Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ağustos 2026

Edebiyat

Salinger ve Hindu-Budist Felsefe

Bora Ercan

Paylaş

0

0


Salinger’ın edebiyatı, Batı’nın varoluşsal sancıları ile Doğu’nun içsel arayışının kesişim noktasında duran benzersiz bir uğraktır.

Salinger, gerek eserleriyle gerekse yaşamıyla 20. yüzyılın en tartışmalı yazarlarından biridir. Yapıtları hem çok satan hem de eserleri sakıncalı bulunan yazarın seveni kadar sevmeyeni de çoktur. Dönemin ünlü edebiyat eleştirmenleri onun kitaplarını değerlendirirken keskin bir şekilde birbirlerine zıt düşmüşlerdir. Salinger’ın kitapları birçok açıdan ele alınabilir; biz burada kısaca öykülerindeki Buddha ve Hint felsefesi etkilerini ele alarak eserlerinin özgünlüğünü ortaya koymaya çalışacağız.

Yazar Doğu felsefelerini, özellikle de Budizm’in kavramlarını öykü ve romanlarında 20. yüzyılın diğer ünlü yazarları Hesse, Joyce, Eliot ve Borges’ten daha farklı kullanmıştır. Öğretiye kalpten bağlılığı bu farklılığın nedenlerinden biri olabilir mi? Bu elbette iddialı bir söylem; zira Salinger kendini hiçbir zaman bir Budist olarak tanımlamamıştır. Öte yandan, Zen felsefesinin özü, bütün bu tanımlara karşı olmaktır. Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın komünizm propagandası iddiasıyla yasaklanması da ilginçtir; nitekim yazarın kendini net bir şekilde tanımladığı herhangi bir ideolojik duruşu yoktur. Bu yönüyle o, tam bir hiciv ustasıdır.

Adının çoğunlukla sadece soyadı ile belirgin olması ve hiç fotoğraf çektirmemesi, Hint ve Buddha felsefesindeki nāma-rūpa kavramıyla ilişkili olabilir. Nāma hem isim hem de zihin anlamına gelir; rūpa ise biçim ve maddedir. Mutlak gerçeklik biçimsiz ve isimsizdir; maddi formu ve zihni olan her şey bir yanılsama (māyā) yaratır. Yazarın inziva sürecine de bütün bu yanılsamaları aşma arzusu gözüyle bakılabilir.

Hiç şüphesiz her yazar öncelikle kendini yazar. İnsanı ve dolayısıyla yazarı coğrafyasından ve döneminden ayrı ele alamayız. Salinger, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından 1919’da doğar. O tarihlerde, özellikle Avrupa edebiyat tarihinde devrim niteliğinde kitaplar yayımlanıyordu. Örneğin Eliot’ın Çorak Ülke’si (The Waste Land) 1921’de, Joyce’un Ulysses’i 1922’de basılmıştı. 1940’ta patlak veren İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımı ise birincisinden de ağırdı. Salinger, insanlık tarihinin gördüğü bu büyük dramı bir asker olarak birinci gözden tanıdı. Doğu öğretileri kadar askerlik ve savaş deneyimi de eserlerinde belirgin temalardan biri oldu. Kızına söylediği "Ne kadar yaşarsan yaşa, yanık et kokusunu burnundan hiçbir zaman tam olarak sökemiyorsun" cümlesi o günlerin bir özeti gibidir. Salinger, savaşın etkisiyle geçirdiği sinir nöbetleri nedeniyle bir süre Almanya’da hastanede kalır.

Ünlü Japon Zen üstadı D.T. Suzuki’nin kitaplarının, diğer birçok yazar için olduğu gibi Salinger için de temel kaynak olduğu söylenebilir.

Hayatı boyunca basına söyleşi vermeyen, doksan bir yıllık ömrünün neredeyse yarısını münzevi bir şekilde geçiren, 1965’ten sonra hiç kitap yayımlamayan yazar hakkında elimizdeki dolaylı bilgilerle birtakım çıkarımlar yapıyoruz. Salinger’ın savaşta yaşadıkları ve ardından insanlardan uzak bir yaşamı tercih etmesinde; özünde şiddetsizliği (ahi) ve riyazeti temel alan Doğu felsefelerinin bir etkisi olmuş olabilir. Baba tarafından Yahudi, anne tarafından Katolik (bunu sonradan öğrense de) olan Salinger, "David" adını kullanmaktan da kaçınır. Ayrıca yazarlığa ve Semitik bir inanç dışına yönelmesinde, tüccar olmasını isteyen babasına karşı Freudyen bir tepki de söz konusu olabilir.

Bununla birlikte savaş sonrası dönem, Amerikan kapitalizminin yükselmeye başladığı, aynı zamanda Budizm’e duyulan ilginin de yoğunlaştığı yıllardır. Doğu öğretileri Amerika’da resmi ideolojinin bir tür panzehiri konumuna gelir. Ayrıca, tam da o yıllar, savaş sonrası hayal kırıklığının ve yabancılaşmanın edebi alanda derin bir şekilde yankı bulduğu eşiksiz bir arayış dönemidir.

Yazarın kaynakları ve öğretiyi nasıl keşfettiğine dair yine bazı saptamalar söz konusudur. Ünlü Japon Zen üstadı D.T. Suzuki’nin kitaplarının, diğer birçok yazar için olduğu gibi Salinger için de temel kaynak olduğu söylenebilir. Öte yandan Vivekananda ve onun gurusu Sri Ramakrishna ve Sufi üstad İdris Şah, Salinger’ın Doğu öğretilerindeki entelektüel harcıydı. Çağdaşı bir diğer ünlü Amerikalı romancı Christopher Isherwood da gurusu Swami Prabhavananda ile birlikte yoga sutraları dahil birçok eseri Sanskritten İngilizceye kazandırmıştı. Salinger’ın bütün bu kitapları okuduğu, anladığı ve bunlardan etkilendiği tartışmasızdır. Zaman zaman da dönemin Sufi ve Zen ustalarıyla yüz yüze geldiği, sohbetlere katıldığı anlatılanlar arasındadır.

Salinger bir süre Columbia Üniversitesi’nde dönemin tanınan, saygı duyulan edebiyat eleştirmeni, editör ve Story dergisinin sahibi Whit Burnett’ın derslerine katılır. Eşzamanlı olarak ünlü Alman Hindolog Heinrich Zimmer de aynı kurumda ders vermektedir. Doğu felsefelerine dair zihne ilk tohumlar Salinger yirmili yaşların başındayken daha o dönem atılmış olabilir.

Birbirinden ayrı gibi görünen bu üç öğretinin çıkış yeri Vedanta felsefesidir; dolayısıyla temelinde Hinduizm, Budizm ve Sufizm birbiriyle paraleldir. Vedanta felsefesi, evrensel gerçeklik de denebilecek Brahman olgusunun sadece insanın dışında değil içinde de bulunduğunu, ancak gündelik yaşamın yanılsamalı doğasından (māyā) dolayı bunun farkına varılamadığını vurgular. Dolayısıyla asıl yaşam amacı, her ikisinin bir arada olması için yapılacak uygulamalar ve yaşam tarzıdır. Nihai bütünleşme ya da erme hali genel olarak aydınlanma olarak da adlandırılır. Bu nedenle Advaita Vedanta felsefesi Tanrı ile insanın bütünlüğünü, birbirinden ayrı olmadığını savunan tekçi (monist) bir felsefedir.

Salinger’da bazı öyküler de sanki uzun bir koandır; öykü eksik gibidir, kasıtlı olarak yarım bırakılmıştır ama okur devamını kendince getirir.

Gelelim bütün bu felsefelerin Salinger’ın eserlerindeki yansımasına... Zen Budizm’inde aydınlanmanın önemli araçlarından biri, yanıtı olmayan ya da sayısız yanıtı olabilecek bilmeceler diyebileceğimiz koanlardır. Koanların mantıklı bir cevabı yoktur; onlar sadece bir sorudur ve asıl amacı alışkanlıklara bağlı düşünme kalıplarını kırmaktır. Çavdar Tarlasında Çocuklar’da Holden Caulfield’ın, New York’taki Central Park’ta bulunan gölün donduğu kış günlerinde ördeklerin ve balıkların nereye gittiğini taksi şoförlerine ve çevresindekilere defalarca sorması çocuksu bir masumiyetten daha çok modern bir koan olarak ele alınabilir. Koan doğrudan mantıklı bir cevabı olmamasının ötesinde, insanı aydınlanmaya yöneltmeyi amaçlar. Kaldı ki, Salinger’da bazı öyküler de sanki uzun bir koandır; öykü eksik gibidir, kasıtlı olarak yarım bırakılmıştır ama okur devamını kendince getirir.

5-7-5 hece formunda yazılan Zen şiiri haiku da öykülerde kendine yer bulur. Koanlar kadar çarpıcı olmasa da haikular âna yaptıkları göndermeler, mevsim imgeleri, pastoral doğa çağrışımları ve uçarılıklarıyla insanı ruhsal ve zihinsel bir hâle sokar.

Koan da haiku da nihayetinde satori içindir. Satori, kısa ve anlık aydınlanmadır.

Reenkarnasyon düşüncesi ya da inancı Teddy adlı öyküde çok açık belirir. Teddy bir önceki yaşamında aydınlanamadığı için bir kez daha dünyaya gelmiştir. Belki de "Bir portakal kabuğu olacağım" diyerek varlıklararasılığa gönderme yapar.

Bazı hathayoga teknikleri de ilginç yerlerde karşımıza çıkar. Seymour Bir Giriş’te dilin kıvrılıp üst damağa dokunması cümlesiyle karşılaşırız ki bu doğrudan khechari mudradır. Bu öykü doğrudan Taocu bir meselle açılır. Hapworth 16, 1924 adlı öyküde pranayamaya çok sayıda göndermeyle birlikte özel olarak anuloma vilomayı çağrıştıran sağ ve sol burun deliklerinden söz edilir. Muzbalığı İçin Mükemmel Bir Gün adlı öykü ise doğrudan Vişnu’nun ilk avatarına, balık anlamına gelen matsyaya göndermedir.

Örnekler çoğaltılabilir. Samsara döngüsü, üstün insanlık (rishilik), tek noktalılık (ekagrata), özgürleşme (mukta), mantra tekrarı (japa) gibi çok sayıda kavram metinlerde beklenmedik şekilde okurun karşısına çıkar. 

Salinger’ın edebiyatı, Batı’nın varoluşsal sancıları ile Doğu’nun içsel arayışının kesişim noktasında duran benzersiz bir uğraktır. Salinger, okurun zihninin sabit kalıplarını kırarak onu kendi içsel sessizliğiyle yüzleşmeye çağırır.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Ai Weiwei: “Yaşadığım güçlükler hayatı..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

John McAlaney

29 Ocak 2026

Rage Bait: Sosyal Medyanın Öfke Tuzağı

Araştırmalar insanların olumsuz duygu uyandıran herhangi bir olay karşısında hızla örgütlenebildiklerini, birbirleriyle uyumlu duygular üretebildiklerini ortaya koyuyor. Sosyal ağlar üzerinde karşı tarafta öfke türevinden olumsuz duygular yaratabilmek maksadıyla..

Devamı..

Nagazaki’nin Gölgesinde Büyümek

Xan Brooks

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024