Murat Nergiz: "Gündelik hayatın kılcal damarlarına sızmamış şiir yazılmasa da olur."
31 Ekim 2019 Söyleşi Şiir

Murat Nergiz: "Gündelik hayatın kılcal damarlarına sızmamış şiir yazılmasa da olur."


Twitter'da Paylaş
0

Murat Nergiz şair ama daha bir şiir kitabı yayımlanmadı. Ona göre bunun nedenleri elbette var. Kitabı olmayan bir şairin gözden uzak olması da gerekmiyor. Biz de Murat Nergiz ile bunun için, onun şairliği hakında konuştuk, şiirleriyle birlikte.

Bugünse kalp kırıklığını sürekli kılacak ıssızlıktan uzakta yaşadığımızı söylemeliyim.

Taylan Ayrılmaz: Seni tanıyalım istiyorum; ama istersen kendi izlenimimden yola çıkarak başlayalım. Sürekli ayakta, diyalog ve ilişki halinde insanlara dokunarak temas halinde insanlarla konuştuğunu görüyorum. Şairlerdeki tevekkül ve hırıltı sende yok. İşsizlikle alakası yoksa ne olabilir?

Murat Nergiz: Ben senin bildiğin şairlerden değilim (gülüyor) eser miktarda tevekkül hırıltı, bulunur. Doksanlı yıllarda Kadıköy'de Mustafa Köz'ün Yazı isimli bir kahvesi vardı. Arif Damar sıklıkla ordaydı. Takım elbiseli, güleç ve cıvıl cıvıl bir delikanlı vardı. Şiir yazıyordu. Ama hiç şiirini okumadığım için çok pişmanım. İsmini de unuttum. Çünkü Arif Damar'ın anıları, hatırladıklarıyla meşguldüm. Melih Cevdet'le yaşadıklarına meraklanmıştım. Ama kendime geldim geleli çok konuştuğum doğrudur. Hele garsonluk denilen meslekte konuşurken fındık kabuğunu doldurmayan meselelerden Hindistan'a uçmayı öğrendim.

TA: Çok konuşuyor olman mesleki dezenformasyon mu?

MN: Hayır (gülüyor)! Dişlerim uzun olduğu için. Süreklilik haliyle dezenformasyona hizmet eder. Yaptığım işin sıkıcılığını anca iletişimle seyreltiyorum. Koşullu, ezberden topluca bütün kalıplara hücum etmek için inanılmaz bir fırsat. Asıl dezenformasyon mekânın gücüne yaslanan kolpa garsonlar. Benimki eğlenmeyi, hafiflemeye yönelik bir tek kişilik komik-atak.

murat nergiz

TA: İnsanlar çok konuşmandan memnun mu?

MN: İkiye ayrılır her zaman. Muhataplığın konusu başrolde. Çocukken babam sıhhi tesisat işlerine giderken beni çırak olarak yanında götürürdü. Bir sabah uyandım babam gitmiş. Annem “büyüklere laf soktuğum için babamın beni işten attığını” söyledi. O günden susabilirdim ama konuşmayı tercih ettim. Zamanla neyi ne kadar konuşabileceğinize dair gözleminiz, deneyiniz, deneyiminiz oluyor. Mesela İbrahim Edip adında karizmatik bir İskoç balıkçısı şiirlerimi sevdiği için Ahmet Soysal'a götürdü. Ahmet Bey şiirlerimi sevdiği için tanıştık. Onca emek, onca birikimiyle karşımda Titanik gibiydi Ahmet Soysal. Ne diyeceğimi şaşırdığım için Fransız kadınlarının güzelliğinden açtım konuyu.

Utangaçlığımı, tembelliğimi anca böylesi mutlak hükümlere varamayacağız bir alana yönelterek saklayabilirdim kofluğumu (gülüyor).

Norgunk Yayınlarının sahibi Alpagut Gültekin Bey Aç Yazı dergisinin 4 ve 6. sayısında 3 şiirimi yayınladı. Karşılaştığımızda sütlü nuriye gibi kalakalıyorum.

Belki de yaptığım işlerden dolayı. Vestiyerlik, kahvecilik, tiyatro oyunculuğu, inşaat işçiliği, reji asistanlığı, seyyar satıcılık, kitapçılık, garsonluk vs...

TA: Bütün bu süreçlere içsel olan bir de şair ve şiir yanın var;  Şairin ve şiirin yolları nasıl keşişti?

MN: Uzun zaman şiirsiz bir şair gibi yaşadım. 16metrekare Yayınları’ndan "Polina Butterflay'a Mektuplar" kitabımın basılacağı kesinleşince, sevinçle: 23 anlam ve bütünden sıyrık şiir yazıp dostlarıma göndereceğim diye, düştüm şiire. Şiir başka bir yanıma saklanmış değil. Hayatımın merkezinde yaşar. Cyrano de Bergerac oyununda; Cyrano kötü bir oyunun oynanması için tüm oyuncuları, seyircileri, baronları karşısına alır. Ve son kese parasını sahneye atar ve bu durumdan etkilenen satıcı kız elindeki tepside sattığı kek üzümlerden ücretsiz ikram etmek ister; ama Cyrano de Bergerac bir salkım üzümden bir tek üzüm alır. İşte bu inceliktir yolum. Gündelik hayatın kılcal damarlarına sızmamış şiir yazılmasa da olur. En iyi dizelerim hayatın türlü karşılaşmalarına karışır. Artarsa bulur  kâğıt karşılığını.

I NANA

İnsanın ikinci bir işi olmayınca

Nasıl şişiyor aşk hikâyeleri

 

Bu gece ilk tavuktan sana uçtum

Yıldızlar yerlerini şaşırmıştı

Ay yaka silkiyor şairlerden

Kırmızı kiremitler güvenli olmasına

Aldırmadan, bir ressamdan yardımıyla

 

Tuhaf keçi dikliklerinden

Bir uzaklık buldum

Yalnızca ikimiz için bir boşluk

Yakınlık üstüne onca şarkılar, filmler, hikayeler

Boşver bütün yakınlıkları Nana

Var mısın uzaklığa

 

Ah Nana!

Kendisiyle baş başa kalınca bile

Ne çok şey kırıp döküyor insan.

murat nergiz

TA: Şair olarak şiirlerinde “varlığı” nasıl duyumsarsın?

MN: Vizesiz rahatlıkla tek dolaştığım dünya şiir. Her şeyin çok anlamlılığa göz kırptığı bir çağ; bu yüzden bir şeftali hınzırca gülümsetebilir meyve tabağında. Arzu ile elma birbirinin evinde oturabilir.. Başparmağı insanın tarihine dağlar aşırtan bir kanada benzetilebilir. Annem gibi açılan kapılar tanıyorum; babam sanki uçsuz merdivenler. Bu yüzden hiçbir şey kendi olmak zorunda değil şiirimde. İmkânsız olanın en çok nefeslendiği coğrafya benim için şiir. Ki şair nerde geziniyorsa şiiri de oradan horozlanıyor, havlıyor, sayıklıyor dünyaya. Bazen söylemeye heves ettiğin yolunu şaşırabilir

V GÜLÜM NANA

Dandini çocuklar kümelenmiş

Kat kat katlanıyorlar birbirlerine

Evlere doğru çekerek bayrakları

Eğlendikleri su götürmez

Ama topluca ağladıkları düşmemiş kayıtları.

TA: Hesapta olmamak şiire ve sanata dahildir o zaman?

MN: Çünkü tez yazmıyorsun; şiir yazıyorsun. Serüvenle oynaşıyorsun. Sürpriz için bir parça boşluk bırakmalısın kumaşta. Yoksa mühendislik harikası bir tekdüzelikten gebe kalır şiirin. O tanrısal kontrolü yakıştıramıyorum kendime. Dünyanın içinde bu denli şaşkınken; şiirimi nasıl cetvelle düzeltebilirim. Elbette kehanete, çokbilmişliğe yer yer çiçeklendiğim olsa da acemiliği elden bırakmamanın derdindeyim. Bir öpüşle ikiye ayrılabilir bir şehirler varken.

TA: Okuduğum şiirlerinde süreksizlik var,; geçişler kesik? Yaşantı ile şiirlerin arasında da bir süreksizlik var gibi?

MN: Sovyetler dağılınca haliyle bizde yenik sayıldık. Hazır ve koca motivasyon dağılınca herkes evine, işine, dinine, futbol takımına döndü. Masa devrilince iskambiller gibi uçuşup, karıştık belirsizliğe. Bu yüzden iki binden öncesi çok uzağına düştü şiirin. 1980’den daha net görünmeye başladı 1950'liler. Olanca tek başına, dağınık, kesintili, sıçramalı bir dönem. Politik doğruculuğun, büyük dertlerin şiirde ve genel olarak sanatta ağırlığı kaybettiği bir dönem. Hatta kıvam arttırıcı süse yazıldığı bir dönem. Murakami, Tarantino, Orhan Pamuk'un ortak ve belirgin kılan da bu dönüşüm. Büyük dertlerin aşırılığı sırıtmaya başladı şiirde. Artık yeni kıral burukluk, küçük çizikler, içe doğru dökülen yaşlar, küçük sevinçler. Bir Attila İlhan, Ahmed Arif, İsmet Özel şiiri okurken araya girmeniz imkânsızdır. Büyük, görkemli, yetkin şiir olduğunu iliklerinize işler. Gıkını çıkartacak mecalin kalmaz. Elbette yaşadıkları dönemin sorumluluğuna dört elle sarılmaları haliyle görkemli kılıyor seslerini. Bugünse kalp kırıklığını sürekli kılacak ıssızlıktan uzakta yaşadığımızı söylemeliyim. Dün yaşadığın büyük acı; bugün şehrin curcunasında yolunu şaşırabilir. Sosyal medyayla değişim dönüşüme tabii olan ilişkilerimiz haliyle şiirde de bir karşılık buluyor kendine. Üstelik kırık, eksik, kesintili, belirsiz olanın okurun katılıma heveslendirdiğini düşünüyorum. Gerçek bir acının karmakarışık şeyler, seslerle örülü olduğunu sezerim kendi acımı düşündüğümde.

Mozart'ın Requem'i gibi. Gülümseyen bir şey o yaslı ezgide. Tatlıya minnacık konan tuz gibi. Şiirimin: Yaşantımın kesik, kopuk, tuhaf, boşluklu yanına yakın olmasıdır gayretim. Kendi dürüstlüğünü aramalı insan. Tv'de Lale Müldür'den dinlediğim Ece Ayhan'ın "Bir Fotoğrafın Arabı" şiirini dinleyince çarpılmıştım. Hiç anlamamıştım ama derinlemesine düştü içime o şiir. Gidip kitabını aldım ertesi gün. Anlamasam da durmadan okurdum. Merhem gibi sürünürdü yalnızlığıma. Bir benzeri yoktur Ece Ayhan'ın. Diğerlerine yakıştırılabilir (gülüyor).

TA: Yaşantı süreçlerindeki gün görmüşlüğün akıllara şöyle bir soru düşürebilir: görmüş geçirmiş olmak, yani  “yaşantı” iyi bir şiirin garantisi midir?

MN: Öyle olsa bütün uzun yol şoförleri alim olurdu. Elbette yediğin elma, sarıldığın insan besler şiiri. Ama aslolan otopsi ve hünerdir. Tek bir ayrılığın sıkı otopsisi ömür boyu yeter kimine. Küçücük bir haksızlıktan bir rejimin zorbalık rejimi olduğuna büyük ayna tutabilir kimi.

TA: Bir zaman şairdin, şiirin yoktu; şimdi ikisi de var; ama şiir kitabın yok?

MN: Ressam ve şair mösyö Komet'ten yardım isterim (gülüyor). Çünkü yağmurlu bir günde müşterinin şemsiyesini izinsiz alıp "Türk resmi yağmurda kalmamalı" diye uzatmıştım kendisine. Aç Yazı dergisinde şiirim yayınlanınca; acaba ömür boyu yalnızca Aç Yazı dergisine şiir göndereyim istedim. Lakin âşık oldum ve bu nedenle uzun süre şiir yazmak gelmedi içimden. Şairlerin bile şiir kitabı almadığı ülkede elbette yayınevlerinin bu konuda seçiciliği anlaşılır. Daha bir dosya haline getirip bir yayınevine sunabilecek hevesten uzağım şu sıra. Sevdiğime kavuşayım, ona da sıra gelir. Önce aşk.

TA: Bir önceki soruyla bağlantılı olarak ”Kitapsız Şair”in son sorunun altına bırakacağı şiiri hangisi olurdu?

MN: Bilemedim. "Hastayım Sana" olabilir.

Şekerciler geldi

Sayıları yüzünün toplamına sıfırlayıp

Ağzının suyuna neşterle bir olanak

Gülcü Ahmet’in ta oraya ıslanıp durdu

Ekmeğin fırına dayanamadığı kızarıklık

Kokulara saldı ateşin körlüklerini

Bir kömürlük zelzelesine ayıldı eşraf

Çillediler bütün kâğıt paraları

Derya ha bire yüklendi kıyıya

İçimizde uçurtma seferberliği

Tepeliklerin oraya kadar bir rüzgârla

Saldık ne kadarı kötülük bilmeden ağırlığı

Başörtülü anneler uçtu ilkin

Sayısız dayımız, dedeleri üflediler kasketlerinden

Sonra çoğunluk dadandı boşluğa

Tavuk ve babalarını unutup.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR