Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

9 Nisan 2024

Kültür Sanat

Kurgusal Varlıklar

Oggito

Paylaş

0

0


Realistler, dilde kurgusal varlıklara hasredilen cümleler olduğu gerçeği karşısında hayrete düşerler.

Kurmacayı çevreleyen felsefi meseleler son birkaç on yılda giderek daha fazla felsefecinin dikkatini çekiyor. Kurgusal varlıklar (hem bu tarz varlıkların neye benzediği hem de gerçekten birer varlık olup olmadıkları) bu alandaki en bilindik ve temel tartışma konularından biri.

Kurmaca eserlerin göze çarpan özelliklerinden biri de kurmaca karakterlerdir: kahramanca davranışları kurmaca eserlere konu olan ve ilk kez bu eserlerde arzı endam eden bireyler. Shakespeare’in Hamlet’i mesela, baş rolü kurgusal karakter Hamlet’e verir, Doyle’un Kızıl Dosya’sında Sherlock Holmes, Tolstoy’un Anna Karenina’sında Anna. Bütün bu eserlerde elbette, Ophelia ve Doktor Watson gibi, başka karakterler de yer alır. Hatta içlerinden bazıları ki, bilhassa Rus romanlarının bu özelliğe sahip olduğu söylenir, barındırdıkları karakterlerin çokluğuyla karakterizedir. Kurgusal karakterler, kurgusal varlıklar, kurmaca nesneleri ya da ficta olarak çeşitli isimlerle bilinen bir varlık sınıfına aittir. Bu sınıf sadece kurmaca kişileri, hayvanlar ya da canavarlar gibi canlı kurmaca nesnelerini değil, aynı zamanda katedral kasabası Barchester ya da elf ülkesi Rivendell gibi kurgusal mekânları, yani cansız kurmaca nesnelerini de kapsar. Bununla birlikte, her ne kadar kurmaca eserlerde önemli roller üstlenseler de, az önce belirtildiği üzere gerçek dünyada yer alan varlıkları içermez. Dolayısıyla ne Londra ne de Napolyon kurmaca bir varlıktır. Fakat bunlardan ilki Holmes hikâyelerinde olan biten her şeyin arka planıyken ikincisi, Savaş ve Barış’ın tasvir ettiği olaylarda önemli bir rol oynar.

Yukarıdaki nitelendirmeye göre kurgusal varlıklar, kendine özgü bir varlık tipi oluşturur. O halde kurgusal varlıklarla ilgili sorabileceğimiz en temel felsefi sorulardan birinin onların doğası hakkında olması şaşırtıcı değildir: kurgusal bir varlık ne tür bir şeydir? Bu soru, daha da temelmiş gibi görünen şu sorudan farklıdır: niçin daha en baştan kurgusal bir varlığın olduğunu varsayalım? Nihayetinde bizim dünyamız ne Sherlock Holmes’u ne de Rivendell’i ihtiva eder – bu sözde varlıklar olgular dünyasına değil, kurgular dünyasına aittir. Thomasson’un 1999 yılında yapmış olduğu ayrıma göre ilk soru, metafizik bir meseleyken ikincisi ontolojik bir meseledir.

Kurgusal varlıkların metafiziği

Thomasson’un da belirttiği gibi, ilk soru aslında şunu sormak demektir: şayet bu kurgusal varlılar gerçekten olsalardı nasıl olurlardı? Bu soruya pek çok farklı yanıt önerildi. Ancak verilen yanıtlar birbirinden ne derece ayrılırsa ayrılsın tamamı, bu varlıklar üzerine teori üretmeye çalışan filozofların karşılaştığı, sezgiselmiş gibi görünen bir bilgiyi (yokluk verisi) içermeye çalıştı:  bu varlıklar mevcudiyetten – ya da en azından alelade fiziksel bir obje olarak mevcudiyetten yoksundur. O halde Hamlet ya da Holmes gibi kurgusal paradigmatik nesneler var olmazlar. Bu arada felsefeyle uğraşmayan birinin bu tarz nesnelerin var olup olmadığı sorusuna muhtemelen “var olmuyorlar” şeklinde yanıt vereceğini, öte yandan da başka bir şekilde “var oldukları” kabulünün yanıtına eşlik edeceğini unutmayalım. Ayrıca bu bakımdan düşündüğümüzde, kurgusal bir karakterin, gerçek bir tarihsel figür olabileceği görüşünü tartışmak istediğimizde de yokluğa başvururuz: örneğin Kral Arthur. Onun aslında hiçbir zaman var olmadığını söyler ve o suretle tarihsel bir Kral Arthur arayışının beyhudeliğini vurgulayabiliriz.

Herhangi kurgusal bir varlığın olduğuna inanmayanlar (onlara bundan böyle kurgusal antirealistler diyeceğiz) yokluk verisi üzerine ancak ontolojik bir okuma yapılabileceğini iddia edecektir: kurgusal varlıkların olmadığını söylemek, var olanın alanında kurgusal varlık diye bir şey olmadığını söylemek anlamına gelir. Onlara göre yokluk verisini metafizik olarak okuyanlar sadece kurgusal realistlerdir ve kurgusal varlıkları “var olmama” niteliğine sahip varlıklar olarak nitelerler. Ayrıca kurgusal antirealistlere göre, kurgusal bir varlığın yokluğunun, kurgusal bir varlık olmasından dolayı kendi doğası tarafından belirlendiği düşüncesi de yalnızca kurgusal realistlere özgüdür. Fakat bu kadarı biraz mübalağa. Zira kurgusal anti-realistler, bizzat kurgusal varlık diye bir şeyin var olmadığını savundukları için, iddia edilen X’in aslında var olmadığına dair tek dayanağın, onun kurgusal olduğunun gösterilmiş olmasından kaynaklandığını kabul edeceklerdir. Kral Arthur meselesinde olan şey tam olarak budur – ya da diğer pek çok efsanevi karakterde, hatta mitolojik varlıkta. Kral Arthur’un efsanevi bir figür, kurgusal bir varlık olduğu keşfedilene kadar insanlar onun Romalılardan sonra İngiltere’nin başına geçmiş güçlü bir lider (Geoffrey of Monmouth, Historia Regum Britanniae), gerçek bir şahsiyet olduğuna inandılar. Nitekim Kral Arthur’un var olmadığı sonucuna da ancak bu keşif sayesinde varıldı. Bu da demektir ki, “Bir şeyin kurgusal bir varlık olması için gereken şey nedir,” gibi metafizik bir sorunun yanıtında bile kurgusal anti-realistlerin payı mevcut.

Hâlihazırda gördüğümüze üzere bu veriyi – ki, görünüşe bakılırsa muhteviyatında hem var olan hem de olmayan nesneler mevcut – “….bazı şeyler vardır” ya da “…. her şey vardır” gibi mantıksal niceleyicileri kullanmak için tartışmaya açmak gayet olağan. Örneğin, kurgusal nesneler gibi aslında var olmayan nesneler olduğunu söylediğimizde bunu yaparız. Kurgusal anti-realistler bu tarz bir düşünceye ihtiyatla yaklaşırlar çünkü herhangi kurgusal bir nesnenin var olduğunu kabul etmezler. Öte yandan kurgusal realistlerse meseleyi, “Hamlet ve Holmes gibi var olmayan nesneler de vardır,” şeklinde ele alırlar ve bu düşünce tarzı ya kelimenin tam manasıyla doğrudur ya da en azından bir gerçek bildirir.

Kurgusal varlıkların ontolojisi

Açıkçası ontolojik bakımdan en önemli ayrım, kurgusal varlıkların olduğuna inanan kurgusal realistlerle, bu tarz varlıkların olduğuna inanmayan kurgusal anti-realistler arasında görülür. Kullanılan dil, uzun süredir bu iki taraf arasındaki savaş alanı.

Realistler, dilde kurgusal varlıklara hasredilen cümleler olduğu gerçeği karşısında hayrete düşerler. Anti-realistlerse bunun yerine, bahse konu görünüşün yanıltıcı olduğunu belirtir: ne zaman ki kurgusal bir varlığa hasredilen bir cümleyle karşılaşsak o cümleyle aynı doğruluk koşullarına sahip fakat sıkı sıkıya kurgusal varlığa hasredilmeyen bir izah sunulabilir. Örneğin kurgusal anti-realistlerden Gottlob Frege, “Odysseus karaya çıktı,” dendiğinde kurgusal “Odysseus” isminin bir anlamı olduğunu ama referansının olmadığını belirtir. “John, Odysseus’un karaya çıktığına inanıyordu,” ya da “Odysseia’nın yazarı Odysseus’un karaya çıktığını söylüyor” gibi ismin (Odysseus) yalın halde kalmayıp çekim eki aldığı dolaylı bağlamlardaysa Frege’ya göre bu anlam, kurgusal ismin yeni göndergesi haline gelir.  Realistler, bu tarz açımlamaların yetersiz olduğunu ve yeterli bir açılımın da bulunamadığını farklı cümleler üzerinden göstermeye çalışır. Buna karşılık anti-realistler, her ne şekilde olursa olsun bütün cümlelerin kurgusal varlığa hasredilmeyecek bir üslupla ifade edilebileceğini belirtir. Ve iki taraf arasındaki çekişme bu şekilde devam edip gider.

Kurgusal nesnelere olan hasredilmişliği semantik-dilbilimsel argümanlar için temel olarak alan kişinin karşılaşacağı problemler bize realistlerin kullanabileceği semantik bir kestirmenin olmadığını gösterir. Yani bir realist, dilin kurgusal varlığa hasredilmiş olduğu algısının doğruluğunda ısrarcıysa bu yönde gerçek bir ontolojik argüman sunmalıdır. 

Thomasson, 1999 tarihli kitabında tam da bu tarz bir argüman sunmaya çalışır. Argüman, kurgusal eserlerin varlığını kabul ettiğimiz sürece kurgusal nesnelerin varlığını reddedemeyeceğimizi öne sürer: kurgusal eserler ve kurgusal nesneler aynı varlık cinsine (yani yaratılmış, insan eliyle yapılmış nesneler grubuna) ait olduğundan birini kabul etmek ama ötekini reddetmek yanlış bir akıl yürütmedir.

Yine de bu argümanın bazı problemleri var. Her şeyden önce, kurgusal eserlerle kurgusal varlıklar arasında bir özdeşlik bulunduğunu kabul eder ki, bu kabul sezgisel olarak net değildir. Zira Thomasson’un kendisinin de belirttiği gibi kurgusal eserler, kurgusal varlıklardan farklı olarak sözdizimsel-anlamsal varlıklardır. Fakat buna benzer başka bir argüman, kurgusal eserlerle kurgusal karakterler arasındaki paralelliğe değil, kurgusal karaktere atıfta bulunan kurgusal eserin kimliğine dayanır.  Kısaca söylemek gerekirse; eğer biz belli bir varlık türünün varlığını kabul ediyorsak bu varlığın kimlik koşullarına dahil olan diğer tüm varlık türlerini de kabul etmemiz gerekir. Kurgusal bir eserin var olduğunu kabul ediyorsak ona “kurgusal eser kimliğini” kazandıran diğer tüm niteliklerin (yani karakter ya da mekân gibi kurgusal varlıkların) var olduğunu da kabul etmek zorundayız.

Ve eğer ki, bir anti-realist doğrudan ontolojik gerçeklere başvurarak bir realiste meydan okumak istiyorsa, öncelikle bu tür argümanları ele almalı ve daha da iyisi, herhangi kurgusal bir varlığın olamayacağına yönelik bir argüman sunmalıdır.

Stanford Encyclopedia of Philosophy’de yer alan “Fictional Entities” madde başlığından kısaltılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Fulya Kılınçarslan 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

George Orwell denemeleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

28 Haziran 2026

Günübirlik Ankara Seyahat Planı

Ankara, çoğu zaman iş seyahatleri ve resmi kurumlarla anılsa da kısa süreli geziler için oldukça zengin seçenekler sunan bir şehir. Tarihi yapıları, müzeleri, geniş parkları ve hareketli caddeleri sayesinde yalnızca bir gün içerisinde bile Ankara'nın farklı yönlerini k..

Devamı..

Kaos, Pan-Kapitalizm ve Öngörülemez Ol..

Narin Çelik

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024