Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Aralık 2019

Öykü

Madalyon

Gülay Gökçen

Paylaş

9

1


Temmuz sıcağı. Yapış yapış geceleri. Kanepede televizyon izlerken uyuyakalmışım. Gecenin kaçıydı bilmem, sırtıma yapışan çarşaftan sıyrılıp halının üzerine yatışım. Sabah anam girmiş içeri. Gözlerimi açtığımda dibimde bitmiş. Pencereyi açacak. Daracık odada geçecek yer yok. Üstümden atlayacak zağar. “Üstünden atlayayım mı be? İnsanın üstünden geçince boyu uzamaz derler ama.” “Atla gitsin” diyorum gülerek. “Aman zaten cüce kaldın sen, bu yaştan sonra mı uzayacan,” diyor.

Bu kadın beni satamadı kimselere, sabah sabah yine yaşıma, başıma, boyuma laf ediyor. Evde kalmışlığımı yüzüme vuracak her fırsatta. Lafı oralara getirecek belli. Neyse, bugün cumartesi. Ali’ciğimin sesi mi o dışarıdan gelen kalın tok ses. Evet evet o.

Anam yumurtaları hasır sepetin içine koymuş, bahçeden topladığı otları sebzeleri de sandığa. Mutfaktan sesleniyor. “Haydi kalk da götür şunları pazara, bayram üstü iyi gider bunlar, üç beş kuruş katkı olur.” Para umurumda mı benim, içim pır pır. Tezgâh bahane Ali şahane.

Pazar evimizin bir alt sokağında. Yakın. İki seferde taşıyorum her şeyi. Köy yerinde yumurta da pek satılmaz ama bayram ya, misafir çok. Sever şehirli milleti köy yumurtasını. Otlar sebzeler de birkaç tarife bakar. Ebegümeci, kuş otu, efelek derken bir bakmışsın yazlıkçının biri denk gelir de hepsini bir alır maazallah.

Pazarcılarımızın hepsi gelmiş, ayakkabıcıyla iç çamaşırcı seyrek gelenlerden. Bizim pazar şehir pazarlarına benzemez hiç. Herkes birbirini tanır. Haşa, öyle “ikizlere takke” cinsinden laflar etmez abiler, gardaşlar. Ali de gelmiş. Şehirde oturur o. Sabah tenha olur pazar, köylü daha düşmemiş. Recep ne güzel eteklik kumaşlar getirmiş öyle. “Günaydın,” deyip katılıyorum pazar eşrafının arasına. Recep’le Ferhat Abi’nin tezgahlarının arasına sıvışıp mallarımı yerleştiriyorum titizlikle. Karşının biraz sağında İsmail Abi’nin bakkalı. Bakkaldan çıktı Ali. Elinde minik kekler. Mahallenin çocuklarını sevindirecek gene. Çocukları da pek sever. Onlar da onu. Geçen hafta da mahallenin çocuklarına Max dondurma dağıttı. Sevaptır diyor. Yaşlısı da sever Ali’yi. Komşumuz Şefika nine oturmaya geldi dün akşamüstü. “Ali has adam. Bıldır gece amel oldumdu. Sağlık Ocağı’nın doktoru ilaç yazdı. Kim alacak şehirden ilaçları. Yalnız kadınım. Ali’ye dedim, ikiletmedi. Alıverdi ilaçları. Para da istemedi ha. Bekârmış duyduğuma göre.” Bana döndü, “Kız senin de yaş geçti. Kaldın başımıza. Şu Ali iyi çocuk,” demez mi. Ateş çıkıyor beynime utancımdan. Kızarıklığım geçene kadar mutfakta Şefika Nine’nin çayını tazeliyorum.

Ali’nin tezgâhı da İsmail Abi’nin bakkalının önünde, sol çaprazında. Yok yok Ali’nin tezgâhta. Küçük market sanırsın. Temizlik malzemelerinden tut, yağ, bakliyat her şey var. Bayram diye baklava malzemelerinden dayamış en öne. Geçen hafta Alamancının birine maydanoz tohumu bile sattı. Nasıl ekileceğini de bir güzel tarif etti. Her şeyi de biliyor hınzır. Sağ tarafımda da Ferhat Abi’nin kavun karpuz tezgâhı. Kesmişler koca bir karpuzu, yemişler. Ferhat Abi bana da ayırmış bir dilim. Yedim, sulu sulu şeker gibi. Ellerim yapış yapış. Ali gördü beni. “Kız gel bidonda su var, yıka ellerini.” Gittim sabun da verdi. Elime su döküyor. İlk defa bu kadar yakınız. İri adam Ali. Ben yanında pek küçük, sıska. Güçlü Ali. Kollara bak. Ne güzel sarıp sarmalar beni bu kollar. Neler düşünürsün kız, haspa. Terlemiş biraz. Kelleşmiş alnı burcum burcum olmuş. “Sağ ol Ali abi.” Abi diyorum. Etraftan dikkat çekmesin. Kel kafasına ve koca göbeğine bakılırsa kırkını devirmiş olmalı. Yıkadı ellerimi. Bir de kurulasa ellerimi avucuna alıp. Kâğıt mendil çıkarıp uzatıyor, “Al şunu. Taktın mı madalyonu? Yakışır sana,” diyor kulağıma eğilip. Gülüşünde muziplik seziyorum. “Yok. Zincir yoktu. Şehre gidince alacam ona yaraşır bir zincir,” dedim, geçtim tezgâhıma, etraftan çekindim çok fazla duramadım yanında. Elalem ne der.

O sırada salah veriliyor. Kim ölmüş kim ölmüş. “Mıstık kim ölmüş be,” diye soruyor İsmail Abi yoldan geçen Mustafa’ya. “Karşı mahalleden Molla Hasan’ın anası ölmüş. Hatice nine. Allah rahmet eylesin yaşlıcaydı. Mübarek arife gününde.” Herkes “allah rahmet eylesin” derken bizim Ali, “Hatice nine bu sabah nefes almayı unutmuş,” demez mi, gülüştük. Pek de komik. Durup durup böyle ortaya laf atar Ali, güldürür milleti. Madalyonu da geçen hafta gizlice verdi bana. Cebinden çıkardı. “Bunu sana getirdim,” dedi. Yolda bulmuş. Eski antika bir şey sanki. Bir tarafı ağnamış. Bir liradan büyük. Üzerinde garip garip yazılar var. Ortasında dalgalı saçlı kadın kafası. Rengi sarı. “Altın mı acaba.” Aldım mendile sardım koydum çekmeceye. Anama da demedim. O gece düşündüm, Ali de bana yanık. Zincir alıp takayım da görsün bari.

Pazar da epey kalabalıklaştı. Koca koca karılar toplaşmışlar Recebin başına, bayramlık eteklikler kestiriyorlar. Ben de beğendim mor çiçekli basmayı. Şarabi kazağımın altına üç metre kestireyim de diktireyim. Alamancılar da yumurtaları silip süpürdüler. Etek parası çıktı. Anama bile alırım. Sebzeler durur daha. Akşama kadar allah kerim. Ali de kazandı bugün. Kazansın kazansın, şaşaalı bir düğün yapsın bana. Aman daha ortada fol yok yumurta yok düşündüğün şeye bak. Şefika nine soktu kafana bunları. Ortalık tenhalaşsa sıvışıcam yanına Ali’nin.

Ben hayallere dalmışken yukarıdaki sokaktan pazara doğru dönmüş bir polis arabası ilişti gözüme. Allah allah. Hayırdır. Yaklaştı iyice. İsmail Abi’nin bakkalının yanındaki sokakta durdular. İki polis indi içinden. Bakkala girdiler. Birkaç dakika sonra kapıda belirdiler. İsmail Abi Ali’nin tezgahını işaret etti. Yanında bittiler. Ali savuşturdu müşteriyi. Polislerle birkaç bir şey konuştular. Ali’nin beti benzi attı. Şaşaladı, tezgâhını gösterdi. Duyulmuyor konuştukları. Sonra Recep’e seslendi. “Tezgâhı kaldırıp İsmail Abi’nin bahçesine koyun, ben polislerle gidiyorum,” dedi, atladı arabaya. Gittiler. Ali hiç bakmadı yüzüme. Herkes şaşkın. Tezgâhları bırakıp İsmail Abi’nin bakkalına doluştuk. Merakla sorduk polislerin ne dediğini. Söylememişler.

Akşam olan biteni anama anlattım. Anam, “Herkes sever Ali’yi ama o adam bana tekin gelmedi. Bir hinlik sezerdim,” dedi. O gece uyuyamadım meraktan. İçim de burkuldu doğrusu. Canım sıkıldı. Ertesi gün bir şeyler duyarım diye İsmail Abi’nin bakkalına koştum. Sordum haber var mı diye. Haber almış neyse ki. Başladı anlatmaya. “Bizim Ali’nin bir grubu varmış kızcağızım. Bunlar geceleri toplaşıp ellerinde bir aletle define aramaya çıkarlarmış. Geçen hafta bir yer kazmışlar. Mezarmış açtıkları, içinden bir sürü değerli eşya paralar, altınlar çıkmış mı.”

“Eeee,” diyorum, bir taraftan da merakımı belli etmemek için arkamı dönüyorum. “Bu marka çok iyi çıktı hep bundan getir, öyle köpürüyor ki,” diyerek kapıyorum bir tane bulaşık deterjanını. “Eee sonra,” diyorum tekrar. Devam ediyor İsmail Abi. “Bir de değerli bir madalyon varmış. Değeri paha biçilmezmiş. Polis de onu ararmış. Bizim oğlanlar bunu devlete bildirmemişler tabii. Altınları satmaya kalkışmışlar bir de.”

Bırakıyorum gezinmeyi mıh gibi çakılıyorum olduğum yerde. Temmuz sıcağı sanki dükkânın penceresinden beni seçip bir ışık huzmesi gibi giriyor bedenime. Bütün vücudumu sarıp sırtımdan oluk oluk akıyor şimdi. İsmail Abi’nin sesini işitiyorum sadece. “Yasakmış bu iş. Suç işlemişler. Önce arkadaşları yakalanmış. Tarihi eser kaçakçılığından içeri. Ali’yi de ispiyonlamışlar. Güya madalyon ondaymış. Yaktı Ali başını. Ah yazık etti kendine. İyi çocuktu vesselam.”

“İyiydi, çok iyiydi,” diyorum, cılız. Deterjanın parasını ödeyip çıkıyorum bakkaldan. Yürümeye dermanım yok. “Evde kalmış kızın hayali bu kadar olur işte,” diyorum kendi kendime. “Evde kalmışlığıma mı yanayım. Yoksa… Tarihi eser kaçakçılığından kaç yıl yatılır acaba. Aman Allahım madalyon bende,” diye sayıklarken buluyorum kendimi. Ah Ali’me doyamadan başıma gelenler. Ali’nin güçlü kolları düşüyor yine aklıma. Sevda ne yaman şey. Şefika Nine iyi çocuk şu Ali diyor ya… Doksanına merdiven dayamış ninem diyorsa iyidir Ali. Parasızlığın gözü kör olsun. Satarım madalyonu, kim bilecek. Tuttum mu iyi bir avukat çıkarırım Ali’mi mahpustan. Kurarım yuvamı. Yüzünü görmüş gibi ateşler basıyor içimi yine. Kelebekler uçuşuyor gönlümde. Nasibim, kısmetim Ali’m. Kendini divana dört parça yaymış zilli anama sesleniyorum. “Ana sabah erkenden şehre gideceğim.”

YORUMLAR

Uğur Demircan

Sonundaki sürpriz hem korkuttu hem gülümsetti. Tebrikler.

18 Eylül 2020

Öne Çıkanlar

Neredesin Momus, Sana İhtiyacımız VarBora Ercan
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

1 Mart 2026

Başkentten Akdeniz’in Mavisine: Ankara..

Ankara, gri bir palto gibi insanı sarmalayıp korusa da her zaman biraz mesafeli bir şehir olmuştur. Memuriyetin ciddiyeti, Kızılay’ın kalabalığı ve bozkırın o bitmek bilmeyen vakur duruşu şehrin çehresini büyük oranda açıklıyor. A..

Devamı..

Bodrum'da Tatil Yaparken Bilmen Gereke..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024