2014 yılının sonbaharında bir yağmur damlası, diğer damlalardan ayrılarak küçük ortalı bir şehrin tenha sokaklarından birine düştü. Çok yakınında bir su birikintisi vardı ve ne acı ki birikinti berraklığını kaybetmeye, çamurla tanışmaya başlamıştı. Saflığını korumak için yaptığı perhiz bitiyor, toprak onu kendine çekiyordu.
Yağmur damlası bir oğlan çocuğu gibi savruk ve isyankâr, seslendi birikintiye:
– Yolculuk nereye?
Birikinti ürperdiğinden mi, telaştan mı bilinmez, hafifçe titredi ilkin; ardından yanıtladı damlayı:
– Bir göl olmak istiyordum, ama kaderim buymuş, dedi.
– Gölle konuşmuştum, dedi damla, onun da derdi deniz olmak.
– Denizin emeli de okyanus olmak aslında, bizim sorunumuz hep aynı, dedi su birikintisi.
– Birinin bu çoğalma, artma hırsına son vermesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin bir okyanus kaç damladır, sayabilene aşk olsun. Hem nereye varabilir ki büyümek, içinde bir şey değişmiyorsa?
Tebessüm etmeye çalıştı su birikintisi. Mümkün değildi.
Nehir olmak hakkındaki bilgisizlikleri tabiatı şaşırttı. Paslandığı için açılamayan baraj kapakları suyun altına alıp gizlediği uygarlıkları unutturmanın hazzıyla sakindiler. Yağmur damlasının kendi kendine uydurduğu masallardan bir su felsefesi asla çıkamazdı. Oysa suyun karakterleri birbirlerinden çok farklı birer yol çizmeye karar verdiklerinde 2014 yılının sonbaharı henüz yeryüzüne ulaşmamıştı. Uzaya yakın bir yerde durmuş, su topluyordu. Ekibini kuracak ve öyle gelecekti. Sonbahar gerekirse kostümsüz, dekorsuz, hatta metinsiz çıkacaktı sahneye. Ona biraz şarkı, biraz keder, biraz terk yetecekti.
Yağmur damlası dalgınlıktan kurtulunca her an kurumaya hazır olduğunu hatırladı. Bu gidişle bırakın göl, deniz, okyanus olmayı bir birikintiye bile katılamayacak, yokluğa karışacaktı.
– Bana yardım etmelisin, diye seslendi su birikintisine, ömrümle ilgili bir sorunum var.
– Evet, buharlaşıyorsun, dedi su birikintisi.
– Ama ben ihtiyarlamadan gitmek istemiyorum.
– Bana eklenmen gerek, gayret et bir parça. Yaklaşmalısın. Vakit daralıyor.
Yağmur damlası su birikintisine akmak için hareket etti. Ancak bu kere de mesafe aldıkça iz bırakarak azaldığını hissetti, ilerledikçe bir kısmı yerde, geride kalıyordu.
– Ha gayret, dedi su birikintisi, çabala biraz. Kaldırma kuvvetini unutma. Kaldır kendini. Suyun kaldırma kuvveti suyu da kaldırabilmeli.
Olmadı. Yağmur damlası su birikintisinin az uzağında temelli kalıverdi.
– Yapamadım, diye kesik kesik fısıldadı, keşke başka bir şeye benzeseydim.
Tebessüm etmeye çalıştı su birikintisi. Bu kere becerdi.
– Ne göl, ne deniz, ne okyanus, dedi, hatta nehir bile değil, bir gözyaşı damlası olabilseydin, her yere gidebilirdin. Gözyaşı her yere gider küçük kardeşim.
2014 yılının sonbaharında bir yağmur damlası, diğer damlalardan ayrılarak küçük ortalı bir şehrin tenha sokaklarından birine düştü.
Başlamadan biten macerası tüm suları üzdü.






