Lacivert Pantul
19 Nisan 2019 Öykü

Lacivert Pantul


Twitter'da Paylaş
0

“Dinine yandığımın dürzüsü!” dedi hiddetle. “Abdestli abdestli ağzımı bozdurdu görüyon mu? Aklı sıra beni oynatcek. Lacivert istedi diye gidip en güzel lacivertinden almadım mı gumaşı? Aldım. Hay almaz gomaz olaydım. Biçtim, teyelledim, prova etmeye çağırdım. Bu geldi, ağzını yaydıra yaydıra, Eyi de Mahir emmi, ben gri olsun dediydim, lercivert nerden çıktı şimci? Benim iki dene lercivert pantulum var. Ne edeyim üçüncüyü? Ben istemedim bunu, gendi bildiğine almışın, gusura galma, deyip de gidiverdi yav. Gidinin densizi, gidinin ayrık ağızlısı. Daha lacivert demeyi bilmez, bana caka satar. Ben mabadımdan mı uydurdum lacivert istediğini?”

Oracıktaki sandalyeye çöktü. Kavanoz dibi camlı gözlüğünü çıkarıp, alnında biriken teri elinin tersiyle sildi. Önce kel kafasını, sonra da üç dört günlük sakallı yanaklarını sinirli sinirli kaşıdı. Üzeri yıldız desenli metal sigara tabakasından bir sarma sigara alıp yaktı. O kadar derin bir nefes çekti ki, gözleri içine kaçar gibi oldu. Dumanını burun deliklerinden hızla salarken üst üste yeni ve derin nefesler çekti sigaradan. Aynı zamanda yeğeni olan çırağı Hüsnü çekinerek,

“Emmim gızma, sinirlenme bu gadar. Canına gastın mı var? Du bakalım, bi orta yol bulunur elbet,” diyecek oldu ama Mahir ustanın siniri iyice tepesine çıktı.

“Orta yolmuş! Ne ortası len? O gumaşın metresi gaç para biliyon mu sen? Herifçioğlunun ölçüsüne göre biçtim doğradım bi de. Hani biçmemiş olsam, belki manifaturacı Sami’yle anlaşır, gumaşa gumaş gri renkle değişirdim. Oof of! Hay Sıtkı gibi adı batasıca!” deyip bir sigara daha yaktı.

Mahir usta ve ailesi üç kuşaktır kasabanın erkek terzisiydi. Usta, iki katlı evinin giriş katındaki tek odayı terzi dükkânı haline getirmişti. Odaya girince, pencerenin sağ tarafındaki köşede dededen kalma, artık antika sayılabilecek ama hâlâ hatasız çalışan Singer marka dikiş makinesi yıllara meydan okuyordu. Dikiş makinesinin tam karşısındaki duvara, tahta bir masaya kalınca bir kumaş yayarak yaptığı ütü masası yaslanmıştı. Ütü masasının üzerinde, ceket kollarını ütülemekte kullandığı kol tahtası ve ütü yaparken giysileri nemlendirmek için kullandığı bir kâse su vardı. Hele o kapıdan girişteki küçük odun sobasıyla ütü masasının arasında duran kapaksız tahta dolapta neler yoktu ki? Dolaba kapak niyetine gerilen kumaş perdeyi kaldırınca görüvereceğiniz,; büyükçe bir cam kavanozun içinde değişik boy ve renkte düğmeler, yağdanlık, katlanabilen tahta metre, bez mezura, iğne yastığına iliştirilmiş değişik boylarda dikiş iğneleri, toplu iğne kutusu, iğne kutusunun içinde iğneleri bir arada tutmaya yarayan küçük bir mıknatıs, işaret sabunları, kalıp çıkarmakta kullandığı eski gazeteler, büyük bir demir makas ve daha bir sürü ıvır zıvır müthiş bir düzen içinde, özenle sıralanmışlardı. Makinanın hemen üzerindeki rafa istiflenmiş rengarenk dikiş ipi bobinleri ve nihayet pencerenin geniş iç pervazında duran iki ütü, terzi dükkanındaki diğer malzemelerdi. Ütülerin biri kocaman, ağır mı ağır eski zamanın kömürle çalışan döküm ütülerindendi. Çok iri yarı bir adam olmamasına rağmen, Mahir ustanın o ağır nesneyi tüy gibi kaldırıp, giysileri bir çırpıda nasıl da jilet gibi ütüleyiverdiğine kimse akıl erdiremezdi. Daha sonra rezistanslı ütüler çıkınca, onlardan bir tane almış ama hiç sevememişti. “Tamam yeğnice amma öbürü kadar iş görmüyo bu, iyi ütülemiyo. Benim eski ütüm hem jilet gibi ütüler, hem de gışın bu odayı bile ısıtır, soba vazifesi görürdü,” derdi de başka bir şey demezdi. Yeniye alışmak hep uzun sürer ya, o hiç alışamadı. Bu yüzden, artık kullanmasa da, her ihtimale karşı pencerenin önündeki geniş pervazda süs gibi tuttu kömürlü ütüsünü. Hatta o kadar ki, en son kullanışının anısına içindeki külü bile boşaltmadı.

Ne var ki, kasabadaki erkekler eskisi kadar ısmarlama dikiş yaptırmaz olmuştu artık. Çünkü şehre gittiklerinde her türlü giysiyi pazar yerindeki tezgahlardan çok daha ucuza alıyorlardı. Bu yüzden, Mahir usta ancak kazanabildiği üç beş kuruşla, kıt kanaat geçinip gidiyordu. Altmışlı yaşlarının sonuna gelen ustanın elleri titremeye başlamış olsa da, hala çok maharetliydi. Çok güzel kalıp çıkarır, çok muntazam dikiş dikerdi. Mahir ustanın rahmetli karısı Mediha da becerikli, güzel bir kadındı. Zamanında birbirlerine deli gibi aşık olmuşlar, babası vermeyince Mahir usta Mediha’yı kaçırmıştı. Evlendikten bir zaman sonra da gidip, babasından af dileyerek barışmışlardı. Tutumlu kadındı Mediha. Kullandığı teneke Vita yağı kutularını atmaz, güzelce yıkayıp kuruttuktan sonra ağzının keskin yerlerini çekiçle ezip düzlerdi. Sonra pencere çerçevelerini boyadıkları mavi yağlı boyayla boyar, içlerine fesleğenler, sakız sardunyaları, küpeliler ve sarı güller ekerdi. Çocukları olmadığından, her bir çiçeğe evladı gibi davranır, onları seve okşaya büyütürdü. Mavi boyalı teneke saksılar evin avlusunda sıra sıra durur, kapıdan giriverince de mis gibi kokardı. Mediha, aynı zamanda düğünlerin ve cenazelerin vazgeçilmez aşçısıydı. Yaptığı birbirinden enfes yemeklerin ünü çevre köylere ve kasabalara da yayılmıştı. İki yıl kadar önce tarla dönüşü eşekten düşüp, kafasını bir kayaya çarparak geçirdiği beyin kanaması sonucu öldüğü günden beridir Mahir usta da bambaşka bir adam olmuştu. O munis, efendi, sakin adam gitmiş, yerine sinir küpü, hatta zaman zaman saldırganlaşabilen biri gelmişti. Öyle ya, kaç yıllık hayat arkadaşını bir anda kaybetmeyi kabullenmek kolay iş değildi.

Sonunda Mahir usta siniriden yerinde duramaz oldu.

“Hüsnü, ben daraldım eyice, gidip hava alayım accık. Ben dönene gadar şu pantulun sürfilelerini bitir. Boş masuralara da ip sar. Gelen giden, iş getiren olursa, hemen bana haber edersin. Bi çay içecem gayfede. Gafam biraz dağılır belki. Bu oğlan beni delirtti yav.”

Ellerini arkasına bağlayıp, ayaklarını sürüye sürüye, küçük ve temkinli adımlarla kahveye doğru yürürken içinden söyleniyordu:

“Rabbim, hikmetinden sual olunmaz amma, zamanında keşge bi erkek evlat verivereydin bize. Şimci onu çırak ederdim gendime. Heç olmazsa şu şaşgaloz yeğenim gibi orta yol bulmaya çalışacaana, aslanlar gibi, Aha bu da babamın yerinedir! diye Sıtkı’nın alnı şakına bi dene yumruğu yerleştiriverirdi. ”

Kahveye vardığında, Sıtkı’yı köşe masada, kapıya arkası dönük oturmuş konuşurken buldu.

“Bu Mahir usta da iyice yaşlandı gali. Gafası gidip gidip geliyo inan olsun. Sen galk, gri diye anlaştığımız gumaşın yerine lercivert al. Len bileydim ben gider alırdım gumaşını da. Bi de inkar ediyo. Yaşına hörmeten bişey demedim, yoğsa bilirdim yapacaamı. Amma almam gali o pantulu. Ne yaparsa yapsın. Bana ne! Hem işittiğime göre, yeni mahalleye gençten bi terzi daşınmış. Bundan böyle ona giderim ben. Siz de gendiniz bilirs…” diyesiye Mahir ustanın tokadı Sıtkı’nın ensesinde patlayıverdi.

“Kimle maytap geçiyon bakem eşşoğlusu? Sen daha dünyaya gelmemişken dedenin, daha gısa donla götün boklu gezerken babanın giysilerini kim dikerdi? Ben ülen ben! Şimci büyüdün adam oldun da beni mi çekiştirirsin arsız?” deyip boğazına sarıldı Sıtkı’nın. Sinirden yüzü al al oldu da korkuttu kahvedekileri. Gözlerinden ateş fışkırıyordu sanki. Hatta araya girmeye çalışanlardan, bir iki sumsuk yiyip nasiplerini alanlar da oldu. İşte usta o anda Sıtkı’ya dersini verecek güzel bir oyun oynamaya karar verdi.

“Sen gimsin len dümbelek, daha dünkü veletsin!” derken, göğsünü tutarak mahsus yere yığılıverdi. Kahvedekiler endişeyle başına toplandı. Her kafadan bir ses çıkıyordu.

“Adam galp gırizi geçiriyo yav! Anlarım ben.”

“Aboov usta gitti gider!”

Sıtkı korkudan boncuk boncuk terliyordu. Mahir ustanın başını yavaşça kucağına aldı. Ustanın gömleğinin yakasını elleri titreyerek gevşetti. Birinin bulup getirdiği kolonyayla ustanın bileklerini, şakaklarını ovmaya başladı. Mahir usta sahte inlemelerinin arasında gözlerini çaktırmadan hafifçe aralayıp Sıtkı’nın suratını içten içe keyifle izlerken, bir yandan da sayıklar gibi yapıp, ağzına geleni sıralıyor, sonra yeniden baygın numarası yapıyordu. Korkudan beti benzi atan Sıtkı, yalvarıyordu Mahir ustaya,

“Mahir emmiim, şaka ettimdi ben. Valla alcem, dik sen yeter ki. Üç dene oluversin lercivert pantulum, nolcek ki? Aman diyem Mahir emmim, aç gözünü.”


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR