Yalçın Tosun’un öyküleri bizi kadın-erkek ilişkileri, aile bireyleri arasındaki ilişkiler, öteki ile toplum arasındaki ilişkiler üzerinde düşündürüyor uzun uzun. Toplumumuzda çoğu kesimde tabu olarak görülen cinsellik ve cinsiyetçilik kavramları üzerine de cesurca, sorunun özünden bakmayı ve göstermeyi bilen bir yaklaşımla yazıyor öykülerini.
Yapı Kredi Yayınlarından 2020’de çıkan Mesafenin Şiddeti Yalçın Tosun’un okuyucusuyla buluşan son öykü kitabı. Deneysel bir metin olan, Bilge Karasu metinlerindeki tadı çağrıştıran “Makaslar” ile başlayan öyküler, mesafe ana teması etrafında baba-çocuk, anne-çocuk, aile ilişkileri, akranlar arasındaki zorbalıklar, yanlış anlaşılmalar, farklı cinsel eğilimler ve ötekini anlama çabası içinde buluşturur okuru.
Yanı başımızda duran fakat çoğu zaman görmezden geldiğimiz yaşamlar serilir gözümüzün önüne. Kimi zaman bir mahalle arasında kimi zaman bir konser salonunda ya da metroda. Kimlik, cinsiyet, ırk gibi kavramlar sorgulanırken bir yandan da bu kavramlar karşısında tavrımız da sorgulanıyor. Ele alınan konular birbirinden farklı olsa da mesafenin yarattığı şiddet tüm metinlerde gösteriyor kendini.
Yalçın Tosun’un öyküleri bizi kadın-erkek ilişkileri, aile bireyleri arasındaki ilişkiler, öteki ile toplum arasındaki ilişkiler üzerinde düşündürüyor uzun uzun. Toplumumuzda çoğu kesimde tabu olarak görülen cinsellik ve cinsiyetçilik kavramları üzerine de cesurca, sorunun özünden bakmayı ve göstermeyi bilen bir yaklaşımla yazıyor öykülerini.
Mesafenin Şiddeti, on altı öyküden oluşmaktadır. Kitap ismini kitapta yer alan bir öyküden almaz. Adı, tüm öykülerde kendini hissettiren mesafe kavramından gelir. Soyut bir kavram olan mesafenin farklı karakterlerde somutlaşmış halinden.
Kitabın ilk öyküsü olan "Makaslar"da kesen, ayıran, uzaklaştıran bir varlık olarak karşımıza çıkar makas. Baba ve oğulun arasındaki dikendir bir bakıma.“Hep makaslar, makaslardan oldu baba,” diye özetler öykünün sonuna doğru aralarındaki uçurumu çocuk.
"Rüya Fotoğrafçısı"nda oğlunu kaybeden anne betimlemesi, dilin ulaştığı noktayı göstermek açısından da önemlidir:
“Çocuğu ölen anneler başka bir şeye dönüşürler, ağaç, bulut, toprak gibi bir şeye. İnsandan öte, yüreği dağlanmış olmasına rağmen duyuşu herkesten derin, korkutucu ama bir o kadar narin bir yaratıktır o artık. Saydamdır gözkapakları, sanki hiç uyumazlar. Ama içleri geçiverirse bir ara, hani gecenin sabaha ulaşacağı o kısacık anda, biraz kayarlarsa bilinmezin alevli gayya kuyusuna…” (s.31)
Sözcüklerin özenli ve titiz seçimi de gözden kaçmayan bir unsur öykülerin her birinde. Bu durum "Biraz Rakı Biraz Votka" öyküsünde de kendini gösteriyor:
“Sevmeyi hiç öğrenmemişlerin geçirdikleri beyhude yılların selintisi vardı sağında solunda” (s.57).
Kitabın son öyküsü "Çok Üşüyen Kadınlar"da ise bildik ama çözümsüzlüğe giden ilişkilerden dem vuruyor:
“Dokunmanın tek kişilik bir eylem olmadığını anlaması için bunca yıla ihtiyaç duymasına hayıflanıyor” (s.113).
Yalçın Tosun’un son kitabı da diğer öyküleri gibi dilsel bir şölen sunuyor bizlere, geride leziz bir tat bırakarak.
Yalçın Tosun, Mesafenin Şiddeti, Yapı Kredi Yayınları, Temmuz 2020






