Nabokov’un Deneyimi Rüyaların Geleceğin Habercisi Olduğunu Öne Sürüyor...
29 Kasım 2018 Edebiyat

Nabokov’un Deneyimi Rüyaların Geleceğin Habercisi Olduğunu Öne Sürüyor...


Twitter'da Paylaş
0

Demek ki, rüyalar gelecek günlerde hayatımızda neler olacağını tam olarak göstermiyor.

Vladimir Nabokov, 1964’te üç ay boyunca, rüyaları ve gündelik yaşantısı arasındaki ilişkiyi araştırdı.

Antik çağlardan beri rüyalar bilmece gibi gizemli bulunmuştur. Bugün bile, gördüğümüz rüyalarda karşılaştığımız görüntüler bizi şaşırtmakta ve kafamızı karıştırabilmektedir. Bu nedenle, dolaylı ve dolaysız anlamlarını sorgulamaya yönlendirir.

Tarih boyunca çeşitli zamanlarda rüyalar, antik dönemde tanrılardan, modern düşünceye göre insanın iç dünyasından ama aynı zamanda kendisinden mesajlar olarak dikkate alındı.

Bildiğimiz kadarıyla, pek çok filozof, tanrıbilimci, yazar ve düşünür, birçok sıradan insanla birlikte, rüyaların sadece sembolik olsa bile gelecekteki bazı olayları açıklayabileceğine inanmışlardır. İbrani geleneğinde Firavun ve Daniel’in rüyaları muhtemelen kehanet değeri en iyi bilinen örneklerindendir. Kendi zamanımıza daha yakın bir zamanda, J.W. Dunne An Experiment with Time – Zamanla Deneme adlı kitabından (Borges, James Joyce, T.S. Eliot ve yanı sıra Aldous Huxley tarafından hayranlık duyulan) rüyaların niteliğinin savunmasını alıntılayabiliriz, ve bu rüya, zamanın diğer boyutlarında yer almanın bir yoludur.

vladimir nabokov

1964 yılında, Vladimir Nabokov bu kuramın doğruluğunun araştırılmasına üç ayını adadı. Her sabah, uyanır uyanmaz yaşamayı sürdüren rüyalarını disiplinli ve ayrıntılı biçimde not defterine işledi. Takip eden günlerde, not defterine geri dönüp notlarını gözden geçirerek gündelik hayatı ile uykusunda sunulan arasında bir bağ bulmaya çalıştı. Böylece, her rüyanın uyarıcı niteliğini ortaya koymayı denedi.

Kayıtlarının sonunda, Nabokov rüyaları ile hayatının gelecekteki olayları arasında güvenilir bir bağlantıya hiçbir zaman ulaşamadı. Ancak bazı editör ve akademisyenlere göre bu egzersiz hatırlama yeteneğinin güçlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Bu daha sonra, o döneme ait bazı hikâyelerinin ve romanlarının temeli olacaktı (ve tabii ki, Konuş, Hafıza adlı otobiyografisinin de). Öte yandan, rüyaların diliyle sürekli temas halinde olması yaratıcılığını özgürleştirmiş ve bir anlatının zamansal ve kendine has mantığında daha fazla oynamasına teşvik etmiştir. (1965’te yayımlanan Ada ya da Arzu’da da görüldüğü gibi).

Nabokov’un yaşamının bu bölümü, rüyaların belki de beklediğimiz kadar gelecekten “haber vermediğini” gösteriyor. Demek ki, rüyalar gelecek günlerde hayatımızda neler olacağını tam olarak göstermiyor. Ancak daha dikkatle bakarsak, bir şekilde geleceği yapılandırma kapasitesine sahip olduğunu düşünebiliriz. Nabokov rüyaları üzerinde çalışarak, dolaylı olarak, gelecekte belirli çalışmaları gerçekleştirmesine imkan sağlayan beceriler kazandı.

Belki de, rüyalara ilişkin her şey gibi, değerini tam olarak kavrayamadığımız, ancak hayatlarımızı aynı şekilde etkileyen bir işarettir.

Çeviren: Bige Süslü

(Faena Aleph)


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR