Soluk mavi ışık, gözlerimin alabildiği tüm çevreyi sarmış. Akşam saatlerinde güneşin kararmasına yakın bu mavi ışığın kâinata çökmesiyle içimde oluşan heyecanı ve mutluluğu tarif etmem biraz güç. Böylesi bir mavi ışığın hâkimiyeti altındaki evrende zamanın ve güzelliğin su gibi aktığını tüm hücrelerimle hissederdim. Hatta daha da kötüsü bu mavi ışığın gelip geçici olduğunu bilmek kendi kaderim hakkında da endişelenmem gerektiği konusunda bir uyarı bir işaret gibiydi.
Dünya sessiz içim renksiz... Bu çorak karanlığımı aydınlatacak bir garip tesadüfün bana ansızın rastlamasını beklerken gözlerimin, alın yazıma boyun eğişine şahitlik etmeye hazırlıksız yakalandım.
Şikâyetim pek yok aslında, cüretkâr günahlarım dışında mavi ışıksız dünyaya başka bir gözle; birazcık öfkeyle bakarım. Kaderin bana sunduğu ilahi plana sadık bir asker gibi bağlı kalmak yerine aklımı çok fazla yıprattım. Kıvrılan ışıksız sokaklarda bir gölgenin bir ruhun sessiz, selamsız, duraksız kaçışına benzer bir havayla ürperdim.
Yine o sevdiğim, eşsiz soluk mavi ışığın dünyayı sardığı bir akşamda ezberimin zayıflığının imdadına gözlerim yetişmişti. Şu geçip giden gündüzün, şu mavi ışığın sanki acelesi varmış gibiydi. Bense hep olduğum yerde sakin bir olgunluk içinde dünyadaki yerimi haddimi aşmadan hatırlamaya çalıştım.
Kederli hatıraları anıp sonu felaket bir geceden sağ kurtuldum. Aklımın kalbimle birleştiği yerde içime sıkışıp kalmak ne türden bir acıydı. Soluk mavi ışığın içinde büsbütün kaybolduğum bir hikâyenin sonunda mutluluğum yüz çizgilerimin sınırlarını zorlayacaktı.
Bırak öyle kalsın, yalnızlığımın öğretici dersinde yorganım üstümde tavanı izleyen gözlerimde sanrılar hâkim. Mavi dünyamda bir akşamüstü bırak artık lütfen öyle kalsın. Gösterişli bir ışık cümbüşü bana inanılmaz bir tat verirken geç kaldığım neler varsa hepsine aklımı, sırtımı ağlarken döndüm.






