Kuşların Tüyü Yerde
3 Ekim 2019 Öykü

Kuşların Tüyü Yerde


Twitter'da Paylaş
0

Tek tük pamuk bulutların arasındaki mavilikten bir anda fırlayan kırlangıç çiftini kesti gözü... Kırmızı kiremitli damların üzerinde süzülen kuşların bir anda nereye kaybolduklarını bilemedi. Oturduğu sedirde huzursuzca kıpırdandı. Sağ elinin ayasını alnından çenesine sürdü. Eli çenesinde asılı, düşündü, düşündü... Gökyüzünün boşluğu içindeki boşluğa düğümlenmişti.

Dönüp baksa, hemen yanı başında sessizce elinde çay tepsisiyle dinelen kardeşinin gözlerinde de görecekti aynı boşluğu ama bakmadı. Görmek istemedi.

Bu sabah Akhisar otogarına giren ilk otobüsten inmişti Nesrin. Kimse karşılamamış. Dar sokaklardan elinde küçük valiz, zihninde geçmişin derin iziyle yürümüştü baba evine. Gerçi, şimdi abisi yerleşmişti oraya.                                             

Arada bir telefonlaştığı yengesi söylemişti: “El evinde kirada durmak zor, baba evi nede olsa...” Büyük şehre okumaya diye çıktığından beri dönmemişti ki. Hem de hiç. Hatta anasının hastalığında bile gelmemişti. Nedeni, nasılı olmuyordu bazı şeylerin. Gelememişti işte.

Abisi yengesi, ana babasına evlatlık görevlerini layıkıyla yapmışlardı, hep yanlarındaydılar. Aslında, şimdi oturdukları ev de artık onların olmalıydı. Haklarıydı. Ama yengesi, “Gel,” demişti. “Bu ev kurtaracak seni!”

Sabah sabah ürkerek çaldığı tahta kapıyı beyaz yemenili yengesi açtı. Bir zamanlar hevesle çıktığı eşikten, kanadı kırık girmek pek kolay olmadı.

“Geç, geç,” dedi yengesi. “Gel, buyur.” Sonra ona sıkıca sarıldı. Eğildi, önüne büyük numara, eski bir terlik uzattı. Nesrin, o terliğin içinde tüm varlığıyla saklanmak, görünmez olmak istedi...

“ Üşümedin de mi?”

“Yok.”

Beyaz yemenili kadının bir anda elinden kaptığı valiz yeni boyandığı belli duvar köşesinde buldu yerini.

Etrafa bakındı. Nerdeyse hiç bir şey değişmemiş. Girişte vestiyer, bir zamanlar babasının ceketini astığı yer, abisinin solmuş kasketi. Eşyanın yeri hep aynı mı kalırdı buralarda... sedir odaya, masa köşeye, televizyon karşıya... ya insanların...

Yemenisinin uçlarını sıkılayan kadın. “Sofra hazır,” dedi, “haydi yıka elini yüzünü, döküyorum çayları.” O gözleriyle abisini aradı. Evde yok muydu?                    Tuvalet kapısına yöneldi. Eşikte ev terliklerini çıkarıp, naylon terlikleri ayağına geçirirken, öteden baktı yengesine, yüzünde doğmayan çocuklarının o masum ifadesi hiç yitmemişti... Kapıyı örttü.

Çıktığında sofraya oturdu, abisini soramadı, susuyordu....Yengesi, arada iç sıkıntısını dışa atar gibi derin soluklanıyor, Nesrin, önündeki ekmeği küçük lokmalara bölüp adeta ufalıyor, her ikisi de lafa nereden başlayacağını bilemiyordu. Beyaz yemenili yengesi aklına parlak bir fikir gelmiş gibi aniden kalktı sofradan, mutfağa girdi. Çıktığında, kardeşi geldi diye arka bahçeye kaçan kocasına hazırladığı çay tepsisini tutuşturdu Nesrin’in eline.

“Sabah beri orda,” dedi, “ne eve giriyor, ne sokağa... hadi... Etle tırnak ayrılır mı hiç, yanına git, bir görsün, gönlünü al abinin”

Ondan cesaret çıktı avluya, sedirde oturan abisinin onu fark etmemesi mümkün değildi. Gözlerini gök yüzüne dikmiş adamın dikkatini çekebilmek için tepsiyi önüne uzatıverdi. Ardından derin bir sessizliği örtmek ister gibi tepsideki şekerlikte dizili kesme küplere baktı, “Kaç şeker,” deyiverdi. Sahi “kaç şeker” mi çıkmıştı ağzından. Bunca zaman sonra karşılaştıklarında dilinden dökülen ilk şey bu muydu.

Hem kaç şeker tatlandırırdı ki içlerindeki acıyı. Konuşmamıştı abisi. Yüzüne bakmadan, bardağa uzanmış, içindeki kaşığı hızla çıkarıp tepsiye fırlatmıştı.                                   Onu affetmeyecekti belli ki. Usulca sedire yanına ilişti.

Konuşulacak hem çok hem hiç bir şeyin olmaması ne garipti.

Mırıltıya benzer bir sesle, “Göndermedi,” dedi. “Gelemedim. Onları son bir kez görmeyi ben de istemez miydim yoksa? Yengem ve sen sağ olun, hep yanlarında oldunuz. Kim derdi ki on gün arayla.”

Cevap vermedi Nuri. Dişlerini sıktı. Şakaklarındaki damarlar seyirdi. Daha en başta zamanında söylemişti ona diyeceğini. “Saçmalama,” demişti. “Seni İstanbul’a okumaya gönderdik. Ne evlenmesi. Acelen ne. Bitir okulunu, fikrin aynı kalırsa vallahi yanındayım.”

“Sana ne,” demişti Nesrin. Başına neler geleceğini bilmeden. “Ne hakla benim hayatıma.”  

Okulu bırakmış, ailesini silmiş daha da memleketine bu sabaha dek adım atmamıştı.

Bunca zamandan, yaşanan onca şeyden sonra Nesrin’in gelişi değil, buraya dönüş nedeni daha çok acıtmıştı Nuri’nin içini. Uğruna ailesinden geçtiği adam mı yapmıştı ona bunları, adına şirketler açmış, krediler çekmiş, borçlandırdıkça borçlandırmış, etraftan topladığı paralarla da sırra kadem basmıştı. Öyle mi.                                          Nesrin’in, karısıyla arada telefonlaştığını biliyordu. Biliyordu bilmesine de onunla ilgili hiç bir şeyi öğrenmek istemiyordu. Ta ki... geçenlerde karısının anlattıklarını dinlemek zorunda kalana dek.

Kadın anlatırken, heyecandan gözlerini koca koca açmış, “Yoksa,” demişti. “Yoksa, kız canına kıyacak. “Bir korku düşmüştü içine, düşünmüş taşınmış. Karısı da bulduğu çareye, “He” deyiverince...

İçeriden duyulan telefon sesiyle ayağa fırladı Nuri. Bir an iki kardeş karşı karşıya kaldı. Aralarındaki o görünmez yüksek duvar bir buz kütlesi gibi soğuktu. Üzerinden bir yudum dahi almadığı çay bardağını koyacak yer ararken, el çabukluğuyla tepsiyi uzattı Nesrin.

Bir süre, giden adamın ardından baka kaldı.. Geçmiş ve geleceğin ortasındaki boşlukta asılı kalmış, ne yapacağını bilmez haldeydi. Gözü havada uçan beyaz bir tüye takıldı. Tüy, havada önce sağa sonra sola savruldu duvara süründü döne döne tutunuverdi avlu zeminine.

Kendisinin de oradan oraya sürüklendikten sonra tutunacağı sığınacağı tek yer değil miydi burası. Gözleri zemindeki beyaz tüyde öylece kala kaldı.

Yengesinin içerden gelen sesine irkildi;

 “Nesriin.”

“.......”

“ Nesriin, evi alacak adam aradı. Tapuda bekliyormuş, haydisene!”

 “........”

“ Nesriin kız Nesrin?”

 Bir anda tüm bedeni adeta saatin zembereğinin boşalması gibi bir duyguyla sarsıldı.

“Yeter artık be yeter,” diye bağırdı. “Kim, nerde beklerse beklesin! Ölürüm de sattırmam burayı! Duyuyon mu beni yenge, ölürüm de sattırmam!”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR