Performans sanatı, işin fikirsel geliştirilmesinden sahada hayata geçirilmesine tamamen sanatçıyla beraber geliştirilen bir süreç: Eser bitmiş bir şekilde gelmiyor, hep gelişmekte.
Türkiye’de performans sanatçılarını ilk defa tek çatı altında toplayan Performistanbul’un eş direktörü Azra İşmen ile performans sanatına, platformun işleyişine ve performans küratörlüğüne dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Çağla Bölek: Öncelikle, Performistanbul’un kuruluş hikâyesini anlatır mısınız?
Azra İşmen: Kurucu direktörümüz ve performans küratörü Simge Burhanoğlu aslında Klasik Bale kökenli... Yüksek Lisans bitirme projesinde kurguladığı performans açık bir kamusal alanda hayat bulurken, bu proje sayesinde ‘an’da olana odaklanmak, didaktik ve akademik yapıdan uzaklaşmak istediğini anlıyor ve böylece performans sanatına yöneliyor. Türkiye’de performans sanatçılarını bir araya getirecek bir kurum olmadığını anlayınca Performistanbul’u kurmaya karar veriyor. Platform, performans sanatının iyileştirici ve birleştirici özelliğinden yola çıkarak ve performans sanatını tanıtma amacı ile kuruluyor. Performistanbul’un temsil ettiği on bir sanatçı bulunuyor. Bunun yanı sıra, proje bazlı çalıştığımız sanatçılar da var. Önce sanatçılar proje fikirleri üretip bizimle paylaşıyorlar sonrasında projenin teklifinin geliştirilirilerek mekân ayarlanması, küratöryel ve kavramsal çerçevesinin oluşturulması, prodüksiyonun takip edilmesi, kurumsal iletişimlerin sağlanması gibi konularla platformumuz ilgileniyor.
ÇB: 5-26 Ekim 2019 tarihleri arasında, Elgiz Müzesi’nde gerçekleştirilen Performans Odası: Üst Üsteperformans serisinden bahseder misiniz?
Aİ: Elgiz Müzesi’nin başından beri performans sanatına karşı destekleyici bir duruşu var. Beraberce bir performans serisi gerçekleştirmek istedik. Simge ile Elgiz Müzesi’ne gelerek yapılacak performanslar için mekânı inceledikten sonra bir performans odası oluşturmaya karar verdik. Üst Üste serisinin başlığıyla konusu sanatçıların üst üste bir odada birbirlerinin çalışmalarını takiben performans gerçekleştirmelerinden ve de Elgiz Müzesi’nin konumundan ileri geliyor. Maslak, plazaların yoğunlukta olduğu bir lokasyon ancak aynı zamanda hem bir sanayi bölgesi hem de sanatçı atölyelerini içinde barındırıyor. Tam da buradan yola çıktık ve bu doğrultuda oluşturduğumuz kavramsal çerçeveyi sanatçılarımıza sunduk. Her sanatçı bu kavramsal çerçeveden yola çıkarak kendi performanslarını geliştirdiler ve üç haftalık bir süreç boyunca dört sanatçımız dört ayrı performans gerçekleştirdi. İlk performans Ebru Sargın L.’nin dokuz saatlik Beyaz Bölge isimli performansı ile başladı. Sargın, odayı bir ofis ortamı olarak kullanmaya başladı ve yavaş yavaş bedenini, düşünce akışını özgür bırakarak odayı bedeniyle el geçirerek içindeki yüzeylere yazılar yazdı. Burası sadece sanatçı için değil, gelen bütün ziyaretçiler için de bir özgürlük alanına dönüştü. Onlar da sanatçıya hareket ya da yazıyla eşlik edebiliyorlardı. Ardından gelen sanatçı Selin Kocagöncü’ydü. Dönüştürülmüş mekânı devralan Kocagöncü alanı bir sanatçı atölyesine çevirdi. Atölyesindeki malzemelerle performansa özel topladığı kozmetik malzemeleri buraya taşıyarak normalleşme/güzelleşme kavramı üzerinden ilerledi. Güzelleşme tekniklerini deneyimledikçe bunları birer dataya çevirerek üretim sürecini ve buluntularını izleyiciyle paylaştı. "Kadın" sanatçı kimliğinden yola çıktığı performansta, sanatçının alanın girişine yerleştirdiği kartlarda güzellik ve güzelleşme edimlerinin bir kadının ne kadar zamanını aldığı gibi ironik dilde yazılmış bilgilendirici nitelikteki yazılarla feminist bir sorgulama alanı açıyordu. Tüm deney buluntularını arkasında bırakan Kocagöncü alanı üçüncü sanatçı, Gülhatun Yıldırım’a bıraktı. Yıldırım, odadaki yığılmadan oluşan ve çevrede var olan kaostan yola çıkarak, durup bir adım geri atarken izleyen konumuna geçti. Duvarla/betonla bir olarak durmayı ve alanla bir olmayı seçti. Serinin son sanatçısı Batu Bozoğlu da bu odayı tekrar bir müzeye ait bir mekâna çevirdi, tüm sanatçıların arkalarında bıraktıkları kalıntıları analiz ederek belgeleyip arşivledi. Absürd ve ironik biçimde âdeta bir müze araştırma görevlisinin çalışmasını sergiledi.



Üst Üste, Performans görüntüleri, Elgiz Müzesi (Fotoğraflar: Gülbin Eriş)
ÇB: Birlikte çalıştığınız performans sanatçılarından bahseder misiniz? Performansçılar nasıl bir eğitim alıyor?
Aİ: Birlikte çalıştığımız ve temsil ettiğimiz on bir sanatçımız bulunuyor: Aslı Dinç, Batu Bozoğlu, Dila Yumurtacı, Ebru Sargın L., Ekin Bernay, Gülhatun Yıldırım, İ. Ata Doğruel, Leman S. Darıcıoğlu, Mk Yurttaş, Özlem Ünlü ve Selin Kocagöncü. Türkiye’de performans sanatını okuyabileceğiniz bir bölüm bulunmuyor. Sanatçılarımızın çoğu, üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültesi’nden, Resim Bölümü'nden mezun. Çoğu sanatçı öğrencilik yıllarında kurguladıkları işlerde kendilerini performans yaparken buluyor ve sonrasında performans disiplinine kayıyorlar. Bedenin fiziksel sınırları üzerine çalışmayı seçen sanatçılar var, çalışmalarında tekrar gibi belirli kavramlar üzerine yoğunlaşan veya pratiği kapsamında performatif enstalasyonlar yapanlar var. Daha geleneksel ve bilinir olarak tabir edebileceğimiz resim ve heykel sanatı gibi performans da kendi içinde çok çeşitli olabiliyor.
ÇB: Platformunuzun bir galeriden farkı nedir? Nasıl bir pratik ile ilerliyorsunuz?
Aİ: Sanatçı temsiliyetimiz olsa dahi, oluşumumuzu galeriden ziyade platform olarak adlandırıyoruz ve kâr gütmeyen bir kurum gibi çalışıyoruz. Hatta bizim gibi kurumları “Bağımsız Sanat İnisiyatifi” olarak adlandıran SAHA sanıyorum ki bu yapıyı hem çalışmalarımız hem de sanat ortamındaki konumlanmamız açısından en iyi şekilde ifade ediyor. Platform, sanatçıların üretimlerine odaklanmalarını sağlıyor ve kariyer planlarında da yardımcı oluyor. Sanatçılar her zaman piramidin tepesinde bulunuyor. Aynı zamanda en başından beri bolca arşiv tutuyoruz. Tüm performanslar video ve fotoğraflarla belgeleniyor. Çünkü eğer bu arşivleri tutmazsak performanslar bittiğinde geriye yalnızca kişilerin belleğindeki anılar ve hisler (deneyim) kalıyor. Eğer o işe geri dönüp bakmak, incelemek, sanat tarihinden ona bir yer vermek istiyorsak, performans sanatını arşivlemek büyük önem teşkil ediyor.
ÇB: Performansçılar yaşamlarını nasıl finanse ediyorlar?
Aİ: Performans video ve görsellerinin satışı yapılabiliyor. Performans sanatının tekrar gerçekleştirilme hakkının satılması için kuruluşumuzdan bu yana çalışmalar yapıyoruz ve ilk defa bu yıl bir performansın telif hakkını sattık. Konuyu basınla d akısa sürede paylaşacağız. Bunun dışında sanatçılar, videoya ya da fotoğrafa çevrilen işlerini satabiliyorlar, kendileri atölyeler düzenliyorlar ya da koleksiyonerlerden destek alabiliyorlar. Hatta performans sanatçılarını düzenli desteklemek isteyenler için “Yaşam Desteği” adını verdiğimiz sanatçıya özel bir destek fonu oluşabiliyor. Bunların yanı sıra, kurulan iş birliklerinde davet eden kurumdan her performans projesi için hem bir sanatçı bedeli hem de Performistanbul için bir kürasyon bedeli talep ediyoruz. Ancak performans sanatında “para kazanmak” maalesef şu anlık halen çok zor.
ÇB: Performans sanatı küratörlüğü hakkında bilgi verebilir misiniz? Görsel sanat küratörlüğü ile farkları ve benzerlikleri nelerdir?
Aİ: Performans sanatında sergilemekte olduğunuz iş canlı – karşınızda bir insan var! Nesne/obje/madde – cansız bir bitmiş iş sergilemekle olan performans sanatının farkı işin sürece yayılarak onun içerisinde oluşuyor olması. Nesne olan sanat eserinde, o nesneyi muhafaza etmek ile yükümlüsünüz, ancak performans sanatçısında durum daha farklı: Performans sanatında sanat eseri bir insan. O insan acıkabilir, hasta olabilir, o anda kötü bir şey başına gelebilir ya da hayatını tehlikeye atabilecek bir iş yapıyor olabilir. Bir performans yapılırken ekibimizden biri her zaman sanatçının yakınlarında olarak ona eşlik etmek durumunda. Tüm olasılıkları ve tehlikeleri önceden düşünmek/ön görüp önlemlerimizi almak zorundayız. Performans sanatı, işin fikirsel geliştirilmesinden sahada hayata geçirilmesine tamamen sanatçıyla beraber geliştirilen bir süreç: Eser bitmiş bir şekilde gelmiyor, hep gelişmekte.

Bu Bir Performans Değildir sergi afişi, Daire Sanat
ÇB: Peki, sizce performans çıktısı ayrı bir sanat eseri midir?
Aİ: Bu bizim tartışmaya açık bıraktığımız bir konu. 2018 yılının sonunda, Daire Galerisi'nde Bu Bir Performans Değildir isimli bir sergimiz oldu. Burada sanatçıların performanslarından çıkan veya performanslarında kullandıkları objeleri sergiledik ve her birinin yanında sanatçıların işleriyle sergiye özel hazırlanmış audio kayıtlar vardı. Bu kayıtlarda, sanatçılar o nesnelere bakarken ne hissettiklerini ve düşündüklerini anlatıyordu. Bu konuyu o sergi de sorguya açtık. Sanat eseri sanatçının kendisi mi, performans nesnesi mi ya da hepsi mi? Performans kalıntıları ve dokümantasyonu arşiv mi eser mi? Hem uluslararası sanat sahnesinde hem de ülkemizde halen tartışmaya açık olan bir konu. Örneğin, yakın zamanda Arter’de Selen Ansen’in küratörlüğünde gerçekleşen Kelimeler Pek Gereksiz sergisinde Rebecca Horn, Mehtap Baydu ve Allan Kaprow gibi bir çok sanatçının “performans kalıntılarının” veya belgelerinin sergilendiğini görebiliyoruz.

PCSAA Arşiv alanı güncel görüntüsü (Fotoğraf: Gülbin Eriş)
ÇB: Son olarak, oluşturmakta olduğunuz performans kütüphanesinden bahseder misiniz?
Aİ: Galata’da Performistanbul Canlı Sanat Araştırma merkezimiz var ve burada performans sanatı odaklı bir kütüphane ve arşiv oluşturuyoruz. Yaklaşık beş yüz uluslararası sanatçı ile birebir iletişim kurarak onların ellerindeki poster, fotoğraf, video, yazı, katalog ve kitapları toplamaya çalışıyoruz. Aynı zamanda alana finansal destek bularak dünyanın önemli performans sanatı temsilcileri (sanatçı, akademisyen, küratör) olan Lois Keidan, Vest&Page, Marilyn Arsem ve Adrian Heathfield’den oluşan danışman kurulumuz ile oluşturduğumuz bir kaynak listesini toparlamaya çalışıyoruz. Salt Kütüphanesi’nin direktörü Sezin Romi’den de başlangıç sürecinde danışmanlık aldık ve elimizde yeteri kadar kaynak biriktiğinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Londra bazlı LADA’yı (Live Art Development Agency) model alarak kurumla çeşitli iş birlikleri yapıyoruz. Son olarak, bizimle yüz elli parçadan oluşan ve kırk beş sanatçıyı kapsayan bir dijital arşiv paylaşımı yaptılar. Destek toplamaya çalışıyor ve bağışçılar arıyoruz; performans sanatı konulu kitap bağışları ve yazılan tezleri de topluyoruz. 24 Aralık 2019 itibariyle kütüphanemiz randevu ile Salı günleri ziyaretçilere açıldı. Umuyoruz ki bu kaynakları sanatçılar, akademisyenler ve küratörler doğru şekilde değerlendirip çalışmalarına en kısa sürede dahil etmeye başlarlar. PCSAA’nın bir parçası olarak, yabancı kaynakları Türkçeleştirmek hedefiyle şimdilik online bir platformdan okuyucularla buluşan Performistanbul Yayınları’nı da kısa bir süre önce hayata geçirdik. Burada performans sanatını temeline alan akademik makaleleri çevirerek yayınlıyoruz.
Tüm bu çalışmalarımızı Galata’da bulunan altı katlı binamızda gerçekleştiriyoruz. Umuyoruz ki 2020 yılı itibariyle bu alanda canlı sanat konuşmaları, buluşmaları, okumaları, gösterimlerinin yanı sıra performans sanatçılarına özel rezidans programlarını da hayata geçireceğiz.
Performistanbul hakkında daha detaylı bilgi almak ve gelecek projeleri takipte kalmak için https://performistanbul.org/ adresini, Performistanbul Yayınları’ndaki Türkçeleştirilmiş makaleleri incelemek için https://www.performistanbulyayinlari.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
İhtiyaç: Sen projesini incelemek için https://www.ihtiyacsen.com/ adresine göz atabilirve https://www.instagram.com/performistanbul/hesabını takip edebilirsiniz.
Fotoğraflar: Performistanbul ve sanatçıların izniyle.






