Fatma Berber’in Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat” kitabı, İstanbul’u anlatan bir kitap değil; İstanbul’un bize anlattıklarını duymayı öğreten bir kitap.
Kimi kitaplar bir şehri anlatır; tarihini, yapılarını, kahramanlarını sıralar. Kimi kitaplarsa şehrin bize anlattıklarına kulak vermeyi öğretir. Fatma Berber’in Ayrıntı Yayınları Sanat ve Kuram dizisinden çıkan Taştan Düş Yaratmak “Edebiyat”ı ikinci kategorideki kitaplardan; bu yüzden de elden kolay kolay düşmüyor.
Beş kitaplık bir serinin edebiyatla açılan ilk kapısı bu. Berber, daha önsözde niyetini açık ediyor: Derdi, resmigeçit törenine benzeyen resmi tarih anlatısı değil; özne olamamışların, sesi kısılmışların, “o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin” izini sürmek. Sorularını da buradan soruyor: Büyük savaşlarda adı tarihe geçen kahramanların dışında, sıradan bir kadının biricik yaşantısı nasıldı? İkindi kahvesini nerede, kimlerle içerdi? Umudunu nereye saklardı?
Muvakkit Musa'nın Peşinde
Kitabın en sevdiğim yanlarından biri, kuramla kurmacayı aynı sofraya oturtabilmesi. Bachelard, Benjamin ve Pierre Nora eşliğinde mekân-hafıza tartışması yürütürken bir anda kendinizi Muvakkit Musa’nın peşinde Cadde-i Kebir’de buluyorsunuz: Fatih Camii’nde namaz vaktini müezzinin kulağına fısıldayan bu genç adam, kimseye görünmeden Tokatlıyan Oteli’nin asansörünü denemenin hayalini kuruyor. Bir başka bölümde Tanpınar’ın Mümtaz’ı ile Zaven Biberyan’ın Baret’i aynı yıllarda, aynı vapurda, kandilleri sönmüş Kandilli’ye bakıyor: İki roman karakteri, iki İstanbul, iki ayrı yitiriş. Galata Kulesi ise bir bölümün hem nesnesi hem öznesi olarak şiirlerdeki yerini alıyor.
Metinlere eşlik eden söyleşiler başlı başına bir sözlü tarih arşivi: Georgi Gospodinov’dan Murat Belge’ye, Bejan Matur’dan Orhan Koçak’a, masal anlatıcısı Nazlı Çevik Azazi’den moda tasarımcısı Hatice Gökçe’ye alanının en iyi isimleri, mekân ve hafıza üzerine kendi pencerelerinden konuşuyor.
Kitap Okumaktan Fazlası
Berber, “Bu seride yazar gibi ilerlemekten çok, bir küratör gibi çalışmayı tercih ettim,” diyor ve haklı. Sayfaların arasındaki QR kodlarla arşiv görüntülerine uzanıyor; kitap boyunca eşlik etmesi için hazırlanan listeyle Dede Efendi’den Debussy’ye, “Kâtibim” varyasyonlarından Louis Armstrong’a uzanan şarkıları dinliyorsunuz. Bu yüzden Taştan Düş Yaratma’ı okumak, iyi kurulmuş bir sergide gezinmeye benziyor. Bol referanslı ve çok katmanlı bu kitap; bir oturuşta bitirilecek değil, sindire sindire okunacak türden. Zaten kendisi de acele etmenize izin vermiyor; her bölümün sonunda okura sorular soruyor, sizi kendi belleğinize arkeolojik kazı yapmaya çağırıyor.
“Mekân düşündüğümüzden fazlasını yapıyor: Hatırlıyor, saklıyor, değiştiriyor. Bazen de bizden daha iyi hatırlıyor,” diyor Berber. Kitabı bitirdiğimde kalbim İstanbul özlemiyle dolup aklım, yıllardır uğramadığım sokaklara gitti; sanırım bu kitabın okurundan asıl muradı da bu. Serinin devamında “Müzik”, “Resim”, “Sinema” ve “Şehir” var; ben şimdiden sıraya girdim. Taştan Düş Yaratmak’ı okumanızı öneririm; hem İstanbul’a hem de şehrinize bir de onun gözünden bakmanız ve kendi hafıza mekânlarınızın haritasını çıkarmaya başlamanız için.







