Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Ekim 2021

Edebiyat

Bir Aile Olmak

Erhan Sunar

Paylaş

3

0


Her öykü durmadan düğümler üretmez, ne de bunları çözmek için biz kuşku yığınına dönüşmüş zihinlerimizle çabalayıp dururuz.

Mutluluğumuza adlı ilk kitabında Doğuş Benli’nin öykü kişileri çoğunlukla eğitimli, şehrin ve ailenin talepleri arasında hep bocalayan yanlar taşırlar. Bu iki merkezî ilişkiler bütününü hemen vurguluyorum, çünkü şehri yok saydığımızda ne kadar doğaya yönelik özlemlere sığınma eğilimi gösteriyorlarsa, aile sorun edildiğinde o ölçüde kaçış yollarının kapalı olduğunu bir noktada fark ediyor bu kişiler. Soğukkanlı, sonuna dek bilinçli, ilişkilerde mesafesini hiçe saymaya hiç yanaşmayan, alkole ve hayallere kimi kez fazlasıyla gömülmüş olsalar da dikkatlerini yitirmeyen yönleri onları bir öyküden diğerine birbirlerine yakınlaştırsa da, nihayetinde okuduğumuzun kendi evrenine kapanmaya hazır bir hisler ve ilişkiler envanteri olduğunu da çok geçmeden anlıyoruz. Alıp başını gidemeyen bütün bu “düşünceli” insanlar bu nedenle en kolayından kaçış planları değil, hemen ilk öykülerden birinde göreceğimiz gibi diyelim şehirden, iş hayatının ve bir sevgilinin varlığından bir biçimde uzaklaşmış olsalar bile, anneye, babaya duyulan başka türlü sorumluluk hayalleri taşıyorlar.

Ama yazarın duru ve kelimelerle hayallerin arasına geniş boşluklar serebilen anlatımı bu temel panoramadan anlamı ve derinliği doğruca, yoğun ruhsal tasvirlerle edinmemizi de istemez: Anlatılan hayatların rafine, orta karar oluşları, yoksul olsa da hayallerde güvenli sığınak bölgeleri arıyor olmaları onları düşüncelerimizin ara bölgelerine çekmeden önce güzelce bir hayal etmemizi, trajedilerini ilkin kendimizden, çevremizden olağan görüntülerle birleştirmemizi önerir. Kelimelerin okura sunduğu bu demokratik düzlemde kişileri ve ilişkilerini kaçınamayacağımız bir dikkatle görecek olmamız da işte böyle bir tercihe dayanır: Onları hayallerimize teslim etmekle yazar kendi kendilerine dair algılarını biraz törpüler belki, ama evimizin, dostluklarımızın tam içine sızacak kadar da keskin yönlerini fark etmemizi sağlar. Aslında karakterlerin algıları kendilerinden de kopuk değildir; başta sözünü ettiğim şehir hayatı ve aile talepleri öyle belirleyicidir ki sadece buna daha fazla zaman ve ortam yaratamadıklarını düşünürüz bazen. Sırf bu sebeple de olsa sahici görünürler ve gündelik hayattan çıkabilecek her türlü itiraz sözlerinin, tavırlarının, düşüncelerinin yönüne olabilecek en uygun biçimlerle yerleşmiş olur. Çevremizden bilir, tanırız bu kişileri; etkilerini farklılık ya da aykırılıklarından değil yaşamlarını ağırbaşlıca, uysalca, bir vicdan gibi akıllarında taşımalarından alır, bize bu yükün ağırlığından önce varlığını ve belki de yapısını hatırlatırlar. Yazarın kelimelerle hayallerin çarpışmasını bir adım daha öteye taşıyıp, zihnimizde imajlar oluşturma becerisini tek bir öykü içinde konu olarak da işlediği şu örneğe bakalım: “Zaten Tecrübesiz” isimli öyküde çekirdek modern aileyi oluşturan kişiler özel adlarıyla değil, “anne” ve “baba” diye soyutlanarak verilirken onların daha en başından bir aile olmakla ilgili bir sorunları (ya da aşırı bir özenleri) olduğunu düşünüveririz. Öyledir, küçük çocukları Ege’ye bakması için tuttukları bakıcıyı da izleyen kameralarla donatmışlardır evi ve sıradan bir iş gününde evden uzaktayken bir yandan da aslında ebeveyn olma rolleriyle yine oradadırlar. İzlerler, saklamaya çalıştıkları hayretlere kapılırlar ve birbirlerine de doğru dürüst açmadan, gördüklerini (yani eve sevgilisini getirip sevişen bakıcıyı) olaya hiç çevirmeden yeni birini bulmayı kararlaştırırlar. Her şey üçüncü sayfa haberlerine de düşecek biçimde olması gerektiği gibidir, anne ve baba bunu sezgileriyle, hiç konuşmadan önlerler ve zihnimizde canlanan evin içini bir de kamera metaforuyla “aydınlatan” yazarın akıllıca hamlesiyle bütün yüzleşilmeyen düşünceler görüntüye, görüntüler hayallere dönüşürken fazladan bir kesinlik ve saydamlık edinirler.

doğuş benli mutluluğumuza

Annelerin sevgiyle, babaların ince bir buruklukla, sevgili ve arkadaşların zaman zaman tanıdıklıkla tekinsizliği aynı anda barındıran bir dikkatle verildiği öykülerde, annelerin çocuk yetiştirirken kusurlarını kolayca fark edemediklerini, babaların ancak evlat sahibi olduklarında özveriye yöneldiklerini, eşlerin ve arkadaşların birbirlerinden aslında fazlasıyla ve düşmanca şüphelendiklerini de okuyunca bu nedenle hiç yadırgamayız. Her şeyin bir an mümkün görünmeye yaklaştığı, hayatın acımasız yönlerini yazarın yazınsal evreninin güzelliğinden ayıramayacağımız muğlak sınırlar böylece belirip kayboluyordur. Öyküler kendi içlerinde ve birinden diğerine hızlı tarafından bir yere varmazlar, daha çok küçük sarmal hareketlerle kendi içsel dünyalarını ya biraz daha parlatırlar ya da bundan pek farklı olmayarak yeni düğümler atarlar: Her durumda çözmemizin, sırrına ermemizin istendiği en temel şeyler hep biraz ucu açık kalır. Aile bağlarının durmadan sorunsallaştığını görüyor olmamız, onlardan çabucak modern hayat eleştirisi, mutluluk içinde mutsuzluk gibi hayli alışıldık ruh halleri çıkarmamızı engellemez belki, ama bunu düşüne taşına, kişilerin jestlerine, mimiklerine, küçük imalarına dek dikkat göstererek yapmamız da gerekir, ki Benli’nin özellikle ufak tefek takıntılara sahip erkek karakterleri bu anlamda önümüze genişçe bir davranışlar, tavırlar toplamı yığmakta hayli dolaysızdırlar.

Aile kurumunun evrildiği ve yazarın hep başka yönleriyle öne çıkardığı durumu az da olsa yoksul aileler üzerinden de tanırız. Bir “kriter” olarak ötelerde bir yerde, hayallerin acıtıcı yüzünü göstermekte gecikmeyeceği bir uzaklıkta duran ev, mal mülk sahibi hayatlar bu nedenle öykülerde bir tek kendi varlıklarına gömülmüş olmakla kalmıyorlardır. Kameralarla, uzaktan kumandalarla evlerinin içini her an yönetir, çocuklarına örnek olurlarken etraflarında bir çember gibi genişleyen, özlemlerinden habersiz oldukları daha yoksul, daha olanaksız yaşamlar da vardır elbette. “Örnek Daire” öyküsünde bir yoksulluk dramına yuvarlanmadan, eşine pahalı bir daire, çocuğuna yeni kıyafetler almak için hayaller kurup yalanlara başvuran aile babası, örnek aldığı yaşamların buruk mutluluklarına uzaktan, öykünerek, gerçek olmasa da inanarak kendi hayatından bir yanıt verir. Bu karşılığa göre, kendi küçük ailesiyle bir süre bir satış ofisinin örnek dairesinde geçirdikleri zaman hayalleri unutturacak kadar gerçek, tavırları bu gerçekliği zorlayacak kadar kendiliğinden olur.

mutluluğumuza doğuş benliDoğuş Benli’nin sorunsuz nesri bir yanıyla bu hayatlardaki olağan yanları görmemizi de mümkün kılar. Her öykü durmadan düğümler üretmez, ne de bunları çözmek için biz kuşku yığınına dönüşmüş zihinlerimizle çabalayıp dururuz. Sisli, bulanık yollarda yürümediğimiz de olur: Babayla güven verici bir ilişki kuramamak problemdir belki, ama şehir hayatını terk edip köydeki aile evinde “babanın yokluğuna” bahçe düzenleyerek karşı koyabilmek her şeye karşın iyimsercedir. Zorbaca bir adam eş olarak büyük sorundur, ama kadının onu yok etme, yok sayma çabası göstermesi yine bir başına açıkça çok önemlidir: Bunlara benzer daha epey ilişki detaylarıyla aynı zamanda bu öykülerin hapsettiği yaşamlara alternatif imkânları da kurar, mutsuz evliliğini dert eden adamın dönüşmek istediği kişiliğe bir an çok yakından bakarız. Öyküler arasındaki benzeşlik ya da farklılıklardan, hatta kimi zaman tek bir öykü içinde gerçekleşebilen dönüşümlerden her zaman için dışarıda olanak bırakmayan keskin bir mantık ya da diyalektik sürecin parçasıymış gibi zorunlu anlamlar çıkarmayız. Her bir öykü bağlamı daima kendi şartlarını oluşturur ve en sonunda genel bir resim görüyorsak bunun yine bir yerlerde bazı parçaları eksik bırakılmış bir yapboza benzeyebileceğini de düşünürüz: Kusurlu olabilen hayatlar, kendi kusurlarının üzerine doğruca gidemiyorsa da onların varıp durduğu yer bizler için hep yeni başlangıç yolları üretebiliyordur. Yazarın kimi zaman iyice zor durumlara sürüklediği bu insanların bıraktığı yerden devam etmek, kendi hayatlarımıza, kendi evlerimize uzun bir yolculuktan sonra başka bir kapıdan girmek kadar düşsel ve tıpkı bir düşte olacağı gibi gerçeksi olur sonunda.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Gabriel García Márquez: “Yazarın devri..P. A. Mendoza
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. Horton-Insch

24 Ağustos 2025

Naziler Niçin Bayeux Duvar Halısının P..

Ortaçağ’a ait böylesi olağanüstü bir nesneden arta kalan ufacık bir parça bile bulunduğunda heyecan yaratır.Bayeux duvar halısının bir parçası Mart ayında Almanya’da, Schleswig-Holstein eyalet arşivlerinde bulundu. Peki söz konusu parça..

Devamı..

Banu Yıldıran Genç: “Okur problemimiz ..

Halil Yörükoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024