Mısır Apartmanı
19 Kasım 2019 Öykü

Mısır Apartmanı


Twitter'da Paylaş
1

Beyoğlu İstiklâl Caddesi’nin güneşi zor gören kalabalığı arasından sıyrılarak, San Antuan Kilisesi'ni geçip Mısır Apartmanı’nın önünde durdum. Başımı yukarı kaldırınca hayranlık duyduğum binaya biraz burkularak baktım.  Zamanında ünlü isimlere ev sahipliği yaptığını bildiğim mazisi geniş, kendi hayli görkemli bina şimdilerde biraz yıpranmıştı sanki. Sanatın günlük yaşamın bir parçası haline gelmesi için çalışan 19.yy sanatçıları, el emeği olanın göz önünde durmasını isteyerek böyle ihtişamlı yapılar yapmışlardı. Bu bina da 1905 yılında  Mısır Eyaleti yöneticilerinden  Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni asıllı mimar Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştı. Az çok bilgi sahibi olduğum Mısır Apartmanı’ndan içeri girdim.

Mermer basamakları yavaş adımlarla çıktım.  Belki tarihi binalara olan ilgim çok küçük yaşlardan beri olduğundan buraya girince o geçmişi bana yaşatsın ben hissedeyim istedim. Davetli olduğum yemek organizasyonu için birinci kattaki Marmara Lokali'ne girmeliydim. Ama ben orayı geçip üst katlara doğru çıkmayı tercih ettim. Ferforje tırabzanlara dokundum. Kimler çıktı bu merdivenlerden acaba, diye sordum sessizce. Yukarıdan gelen bir ışık huzmesi gözümü kararttı.  Ayağım basamaklardan birine takıldı, sendeledim. Bir toz bulutu etrafımı sardı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken yanımda beyaz elbiseli yaşlıca bir kadın olduğunu fark ettim. Hafifçe bana gülümsedi.

"Ne öğrenmek istiyorsun? "diye sordu. Sesim titreyerek cevap verdim.

"Apartman, " dedim. "Neler gördü geçirdi acaba?"

Etraf sisler içindeydi, kadının sesini duyuyordum ama kendisini seçmekte zorlandım.

"Meraklıları gelince mutlu oluyoruz," dedi.

Kim olduğunu sormayı unuttum o an. "Biz", dediği kimler onu da sormak aklıma gelmedi.  Hemen konuya girip anlatmaya başladı yaşlı kadın.

“Abbas Halim Paşa'nın ardından kızları, bu özel apartmanı 1940 yılında şeker kralı Hayri İpar'a sattı. Çok özel balolar, toplantılar  yapıldı o zamanlar. Güzel günlerdi… Sanatı doya doya yaşadı, sanat galerisi oldu. Uzun yıllar ünlü isimlere ev sahipliği yaptı. Çok kıymetli insanlar gelip geçti buradan. Sonra bir dönem iş merkezi oldu. Pek mutlu değildik o zamanlar. Bizler bizi anlayan, geçmişe saygı duyanlarla yaşamayı severiz bu apartmanda. Gelen geçen girsin çıksın istemeyiz. Doğumundan bugüne çok ses getirdi burası senin anlayacağın."

“Kimler yaşadı burada?” diye sordum. O sırada sessizlik oldu. Sislerin arasından biri göründü. Yavaş adımlarla, hayli sessizce indi merdivenlerden. Yanımdan geçerken seçtim yüzünü. Mehmet Akif Ersoy olduğunu gördüm.

"Hocam,” diye seslendim.

Neden böyle seslendiğimi bilmeden.

"Sizi gördüğüme çok sevindim."

Hayli düşünceli görünüyordu. Hiç konuşmadı. Hafifçe gülümsedi, sonra sislerin arasında kayboldu.

"Pek konuşmaz," dedi yaşlı kadın.

"Neden?"

"Kalp kırıklığı."

Tabii ya! Kurtuluş Savaşı’nda  yazılarıyla, şiirleriyle, konuşmalarıyla  halkı cephelere koşturan, milli mücadelenin kahramanlarından biri olan büyük şairimiz, yalnızlığa terk edilmişti Cumhuriyet'in ilk yıllarında. Savaştan sonra kara bulutlar dağılıp ortalık aydınlanırken kimse yanında olmayınca hayal kırıklığı içinde sessizce ölümü beklemişti burada.

"İlgi bekliyor apartmanımız," dedi kadın. "Önemsenmeye, daha iyi bakılmaya ihtiyacı var. Tarih var burada, yaşanmışlıklar var. Sahip çıkılmalı..."

Aşağı katlardan sesler yükseldi. Belli ki kalabalık bir kadın grubu lokalden içeri giriyordu. "Gitmem gerek" dedi yaşlı kadın. Sisler dağıldı, kim olduğunu öğrenemeden kayboldu gözlerimin önünden.

Yalnız hissettim kendimi bir anda. Tuhaf bir hüzün kapladı içimi. Yavaşça indim merdivenlerden. Kalabalığa karışıp Marmara Lokali'nden içeri girdim.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Atilay Erdiman
Mükemmel
3:50 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR