ki parşömenlerin elden geçirilmesi işi henüz yeni yeni başlamıştır. IV. Ferdinand'ın gönderdiği diplomatik hediyeden hâlâ iki sağlam papirüs ve büyük ihtimalle çok sayıda çözme girişiminin sonucunda ortaya çıkmış bir parça kalmıştır. Gelecek teknolojilerin, bize antik/kadim düşünce tarihinin böylesine nadide örneklerine herhangi bir ölçüde dokunmadan metinlerle bağlantılı daha fazla bilgi edinme olanağı sağlayacağını ummaktan başka bir şey gelmiyor elimizden (12).

Çeviren: Burak Yıldız

(Napoleon.org)

Notlar:

1. Bu konudaki ilk yayınlar 1748 yılında ortaya çıkmıştır: Marcello Venuti, A Description of the First Discoveries of the Antient City of Herculaneum.

2. Yakın zamanda yapılan kazılar (1990-1996) söz konusu villanın aslında antik kıyıya kadar uzanan üç kat üzerine inşa edildiğini ve kentin kentsel dokusunun bir parçasını oluşturduğunu göstermiştir.

3. Bu eserlerin çoğu şu anda Napoli'deki Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza edilmektedir.

4. Lucius Calpurnius Pison Caesoninus (M.Ö. 40 civarında öldü), M.Ö. 58 yılında konsül, Makedonya prokonsülü/Eski Roma'da konsül vazifesini yapan memur (M.Ö. 57 - M.Ö. 55). Sezar M.Ö. 59 yılında kızı Calpurnia ile evlenmiştir.

5. Yayımlanan ilk metin Philodemus tarafından yazılan "La Musica IV" idi. Söz konusu bu parşömen 2002 yılında Profesör Daniel Delattre tarafından yeniden yapılandırılmış ve neşredilmiştir.

6. Bu devasa Athena heykeli 1797 yılında Velletri'deki (Roma'nın güneyi) bir Roma villasının kalıntılarında keşfedilmiştir. Doğrudan komisyon üyelerince satın alınan heykel, Napolitan askeri birliklerince ele geçirilmiş ve Napoli'ye nakledilmiştir. Pallas heykeli iade edilmiş ve Aralık 1803'ten beri sergilenmekte olduğu Louvre'a götürülmüştür.

7. Bu parşömenler, hâlihazırda Galler Prensi'nin elinde bulundurduğu dört parşömene eklenmiştir. 1810 yılında bu parşömenler resimlerle birlikte Bodleian Kütüphanesi'ne (Oxford Üniversitesi) gönderilmiştir. Bu resim çizimleri yavaş yavaş internet üzerinden erişime açılmaktadır.

8. Birinci Konsül 1797'den beri Enstitü'nün bir mensubudur.

9. Antoine-Romain Hamelin, "Douze ans de ma vie (1796-1808)", Revue de Paris [Bir Fransız edebiyat dergisi], 1 Ocak 1927, s. 48-49.

10. Herhangi bir toplantı olduysa bile, Enstitü'nün arşivlerinde yazılı bir kayıt bulunamamıştır.

11. Aynı dönemde İngiliz kimyager Humphrey Davy benzer deneyler yapmak üzere ortaya çıktığında, birkaç parşömeni kaybetmiş olan IV. George, İtalyan parşömenlerini incelemek üzere Napoli'ye gitmesini tavsiye etmiştir. İngiliz papirüslerinden geriye kalan 12 papirüsten yalnız bir tanesi günümüzde Bodleian Kütüphanesi'nde bozulmadan korunmaktadır.

12. Yazar, Profesör Daniel Delattre'ye, The Library of the Institut de France [Fransa Enstitü Kütüphanesi] Direktör-Küratörü olan Mireille Pastoureau'ya, The Bibliothèque de l'Institut de France [Fransa Enstitü Kütüphanesi] el yazması koleksiyonlarından sorumlu Baş Küratör Fabienne Queyroux'ya ve Fondation Napoléon Kütüphanesi Başkanı Chantal Prévot'ya şükranlarını sunmaktadır.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Şükrü Erbaş • Kirpik Kandilleri - 1Şükrü Erbaş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Cafer Solgun

12 Ağustos 2025

‘Ödedim borcumu yaşayarak’ ya da Post ..

İnsanüstü bir uğraş ile hayatı adına bazen devrim, bazen bahar ve her zaman özgürlük dediğimiz geleceklerin inşasına zorlarken…Rengârenk, rengâhenk gölgelerinde saklı hayatlardır, bazen şaşırtan bir sürpriz olur düşer yoluna ve sen hayıflanırsın her şey si..

Devamı..

Ses ve Kitap

Mesut Barış Övün

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024