Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Kasım 2023

Edebiyat

W. G. Sebald’ın Kısa Sessizlik Anları

Nathan Goldman

Paylaş

1

0


Sebald tire işaretlerini hem algılanamayan kayıpları okunaklı kılmak için hem de ifade edilemeyen tarihsel bir dehşetin hayaletlerini dilin kendisine musallat etmek için kullanır.

Satürn’ün Halkaları’nı okuyan herkes kitabın son sayfalarında anlatılanları anımsayacaktır. Satürn’ün Halkaları, İngiltere’nin Doğu sahili boyunca yürüyen ve bu esnada zihninin de ayaklarıyla birlikte dolaşmasına izin veren Sebald benzeri bir anlatıcının peşine düşer. Anlatıcı zamandan ve mekândan bağımsız bir şekilde bir yerden diğerine, bir konudan başka bir konuya atlar. Son bölümde Sebald’ın anlatıcısı, 17. yüzyıl’da yaşayan polymath Thomas Browne’un yazılarından esinlenir ve ipekböcekçiliğinin Antik Çin’de başlayıp Avrupa’ya uzanan kökenlerinin izini sürer.

İpekböcekçiliğine ilişkin verilmiş olan bilgiler dikkat çekici olsa da söz konusu bilgilerdeki önemli detaylar hemen göze çarpmaz. Fakat anlatıcı hemen ardından, romanın bitimine birkaç sayfa kala Üçüncü Reich döneminde çekilmiş, ipek böcekçiliği ve ipek üretimiyle ilgili bir filmi ele alır. Filme eşlik eden bir kitapçığa göre Hitler 1930’lu yıllarda ekonomik açıdan kendi kendine yetebilen bir Almanya inşa etmek istiyordu ve ipek üretimi de bunun önemli parçalarından biriydi. Hatta sonradan yapılan araştırmalar gösterdi ki, ipekböcekçiliğinin çocukların eğitimi esnasında kullanılmasının pedagojik açıdan hizmet ettiği pek çok işlevi vardı. Nitekim Sebald, romanın en çarpıcı paragraflarından birinde şöyle yazar:

"Beklenmedik herhangi bir masraf çıkarmaksızın, istenilen sayıda tırtıl bulunabilir ve bunlar, kafese gerek kalmadan, tamamen "evcil hayvan" olarak beslenebilir, üstelik ipekböceği tırtıllarından, gelişmelerinin her aşamasında çeşitli amaçlarla (tartmak, uzunluk ölçmek vb. için) faydalanılabilir. Onların üzerinde böceklerin anatomisi ve özellikleri gösterilebilir; ayrıca ehlileşme belirtilerine, mutasyondan kaynaklanan kayıplara işaret edilebilir ve performansı denetlemeye ilişkin olarak, türün bozulmasını önlemek için işe yaramayanları seçip ortadan kaldırma gibi ehlileştirme işinde alınması gereken temel önlemler anlatılabilir. – Filmde, Celle İpekböcekçiliği Kurumu'nun gönderdiği yumurtaları karşılayan ipekböceği yetiştiricilerini görüyoruz. Yumurtaların temiz bölmelere konmasını, yumurtalardan tırtılların çıkmasını seyrediyoruz; çok acıkmış tırtıllara yem veriliyor, defalarca çevriliyorlar, ipekten ağlar örülüyor ve son olarak, tırtıllar öldürülüyor. Ama burada, eskiden sık sık yapıldığı üzere, kozaların güneşin altına konması ya da sıcak fırının içine sürülmesi yoluyla gerçekleşmiyor, sürekli olarak kaynama noktasında tutulan, kenarları kapatılmış bir çamaşır kazanının üzerinde asılı duruyorlar. Yayvan sepetlere yayılmış kozaların, kazandan yükselen su buharında üç saat bırakılması gerekiyor. Bir miktar kozayla bu işlem tamamlandığında, hemen ikinci tur başlıyor ve hepsi öldürülünceye kadar bu böyle devam ediyor." (W.G. Sebald, Satürn’ün Halkaları, ss. 265-266, Çev. Yeşim Tükel Kılıç, Can Yayınları, 2006)

Sebald, “türün bozulmasını önlemek için işe yaramayanları seçip ortadan kaldırma” ifadesiyle birlikte ipekböcekçiliği konusunu geride bırakır ve Nihai Çözüm’e dolaysız bir geçiş yapar. Böylece film akıldan çıkmayacak ikili bir görünüm kazanır: bu sadece ipekböceklerinin hikâyesi değil, aynı zamanda Nazi soykırımına ilişkin bir anlatıdır.

Bu paragrafa döndüğümde beni en çok etkileyen şey, Sebald’ın, ipekböceklerinin sınıftaki kullanım alanlarını anlattığı kısımla filmin açıklaması arasına yerleştirdiği tire oldu. İki tam cümle arasında gezinen bir tire neyi anlatıyor olabilir?

Alışılmadık bir biçimde yerleştirilen aynı tire romanın farklı bölümlerinde karşımıza çıkar. Roman, anlatıcının seyahat etmekte olduğu mekânlar, öğrendiği şeyler, tanıdığı insanlar ve okuduğu kitaplar arasında sıçramalarla doludur ve bu tireler de bize anlatıdaki kırılmaları işaret eder. Mesela az evvelki örnekte tire, broşürden edinilen bilgilerden filmin kendisine geçişin işareti olarak kullanılmıştır.

Fakat ipekböcekleriyle ilgili paragrafı ne zaman okusam tireyle ilgili yapmış olduğum bu açıklama bana her seferinde daha yetersiz geldi. Bir geçiş fazını işaret etmekten daha fazlasına hizmet ettiğini görmeye başladım – belki de kendisinden önce ve sonra gelen kelimelerin tasvir ettiği dehşeti bir anlığına da olsa yakalama girişimi. Okullardaki ipekböcekçiliğiyle ipek böceklerinin idamı arasına yerleştirilen o uzun tire, aslında ölüm kamplarında hayatını kaybedenler için kısa süreli bir sessizlik anı, bir nevi saygı duruşu, dili ve kelimeleri kullanarak asla erişilemeyecek bir kaybı aktarılabilir hale getirme, okunaklı kılma girişimiydi.

Satürn’ün Halkaları ve bir bütün olarak W.G. Sebald’ın eserleri, tarihsel travmanın ağırlığı, kaçınılmazlığı ve okunaksızlığı temalarını ele alır. İkinci Dünya Savaşı esnasında doğan ve Soykırım sonrası yazmaya başlayan bir Alman olarak Sebald, bu meseleleri sanatsal bir kaygı haline getirmiştir. Satürn’ün Halkaları Norwich’te bir hastanede başlar. Anlatıcı İngiltere’nin Doğu kıyısına yaptığı seyahati henüz sonlandırmıştır ve  “bu ıssız bölgeden ta geçmişe değin uzanan yok oluşun izleriyle karşı karşıya kaldığı[n]da üzeri[n]e çöken felç edici o dehşet hissinin” onu epey uğraştırdığından bahseder. Yine de kitabın bütünü, tarihsel dehşetin doğrudan bir anlatımı değildir. Daha ziyade bir çevreleme, anlatıcı ve okur eksenin karşılaşmalar yaratan bir hesaplaşmadır.

Sebald tire işaretini de aynı işlevi gösterecek biçimde kullanır. Kısa ya da uzun çizgilerin görevi çoğu durumda cümleleri ve fikirleri birbirine bağlamakken Sebald’ın tire işaretleri tam aksini yapıp boşluklar bırakır. Bunlar bağ değil, aralıklardır. Anlatıcı, Sebald’ın söylediklerinin (ve söylemediklerinin) dehşeti içinde bir anlığına da olsa durur ve ardından yoluna devam eder.

Bazen bu kısa çizgiler yıkım fikriyle adeta karşılıklı bir sohbete dalmış olan metne eşlik eder. Mesela sekizinci bölümde anlatıcı kendini bir toz fırtınasının içinde bulur:

"Dilim damağım kurumuş, soluksuz kalmış bir halde, çevremde oluşmuş olan çukurluktan sürünerek çıktım, çölde devrilen bir kervanda hayatta kalan tek kişi olarak, diye düşündüm. Çevreye ölüm sessizliği hakimdi, hafif bir esinti bile yoktu, ne bir kuş sesi ne bir hışırtı vardı, hiçbir şey duyulmuyordu. Hava tekrar aydınlandığı halde, tam tepede olan güneş, polenler kadar incecik toz tanelerinin oluşturduğu şeritlerin ardında saklıydı hâlâ. Uzun bir süre daha havada asılı kalan bu toz taneleri, değirmende öğütürmüşçesine yavaş yavaş kendini öğüten bir dünyadan geriye kalan son taneciklerdi.  – Yolun kalan kısmını yürürken kendimde değildim." (s. 211)

İpekböcekleriyle ilgili paragrafın aksine burada yazarın neyden bahsettiği açıktır. Anlatıcının ıssızlığın ortasındaki sessizlik deneyimi akla yaşamın yok olduğu bir gezegeni getirir. Devam etmeden evvel araya yerleştirilen tire işareti okuru duraksamaya davet eder – bir an olsun oylanmaya. Yaşamdan yoksun bir dünya – böylesini tasavvur edebilir miyiz? Aralara yerleştirilen bütün bu çizgiler, bahsedilen şeyin ürkütücü yüceliğiyle karşılaşmak için adeta bir soluklanma alanı yaratır.

Bu çizgilerden bazılarının yerleşimi anlamı algılamayı kolaylaştırır. Örneğin bunlardan biri, yel değirmenleri sebebiyle önemli görülen ancak Birinci Dünya Savaşı’na müteakiben yel değirmenlerinin yok olmasıyla önemini yitiren bir bölgenin tasvirini izler. Bir diğeri, Felemenk deniz kuvvetlerinin zayıfladığını gösteren bir savaş anlatısıyla Thomas Browne’dan yapılan bir alıntı arasında gezinir ve tarihsel, hatta gezegensel kayıpları vurgular.

“İngiliz hükümeti, görünüşte stratejiden tamamen yoksun durumuna ve dağılmanın eşiğindeki bir donanmaya rağmen, belki de sırf rüzgarın ve dalgaların oyunu sayesinde, bu savaşla birlikte denizler üzerinde uzun süre sarsılmayacak bir egemenlik sağlamıştır.  – O akşam Southwold'da oturmuş, Kuzey Denizi'ne bakarken, dünyanın karanlığa doğru yavaşça döndüğünü çok net olarak hissediyormuşum gibi geldi birdenbire. İranlılar tam derin bir uykuya daldıkları sırada, diyordu Thomas Browne ölü külü kapları hakkındaki incelemesinde, Amerika' da avcılar uykudan uyanır. Bir elbisenin kuyruğu misali gecenin gölgesi çekilir dünyanın üzerine ve güneşin batışıyla birlikte dünyadaki neredeyse her şey meridyenleri takip ederek sırayla uyuduğu için, diye devam eder Browne, hep batmakta olan güneş takip edilirse, üzerinde yaşadığımız dünyada, Satürn'ün tırpanıyla kesip biçilmiş gibi görünen yüzükoyun yatmış bedenlerden başka bir şey görülmez – saralı bir insanlık için sonsuza dek uzayıp giden bir mezarlık.” (s. 80)

Sebald tire işaretlerini hem algılanamayan kayıpları okunaklı kılmak için hem de ifade edilemeyen tarihsel bir dehşetin hayaletlerini dilin kendisine musallat etmek için kullanır. Sebald’ın zihninde pek çok anlama tekabül eden bu işaretler önce ilk iki romanı Vertigo ve Göçmenler’de ardından Satürn’ün Halkaları’nda ve Austerlitz’de ortaya çıkar. (Akademisyen Arthur Williams, “A Literature of Restitution: Critical Essays on W. G. Sebald” isimli bir antolojide yer alan makalesinde, Austerlitz’in Almanca ilk baskısında yer alan çoğu tirenin İngilizce çeviride bulunmadığını belirtir – bu atlanmış işaretlerin simgelediği hayaletlerin İngilizce metinde dolanıp durduklarını, yokluklarında bile var olduklarını düşünmeden edemiyorum.)

Sebald’ın eseri fotoğraftan, kurgudan, akıldan hiç çıkmayan metinlerarası anıştırmalardan ve dikkat çekici bir düz yazı üslubundan faydalanır. Cümleler arasına yerleştirilen kısa sessizlik anlarıysa tuhaf olduğu kadar inceliklidir. Sebald’ın maksadı 20. yüzyılın soykırım kâbusuna yaraşan, yani bu korkunç olayları tarihin dışında duran bir sapma olarak değil de, tarihin bir parçası olarak gören ve onlarla hesaplaşan bir edebiyat yaratmaksa o zaman bu kısa çizgiler, sessizliğin dile gelmesine imkân tanıyan bu ufak işaretler, Sebald’ın üstlendiği muazzam görevi yerine getirmesinin bir yöntemidir. Sebald’ın eserlerinde ölüler, huzursuz birer hayalet olarak dolanıp durur. Ve bu kısa çizgiler onların –en azından bir an olsun – huzur içinde dinlenmelerine olanak tanır.

 Çeviren: Fulya Kılınçarslan

(Lithub)

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Steven Spielberg: "Herkesin bir hobisi..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

30 Aralık 2025

Uçuş Planlamasında Fiyat ve Konfor Den..

Uçak yolculuğu planlarken karar verme sürecinde çoğu zaman yalnızca bilet fiyatına odaklanılır. Ancak yolculuğun nasıl geçeceğini belirleyen unsurlar bununla sınırlı değildir. Uçuş saati, aktarma durumu, sunulan hizmetler ve seyahatin amacı gi..

Devamı..

Yeni Bir Yıl ve Zaman İllüzyonu

Murat Erdin

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024